|
|
 |
 |
Okunma |
|
36 |
Kalıntılar, Milas'a 18 kilometre uzaklıkta yer alan Kıyıkışlacık
Köyü'nde bulunmaktadır. 1929 yılında Asın Kuren adıyla kurulan köyün
adı 1960'lı yıllarda Kıyıkışlacık olarak değiştirilmiştir. Yaklaşık
2000 kişinin yaşadığı köyün en büyük geçim kaynağı balıkçılık ve
zeytinciliktir.
Güllük Körfezi'nin kenarında yer alan köy, karşı
sahildeki komşularının aksine sakin bir yerleşim yeri. Mitolojiye göre,
İasos, Mandalya Körfezi'nde Güllük'ün karşısında Kıyıkışlacık Köyü'nde
bir yarımada üzerinde Yunanistan'dan gelen Argoslu Kolonistler
tarafından kurulmuştur. Sonraki dönemlerde Milet'ten gelen göçmenler
gelip buraya yerleşmişlerdir. Kentin tarihi, MÖ 3 binin sonuna kadar
uzanmaktadır.
Batı Anadolu kıyılarındaki en başarılı arkeolojik
çalışmalardan biri olan Iasos araştırmaları Charles Texier ile
başlamış, Profesör Doro Levi'nin ardından Profesör Clelia Laviosa
tarafından sürdürülmüştür. İtalyan kazı ekibinin başkanlığını günümüzde
Profesör Fede Berti yapmaktadır.
Dış Surlar
İlk çağ
kentinin biraz dışından başlayan ve yaklaşık 1,5 kilometre devam eden
surlar, tamamlanamamış bir ön savunma düzenine aittir.
Bouleuterion
Agoranın
güneyinde dikdörtgen biçiminde bir yapıdır. Yapımı, İasos'un
Miletlilerin kontrolü olduğu dönem olan MS 1. yüzyıla dayanmaktadır.
Birisi binanın kuzey tarafında, diğeri de binanın ön duvarında bulunan
iki girişle toplantı odasına ulaşılabilmektedir. Bu bölümden dar bir
geçit kullanılarak Agora stoasının doğusunda bulunan arşive
ulaşılmaktadır. Binanın Roma döneminden kalan son hali Milet
Bouleuterionu'na benzemektedir. Günümüzde bina duvarının kalıntıları,
oturma bölümünün bazı parçaları ve kapalı koridor görülebilmektedir.
Tiyatro
Çevresi
büyük boy taşlarla harçsız olarak yapılan tiyatro çok eğimli bir bölüm
üzerine yapılmıştır. Yirmi bir sıra olan merdivenler hepsi beyaz
mermerden yapılmıştır ve epeyce sağlam olarak günümüze kadar ulaşmıştır.
Balık Pazarı
İlk
kazı çalışmaları sırasında kentin biraz dışında yer alan bu yapının,
eski dönemde balık ticareti için yapılan bir Pazar olduğu düşünülmüştü.
Ancak daha sonra ele geçirilen bulgularla buranın Roma döneminden kalma
bir anıt mezar olduğu anlaşıldı. Ancak belki daha romantik geldiğinden
dolayı hala bu adla anılmaktadır. Son dönemlere kadar kazı deposu
olarak ta kullanılan yapı, burada kazı yapan İtalyan heyetinin desteği
ile bir açık hava müzesine dönüştürüldü. Bir bekçi bulunamadığından
dolayı çoğu zaman kapalı olan yapı köyün girişinde, kalıntılardan uzak
olmasına rağmen önemli ilgi alanlarından birisi.
YUNUSLU ÇOCUK
Tarihçi
George Bean'in ''Karia'' adlı kitabında yazdığı; ''Büyük İskender'in
ilgisini çeken bir başka İasoslu da, yunus tarafından sevilmek gibi bir
şansa sahip olan erkek çocuktu'' satırları, İasos halkının denizle ve
balıkçılıkla nasıl bütünleştiğini daha iyi anlatıyor. Hem yerli hem
yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken ''Yunuslu Çocuk'' öyküsü,
İasos'ta asırlardır dilden dile, kulaktan kulağa aktarılıyor.
Olay,
İasos'ta ki erkek çocukların gimnazyumda çalıştıktan sonra denizde
yıkanmaları geleneğinin sürdüğü günlerde yaşanıyor. Çocuklar denizde
yıkanırlarken, kıyıya yaklaşan bir yunus çocuklardan birini sırtına
alıyor. Çocukla birlikte açıklara giden yunus, bir süre sonra çocuğu
yeniden kıyıya bırakıyor. Bunu duyan İskender, çocuğu Babil'e
getirtiyor ve deniz tanrısı Poseidon'un rahibi yapıyor.
Bununla
ilgili anlatılan bir efsanede şöyledir: Bir yunus balığı, annesinin
kucağında dolaşan Hermiyas'ı denize çağırır. Çocukta bu çağrıya uyarak
denize atlar. Denize açılan bütün balıkçılar annesine Hermiyas'ı
gördüklerini söylerler, ancak kadın hala deniz kıyısında çocuğunu
beklemektedir.
|