|
|
 |
 |
Okunma |
|
48 |
Hitit Krallığı mimarisi, eski Doğu Yapı Sanatı içinde, hem Batı
Anadolu, hem de Mezopotamya mimarlığından ayrılan, önemli ve kendine
özgü bir gelişim gösterir. Bu mimarlığın kökenleri Anadolu yaylasının
yapı geleneklerine dayanır ve en geç İ.Ö. 3. binde, İlk Tunç Çağı'nda
belirgin biçimini almıştır.
İ.Ö. 2. bin sonunda, Batı
Anadolu'nun özgün ev biçimi olan bağımsız uzun dikdörtgen, önavlulu
evi, (Megaron) İç Anadolu'ya ne denli az girebilmişse Hititler'in büyük
taş bloklarından örülmüş bindirme kemer yapma sanatı da taş yönünden
zengin olan Troya'da o denli az kullanılmıştır. Mezopotamya da çok bol
sayıda zorlayıcı bir bakışımlılık sistemiyle yapılmış tapınak ve saray
mimarlığı da yine İç Anadolu'daki Hitit Krallığının ana ülkelerinde
görülmez.
Bir yandan karşılıklı canlı bit ticaret, öte yandan
komşu ülkelerle belirgin bir kültür ilişkisi kurulmuş olmasına karşın,
mimarlık alanında karşılıklı etkilenme çok kısıtlı bir ölçüde
gerçekleşmiştir. Yalnız, kısa bir süre sonra Hitit egemenliği altına
girecek olan Kilikya - Kuzey Suriye bölgesinde karışık mimarlık öğeleri
ortaya çıkmaktadır. Bu öğeler Hitit Krallığı sona erdikten sonra 1. bin
Geç Hitit - Arami Küçük Krallıkları döneminde de varlıklarım
sürdürmüşlerdir.
Bugün, 3. binyıl ve 2. binyıl başına tarihlenen
çok sayıda büyükçe yerleşmenin varlığı bilinmesine karşın, bunların
yalnız birkaçı araştırıldığından, yapı sistemleri, görünüşleri ve
özellikle yapıları üstünde konuşmak olanağı yoktu?. Tüm Önasya'da
olduğu gibi, burada da genellikle en eski yerleşme yerleri varlığını
sürdürmüştür. Bu yerleşmeler ovalara ya da koyaklara açılan dağ
sırtlarında, çevrenin kolaylıkla gözlenebileceği yerlere kurulmuştur.
Bu Höyük ya da Teli olarak adlandırılan yerleşmelerin özgün bir örneği
Fırat'ın yukarı kesiminde Altınova'daki Norşuntepe'dir.
Bu höyük
üstünde İç Anadolu'nun Son Tunç Çağına ilişkin şimdiye dek bilinen tek
sarayı kazılarak ortaya çıkarılmıştır. Bu sarayda en büyük bölümün
erzak depolarına ayrılmış olması çok ilgi çekicidir. Bu döneme
tarihlenen başka belirgin tapınak ya da kutsal alan şimdiye değin
bulunmamıştır. Savunma sisteminde bir yenilik yoktur: Tarsus'taki
testere biçimli sur duvarlarıyla ağır bir savunma sistemi oluşturan İlk
Tunç Çağı sistemi II, 5. binyılda görülen Mersin sistemi ile (Tabaka
XVI) karşılaştırılabilir. Konutlar kural olarak dikdörtgen, ender
olarak da yamuk planlı, gelişigüzel yanyana dizilmiş odaları
kapsamaktadır. Her avlunun kendi dış duvarı vardır. Yapı gereci olarak
çamur ve kerpiç kullanılmıştır, ancak 3. binyıl sonuna doğru taştan
alçak temellere rastlanır.
