|
|
 |
 |
Okunma |
|
65 |
Adada
Pisidia Bölgesi'nin
antik kentlerinden biri olan Adada, Isparta ili, Sütçüler ilçesine bağlı Sağrak
köyü yakınındadır. Isparta'nın ve Kovada Gölü'nün güneydoğusunda yer alan kente
Eğridir'den sonra Sütçüler'e uzanan asfalt yoldan 50 km. gidilerek ulaşılabilir.
Ayrıca Isparta'yı Antalya'ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada - Eğridir ayrımından
Adada'ya ulaşmak mümkünse de yolun bir bölümü henüz tamamlanmamıştır. Çevresi
çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepeler tarafından sarılmış olan antik kent sadece
bölgenin değil Anadolu'nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir.
Burası bölge halkınca Karabavlu yaylası olarak anılmaktadır. Sütçüler'in eski
adı olan Baulo ve Karabaolu veya Karabavlu adlarının Aziz Paul adından geldiği
öne sürülmektedir. St. Paul'ün geçtiği Perge - Antiokheia (Yalvaç) yolu üzerinde
bulunan bu iki yerleşmeye verilen isimlerin St. Paul'le ilişkili olabileceği
yazılmıştır.
Adada adı, bazı
araştırmacılara göre Anadolu'nun eski yerli halkının dili olan Luvice, yada
bunun M.Ö. 1. bindeki ardıllarından biri olan Pisidce dilinden gelmektedir.
Kesin olmamakla birlikte "Ada" kök sözcüğüyle "wanda/anda" takılarından türemiş
olabilir. Ayrıca yine "Ada" kök sözcüğü ile "Uda (hisar-kale?) sözcüklerinin
birleşiminden türemiş olabilir.
Bölgede uzun zamandan
beri yapılan Prehistorik (Tarih öncesi) Dönem'e ilişkin kazı ve araştırmalar
Pisidia'nın Neolitik Dönem olarak adlandırılan M.Ö. 7000 yıllarından itibaren
Anadolu'da önemli bir kültür bölgesi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Hititler Dönemi'nde
Konya ve çevresini kapsayan Tarhuntaşşa Bölgesi ile batısındaki Pitaşşa (Pisidia'nın
eski adı) Bölgesi arasındaki sınırda yer alan Adada ve çevresinde gelecekte
yapılacak çalışmalarda tarih öncesi dönemlere ilişkin önemli sonuçlar alınabilecektir.
Adada'nın adı ilk
kez M.Ö. I. yüzyıl yazarlarında Artemidoros tarafından verilmiştir (Strabon
XII, 570). Sonra Ptolemaios (V 5, 8) ve Bizans tarihçisi Hierokles'te (674,
4) de "Odada" olarak geçer. Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı Termessos'ta
bulunan bir atlaşma metni dolayısıyla M.Ö. 2. yüzyıla kadar inmektedir. Bölgenin
önemli bir kenti olan Termessos ile Adada arasındaki bu dostluk antlaşması bazı
araştırmacılara göre iki kentik ortak düşmanları Selge'ye karşı yapılmıştır.
Tarihi kaynaklardan Selge'nin özellikle Hellenistik Dönem'de Termessos aleyhine
yayılmacı bir politika yürüttüğü ve çevresindeki kentlerle (Pednelissos) savaştığı
bilinmektedir. İşte adı geçen antlaşma iki kentin (Adada ve Termessos'un) dışta
Selge ile içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmasını öngörüyordu. Bazı
araştırmacılar iki kent arasındaki bu antlaşmanın Selge'den çok o dönemde çok
güçlenen Bergama Krallığı ve onun özellikle Termessos'a karşı saldırı veya demokrasiyi
yıkma girişimlerine karşı olabileceğini öne sürmektedir. Antlaşma, tarafların
karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı
birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt etmektedir. Bu antlaşma gerçekten
hem Termessos, hemde Adada tarihleri için büyük önem taşımaktadır. Bu sayede
iki kentin idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (Polis)
benzeri bir statü kazandığı görülmektedir. Antlaşmanın M.Ö. 190 - 164 yılları
arasındaki bir tarihte yapıldığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.
Bizce bu antlaşmanın
diğer bir önemi Termessos ile Adada halkları arasında bir kan bağının varlığını
göstermektedir. Antlaşma metni detaylı olarak ele alındığı zaman Termessos ve
Adada isimlerinin çok sıkça geçtiği görülecektir. Bergama Krallığı'nın M.Ö.
133 yılında vasiyet yoluyla topraklarını Roma'ya vermesi Anadolu'da Roma egemenliğinin
başlangıcı olmuştur. Bu dönemde batı Anadolu kentlerinin aksine Pisidia kentlerinin
çoğunlukla bağımsızlıklarını korudukları anlaşılmaktadır. Bağımsız Adada kentinin
ilk sikkeleri bu dönemde basılmıştır. Bu arada yine Pisidia Bölgesi'nde özellikle
Augustus Dönemi'nde Roma egemenliğinin simgesi olan Koloni kentleri kurulmuştur.
