|
|
 |
 |
Okunma |
|
30 |
PİSİDİA
Kabaca konuşacak olursak, Pisidia batıda ve kuzeyde Frigya ile, doğuda İsaura
(Lycaonia) ve güneyde Likya ve Pamphylia ile çevrili dağlık bölgedir. Bu
topraklar, aşağı yukarı Türkiye’nin Göller Bölgesini ve Antalya’nın kuzeyindeki
dağları içine alır. Bu bölgedeki araştırmalar ve kazılar bölgenin tarih öncesi
zamanlardan beri yerleşim yeri olduğunu gösterir. Elimizdeki buluntulara göre,
bölgedeki ilk yerleşimlerin tarihi Üst Paleolitik evreye kadar uzanmaktadır.
Çoğunlukla ovalarda ve doğal yükseltilerde bulunan höyüklerden ve insanların
yaptığı doğal tepelerde bulunan höyüklerden ve insanoğlu tarafından yapılan
yüksekliklerden kültürlerin gelişimini takip etmek mümkündür. Bu durum,
özellikle Burdur’un 25 kilometre güneybatısında Hacılar Höyüğü için geçerlidir.
Hacılar sadece bu bölge için değil aynı zamanda tüm Anadolu tarihöncesi bilimi
için de önemli bir yerleşim yeridir. Burada 1957’den 1960’a kadar İngilizler
tarafından yapılan kazılar, Anadolu’nun geçmişinin bilinmeyen dönemlerini
aydınlatmıştır; burada keşfedilen kültürün o döneme ait diğer kültürlerden üstün
olduğu ve kendi yaratıcı özelliğinin olduğu ispatlanmıştır. Hacılar’da dokuz
yerleşim katmanı saptanmıştır ve karbon 14 testlerine göre bunların hepsi M.Ö.
5600 ve 4750 arasındaki döneme uyar. Buna ek olarak, bunların altında M.Ö. 7000
yıllarını işaret eden A-seramik Neolitik kültüre ait kalıntılar ortaya
çıkartılmıştır. Hacılar’dan çıkartılan en ayırt edici kalıntı fırınlanmış kilden
yapılmış kadın figürleri serisidir. Oturan, uzanan ve çocuk taşıyan kadın
figürleri gibi farklı bu figürlerin hepsinde dolgun göğüsler vardır ve cinsel
organları açıkça betimlenmiştir. Bu figürler, Anadolu kadınının doğurganlığını
ve bereketini sembolize eden Ana Tanrıça ile özdeşleştirilebilir.
Hacılar bölgesindeki bir araştırmada, geniş bir yerleşim alanında ortaya
çıkartılan 30 tepecik buranın M.Ö. 3. bin yılın sonlarında yoğun bir yerleşim
yeri olduğunu kanıtlar. Tarihsel süreçte Pers hükümdarlığının ortalarına kadar
Pisidia’dan söz edilmemiştir fakat Helenistik dönemde yerleşimde kısmi bir artış
olmuştur. Prehistorik dönemde görülenin aksine, bu dönem süresince yerel halk
dağlara çıkarak buralarda kurdukları şehirlerde yaşamışlardır. Savaşçı bir ruha
sahip olan Pisidia insanları devamlı olarak yıkıcı hilelere başvururlardı.
Özgürlük aşkları dağlarda yaşayan Pisidia insanlarını tek bir devlet altında
birleştirmeyi her zaman engellemiştir. Hiç şüphesiz, arazinin kantona uygun
yapısının da bu hizipçiliğe katkısı olmuştur. Pisidia halkı hem dağlık bölgede
arazide bulunmanın hem de önemli ticaret yollarının bölgelerinden geçmemesinin
avantajını kullanarak, özgürlüklerini korumayı ve M.Ö. birinci bin yılın ikinci
yarısına kadar hiçbir devletin himayesine girmemeyi başarmışlardır.
Büyük İskender, Pamphylia’nın şehirlerini aldıktan sonra Pisidia dağlarından
Frigya’ya girmeyi planlamıştır. Bu, aynı zamanda Pisidialılara da bir güç
gösterisi anlamına geliyordu ancak İskender’ın planı geri tepti çünkü Frigya’ya
çıkan Yenice Geçiti’ni kontrol eden Termessos halkı bu geçiti kapadı. Birkaç gün
kaybettikten sonra, İskender geçiti ele geçirdi ve Termessos’u kuşattı ancak bu
şehri kuşatmanın kendisine çok fazla zamana mal olacağını anlayınca, kuşatmadan
vazgeçti. Kuzeye kadar ilerleyerek, İskender başka bir Pisidia şehri olan
Sagalassos’a geçti. Tarihçi Arrianos, İskender’ın ve Sagalassos’un orduları
arasındaki antlaşmayı detaylarıyla vererek şunu söylemiştir: “Sagalassos önemli
bir şehirdi. Diğer tüm şehirler gibi Sagalassos’da da Pisidialılar yaşardı.