2. binyılın ilk yüzyıllarındaki
örnekler, öncelikle Eski Asur Ticaret Kolonilerinin evleri, iş yerleri
ve bunların kurulmasında destek sağlamış yerli prenslerin sarayları
olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaneş, Karahöyük ve Acemhöyük sarayları,
bugün bildiğimiz kadarıyla bir orta mekân ya da avlu çevresine dizilmiş
odalardan oluşmuştur.
Kültepe'deki temelleri bulunmuş bir
yapının sağlam köşe çıkmaları, yapı ustalarının anıtsal yapı kurma
yeteneğini kanıtlamaktadır. Boğazköy'de de daha sonra Hitit kral
sarayının kurulacağı Büyükkale tepesinde yerli bir prensin konağı
(Tabaka IV d) bulunmaktadır. Bu prensin desteklediği Asurlu tüccarların
kurduğu Karum Hattuş bu kale tepesinin eteğindedir.
En eski
tabakalarındaki mimarlık Batı Anadolu bölgesi kapsamı içine giren
Beycesultan'da hem Girit mimarlığı hem de yukarıda adı geçen ve daha
geç döneme tarihlenen Hitit sistemleriyle bir dizi benzerlik gösteren
bir saray bulunmaktadır (Tabaka V). Karum Kaneş ticaret kolonisi evleri
tüm yapılarıyla Orta Anadolu geleneğindedir : Dörtgen bir avlu
çevresinde az ya da çok gelişi güzel dizilmiş değişik sayıda odalar.
Şimdiye değin avlunun bir bölümünün üstünün, bir ön avlu oluşturacak
bir biçimde kapalı olduğu görülmüştür, ancak bu Batı Anadolu'daki
örneklere benzemez.
Yapıların kurulmasında ahşap önemli bir yer
tutmaktadır. Duvarların önüne dikilmiş olan ahşap destekler kerpiç ve
kırıktaş duvarların beslenmesine ya da sık sık rastlanan üst katın
ağırlığını taşımaya yarıyordu. Bu dönemin kült yapılarının varlığı
yazılı kaynaklarla kesinlikle kanıtlanmışsa da, görünüşleri konusunda
bir şey bilinmemektedir. Bunlar kurallara uygun tapmak yapısı
olamazlar, daha çok biçimi eve benzeyen kült hücresi ya da bir evin bir
odası olabilirler.
İ.Ö. 1600 dolaylarında Hitit Krallığının
kurulmasıyla yapılarda da birtakım yenilikler" gözlemlenmektedir.
Evlerde oda düzenlemeleri ve yapı gereçleri genellikle değişmemiştir,
ama savunma yapılarında yenilikler vardır. Alişar'da daha çok önce, yan
yana dizilmiş, çok hafif karşılıklı kaydırılmış, düzenli aralıklarla
burçlarla desteklenmiş sandık duvarlardan oluşmuş anıtsal bir duvar
sistemi ortaya çıkmıştı. Bu yapıya Konya Karahöyük'de ve Korucutepe'de
daha belirginleşmiş olarak rastlanmaktadır; burada Hitit Krallığı'nın
tipik sandık duvar sisteminin tüm öğelerinin temel çizgilerinin
kurulduğu görülüyor.
Bu kenemden Boğazköy ve Alacahöyük'de
saraylar bilinmektedir, ancak bunlar daha sonra Büyük Krallık
dönemindeki geniş yapı girişimleri sırasında geniş ölçüde yıkılmıştır.
Alacahöyük'de 14 ve 13. yüzyıllara özgü ayaklı geçitlerle çevrili orta
avlu ve bunu çeviren ayri oda topluluklarından oluşan evlerin bu
dönemdeki örneklerine yapı kalıntılarında rastlanır. Bunların duvar
yapısında bol ocak taşı kullanılmıştır.
14 ve 13. yüzyıllarda,
daha doğrusu Hitit Büyük Krallığı çağında mimarlık kesin ve yerleşmiş
özellikler gösterir. Hattuşa merkezi bir yönetim sisteminin başkenti
olarak mimarlık ve sanat yaratıcılığının odak noktasıdır. Burada, hem
işlevleri açısından (savunma sistemleri, tapmak, saray) hem de yapı
tekniği ve kuruluşu açısından (duvar yapısının yapısal ve biçimsel
kuruluşu), yapı sanatının en etkileyici örneklerine rastlanır.