Bunlardan en önemlileri Antiokheia, Kremna, Komama'dır.
Roma İmparatorluk
Dönemi'nde özellikle İmparator Traianus, Hadrianus ve Antoninus Pius (M.S. 114-161)
dönemleri tüm Anadolu'da olduğu gibi Pisidia için de en parlak dönemlerdender.
"Pax Romana" adıyla anılan bu barış döneminde Pisidia kentleri büyümüş, zenginlik
ve refaha bağlı kalarak yapı faaliyetleri de artmıştır. Adada için de tümüyle
geçerli olan bu gelişmeler ve yapı faaliyetleri M.S. 212 yılında çıkarılan bir
kanunla İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese "Roma Vatandaşlık Hakkı"
verilmesiyle yeni bir hız kazanmışsa da M. S. 3. yüzyıl sonlarında hızını kaybetmiştir.
Strabon'a göre
"Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi tiranlar tarafından
yönetilen ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı".(Strobon
VII-3) Fakat Pisidialılar'ın en önemli özellikleri bağımsızlıklarına düşkün
ve savaşçı bir karaktere sahiboluşlarıdır. Buna en iyi örnek M.Ö. 333 yılında
Büyük İskender'e karşı ölümüne direnen Sagalassos halkıdır. Bu durum Pisidialıların
geçim kaynaklarından birinin askerlik olduğunu ortaya koyar.
Diğer Pisidialılar
gibi bazı Adada vatandaşları da Büyük İskender'den sonraki Hellenistik kralların
ordularnıda hizmet vermek amacıyla anayurtlarından ayrılmış ve gurbette paralı
asker olarak çalışmışlardır. Bunun kanıtları Kıbrıs'ta ve Fenike'de (Sidon Kenti)
bulunan Adada'lı askerlere ait mezar taşlarıdır.
M.S. 395 yılında
Roma İmpartorluğu ikiye ayrılınca, bölge Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu içinde
varlığını uzun süre korumuştur. Zaten Hırıstiyanlığın yayılmaya başladığı ilk
yıllardan beri bölgede yeni dine karşı ilgi duyulduğu bilinmektedir. Bunu en
çok St. Paulus'un bölgeyi ve Antiokheia'yı ziyaretleri göstermektedir. Aziz
Paulus ve arkadaşları yaklaşık M. S. 45 yıllarında ilk kez Pamphylia'nın Perge'sine
gelmişler, Perge'de bir gün kaldıktan sonra Kestros (Aksu) ırmağı yoluna çıkmışlardır.
Torosları binbir güçlükle aşmışlar ve Eğridir üzerinden Antiokheia'ya ulaşmışlardır.
Araştırmacı G.Ercenk'e
göre "Aziz Paulus'un ilk misyonunu yerine getirirken izlediği ve bugüne kadar
belirlenip isimlendirilemeyen bu kutsal yol, Perge'yi Kestros Vadisi'ni takip
ederek Adada üzerinden Antiokheia'ya bağlayan yol olmalıdır". Yolculuk süresinin
ve güzergahının kaynaklarda belirlenen verilerle uyum içinde oluşu araştırmacının
savını güçlendirmektedir. Ayrıca yukarıda değinilen Baulo ve Karabaulo isimlerinin
Paulos'la benzerliği de Araştırmacı D. Frech'in karşı tezine rağmen bu verileri
desteklemektedir. French, Perge-Adada yolunu kabul etmekle beraber yolun daha
geç dönemde inşa edildiğini savunur.
Bölgede resmi kilise
örgütünün M.S. 4. yüzyılda kurulduğu, Antiokheia, Sagalassos, Kremna, Selge,
Adada ve diğer bazı kentlerin piskoposluk merkezi haline geldiği yazılı belgelerden
anlaşılmaktadır. Yine yazılı belgelere göre Adada, Antiokheia'nın Pisidia'daki
yardımcı piskoposudur. Adada M.S. 325, 381, 451, 692, 787 yıllarında çeşitli
kentlerde toplanan dini meclislere (konsil) tensilci göndermiştir. Bu da gösteriyor
ki Adada kentinde hayat 9. yüzyıla kadar sürmüştür.
Daha sonra Anadolu'nun
Türkler tarafından alınması ile Bizans İmparatorluğu küçülmeye ve batıya doğru
çekilmeye başlamıştır. Önceleri Pisidia Bölgesi'nde Selçuklu egemenliğine karşı
direnişler olmuşsa da III. Kılıç Arslan 1203 yıllında Isparta'yı alarak Uluborlu,
Eğridir ve Yalvaç'a Hamid Bey yönetimindeki Türkmen aşiretlerini yerleştirmiştir.
Bölgede daha sonra Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de 1390 ve 1422
yıllarında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada o günlerden bu yana harabe
olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında antik kentin içinden geçirilen
Yeniköy yolu ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamıştır. Son yıllarda
Anadolu'daki turizm haraketlerine paralel olarak Adada oldukça fazla sayıda
ziyaretçi çekmektedir.
|