Burada yaşayanlar, çok savaşçı bir halkın en cesurları olarak ünlenmişti.”
Sagalassos’u aldıktan sonra, İskender yolu üzerindeki diğer Pisidia şehirlerini
de fethetti.
İskender’ın, Lycia ve Pamphylia’da bir kurtarıcı gibi karşılanmasına rağmen
Termessos ve Sagalassos gibi Pisidia şehirlerinde çok büyük bir direnişle
karşılaşmasından çok önemli sonuçlar çıkartılabiliriz. İskender tüm Batı
Anadolu’nun kontrolünü ele geçirmiş olmasına rağmen Pisidialıların bu güçlü
direnişleri, onların ne kadar özgürlük seven insanlar ve kendilerini İskender’ı
yenecek güçte hissedecek kadar soylu savaşçılar olduklarını gösterir.
Antiochos’u bozguna uğrattıktan sonra Roma, Küçük Asya’da toprak istemediği
için
savaşta kazandıkları topraklar olan Pergamum’u ve Rhodes’i müttefiklerine
verdi. Anlaşmaya göre, batı Pisidia Pergamum’a verildi. Pergamum Kralı
tarafından kurulan Asya vilayetinin dışında kalmasıyla Pisidia, M.Ö. 133’de
özgürlüğüne kavuştu. Bu dönemde kuzey Pisidia’daki olaylar hakkında çok fazla
şey bilmiyoruz ancak doğaları itibariyle güney Pisidia insanları korsanlıkla
uğraştı. Roma’nın müdahalesi yüzeysel kaldı ve şehirler fark edilebilir bir
ekonomik canlanma içine girdi. Bu sebeplerden dolayı, M.Ö. birinci yüzyılın
ortalarında , Pisidia yerleşimlerinin önemli bir bölümü şehir devlet statüsü
kazandı ve kendi madeni paralarını basmaya başladılar.
Pax Romana ile, yerleşim bir kez daha Pisidia ovalarına döndü ve soyguncu
krallarının saklandığı dağlar bile kültür ve sanat merkezi haline geldi. Sosyal,
kültürel ve ticari yaşam canlandı. Bu dönemde gözlem noktaları olarak kullanmak
ve nüfusun Romalılaşmasını hızlandırmak için bir çok koloniler kuruldu. Cremna,
Comama, Antiocheia, Olbasa ve Parlais gibi şehirlerde kurulan koloniler; kale
gibi yapılandırıldı. Buralar aynı zamanda Roma kültürünün ve Latin dilinin
yayılmasını sağlayan merkezler olarak da iş gördü.
Çeşitli imparatorların destekleriyle, M.S. ikinci yüzyılın sonuna kadar bu
bölgede yapı patlaması yaşandı. Yeni yollar, bölgenin şehirlerini birbirine
bağladı. İmparatorluk çökerken bile, özellikle Termessos’ta ve diğer bütün
Pisidia şehirlerinde bir çok yapı vardı. Üçüncü yüzyılın ortalarından
başlayarak, eşkıyalar doğu Pisidia’da güç kazandılar ve Cremna’yı zaptederek
burayı üs olarak kullandılar. İmparator Probus (M.S. 276 – 282 yılları arasında
hükümdarlık yaptı) Küçük Asya’ya geldi ve bölgeyi eşkıyalardan temizledi.
M.S. dördüncü yüzyılın ilk yılları, Pisidia şehirlerinin çöküşünün
başlangıcına işaret eder. Bu süre içerisinde koloniler arasında enteresan bir
durum gelişti. Bölgede birçok bir çok Roma vatandaşı yaşamasına rağmen Yunanca
sadece yazı dilinde kullanılan Latince’den daha yaygındı. Bildirgeler hem
Yunanca hem de Latince olarak iki resmi dilde yazılıyordu ve böylelikle insanlar
bildirgeleri anlayabiliyorlardı.
Strabo, 13 Pisidia şehrini M.Ö. birinci yüzyılda yaşadığı bilinen Artemidoros
isimli bir adamın adıyla tanımlamıştır. Son tahminlere göre, yukarıda daha önce
belirtilen beş koloniye ek olarak, 51 Helenistik ve Roma dönemine ait yerin ismi
bilinmektedir. Bunlardan bazılarının yerleri henüz bilinmemektedir. Tüm bu
şehirler arasından biz, bugünkü Antalya şehri sınırı içerinde bulunan üç
tanesinden söz edeceğiz: Termossos, Ariassos ve Selge.
Bu sayfalar, Keskin Color A.Ş. tarafından yayımlanan Kayhan Dörtlük’ün
“Antique Cities Guide - Antalya” (Antik Şehirler Rehberi – Antalya) isimli
kitabındaki bilgilerden hazırlanmıştır.
|