Yukarıdaki
Büyükkale ile kentin en alt terası arasında 14. yüzyılda kurulmuş,
Poterneli Sur adım taşıyan kent duvarının yeniden yapımı sırasında,
yığma toprak üstünde iki kabuklu, taş örgüsünden oluşmuş bir sandık
duvar kurulmuştur. Bu duvar düzenli aralıklarla dizilmiş burçlar ve
kulelerle doldurulmuş ve poternelerle donatılmıştır. Bu poterneler,
kenti ana duvarlar altından öndeki araziye bağlayan, Dindirme
tekniğinde sağlam kemerlerden tünel gibi yapılmış, duvarların önündeki
hendeğe açılan gizli kapılardır (huruç kapısı).
Biraz değişik
bir yapıda olmakla birlikte, buna benzer daha eski bir poterneye
Alişar'da, daha sonra da Korucutepe, Alacahöyük ve Büyükkaya tepesinde
(Boğazköy) ve ayrıca Kuzey Suriye'deki birkaç savunma sisteminde
rastlanmıştır. Hitit başkentinde, 13. yüzyılda bir kez daha bu tür
poternlere kentin rahatça genişletildiği yukarı kentin savunma
sisteminde rastlanmıştır. Bu dönemin birkaç kapı sistemi başka bir
görünümdedir: Hattuşa ve Büyükkale Yukarı Kent kapılan, Alacahöyük
Sfenksli Kapısı, Alişar Güney Kapısı bir ön avlu bir oda ve iki anıtsal
kule arasında çift kapı kanadından oluşur.
Bunlann duvarı ya
büyük taş bloklarından çokgen oluklu örülmüştür ya da kesme taş olarak
tabakalanmıştır; iki çeşidin birbirine karıştığı da görülür. Kapı
söveleri ortostatlıdır, bunun üstüne ya tek bir taştan yontulmuş kapı
kirişi uzatılmıştır ya da Hattuşa Yukarı Kentindeki dört kapıda olduğu
gibi bindirme tekniğinde parabol biçimli bir kemer oturtulmuştur. Bu
kemer biçimi, kabartma duvar süsleri, duvarın kente bakan yüzündeki
geniş duvar ayakları ve kapıların bakışımlı planı Hitit mimarlarının
yaratıcılığını kanıtlar.
Büyük Hitit Krallığı saraylar da bu
konuda benzer kanıtlar vermiştir. Büyükkale ve Alaca Höyük'de
saraylardaki bağımsız yapılarda düzgün bir oda planlaması uygulanması
ve bağımsız kurulmuş geçitlerle çevrili avlular çevresine toplanmış
bağımsız yapıların ustalıkla birleşmesi gibi özellikler görülür. Büyük
Hitit tapınakları da aynı özellikleri gösterir. Şimdiye değin bulunmuş
beş yapı da krallığın başkentindedir, hepsi aynı oda gruplarından
oluşmuş ve aynı düzende kurulmuştur.
Dış görünüşleri bakımından
birbirlerinden kesinlikle ayrılmaları ise, yapı ustalarının katı yapı
kurallarına bağlı kalmadıklarının yeterli bir kanıtıdır. Kapı, avlu,
önavlu, cella, cella ön odası ve yan odaları tüm yapılarda kullanılmış
öğelerdi?. Kapıdan geçen yol doğrudan doğruya avluya girer. Cella'ya
hiçbir zaman doğrudan doğruya Önavludan girilmez, ancak önavluya açılan
birkaç yan odadan girilir.
Kült odalarından oluşan grup tüm
yapının içinde belirgin olarak ayrılır. Odalara ve oda gruplarına ne de
tüm yapıya bir bakışım düzeni egemen değildir. Yalnız Tapınak Tin
kapısı ve depoların oluşturduğu çembere giriş bakışımlı yapılmış ve bu
nedenle de kent kapıları gibi anıtsallık kazanmıştır.
Temiz bir
işçilikle yerleştirilmiş .ve birleşme olukları iyice kapanmış yer yer
beş metreyi geçen kireçtaşı bloklardan kurulmuş ortostatlı duvar
döşeğinin yapı özellikleri el becerisi, ustalık, etkileyici bir
görünüme ve dayanıklılığa ulaşma isteği belirtir. Tapınağın ve
depoların tüm dış duvarlarını bölen geniş duvar çıkıntıları da özgün
biçimlendirme öğeleridir.
Kütlesel temel döşekleri üstünde bugün
de görüldüğü gibi, bu çıkıntılar kerpiç duvar boyunca dama kadar
yükselmekteydi. Bunun dışında bu çıkıntılara ya da duvar ayaklarına hem
birtakım odaların iç duvarlarında hem de Hattuşa Yukarı Kent surlarının
kapı ve kulelerinde rastlanmaktadır. Bu, başkentin büyük devlet
yapılarında birkaç kâtı kapsayan yüksek duvarlarında kullanılmış bir
yapı türü, ahşap hatıl sistemiyle desteklenmiş kerpiç duvar yapısıdır.
Bu
tür duvarların ayrıntılı biçimi konusunda kanıtlar azdır. Keramikler
üstündeki betimler ve kabartmalar duvarların bölümlenmesi, pencere burç
ve mazgalların biçimleri için ipuçları verir. Yazılı belgelerde üstüne
çıkılabilen düz damdan sık sık söz edilmektedir. Bu anıtsal tapınaklar
dışında şimdiye değin çok az sayıda Hitit kült yeri kanıtlanmıştır.
Yazılıkaya, bir grup doğal kaya odasının kabartmalarla süslenip ek
yapılarla genişletilmesi sonucunda oluşmuş bir doğal kutsal alandır.
Eflatunpınar
anıtı bir kaynak kutsal yeridir. Alacahöyük'deki sarayın bir bölümü de
tapınak olarak yorumlanabilir, çünkü Hitit Büyük Krallık Çağında bile
konutlarda tek odalı kült hücreleri olduğu varsayılmalıdır.Yapı
sanatının Anadolu yaylası dışına yansıması sınırlı olmuştur. Hatti
krallığına sıkı sıkıya bağlı Kilikya'da Mersin savunma sistemi ve
Tarsus sarayları başkent mimarlığıyla kesin ilişkiler gösterirken,
Kuzey Suriye bölgesinde benzer etkilerin önemsiz kaldığı
gözlemlenmektedir. Kargamış ve Sam'alda 2. binyıl tabakalarında yapı
üslubu daha kazılarda ortaya çıkarılmadığından bu sav şimdilik
çekingenlikle geçerlidir.
İ.Ö. 1200'de Büyük Hitit Krallığının
yıkılmasından sonra İç Anadolu Batı'nın etkisine girer. Bu, bundan
sonraki yüzyılların mimarlığına yansıyan bir gelişmedir. Güneydoğuda
Geç Hitit-Arami beylikleri kurulmuştur. Kuzey Suriye, Hitit ve Arami
özelliklerinin birleşmesi sonucu mimarlıkta kısa süreli bir olgunluk
çağı yaşanmıştır.
Karkanuş'tan iki örnekte görüldüğü gibi,
tapınak yapısında Kuzey Suriye'nin küçük tek odalı sisteminin geleneği
sürdürülmektedir. Hatay bölgesinde Teli Tayinat'daki önavlu, adyton (en
kutsal oda) ve cella planıyla Ege bölgesinin Megaron'unu anımsatan uzun
dikdörtgen tapınağın bu bölgede İ.Ö. 2. binyıl içine tarihlenen
öncüleri vardır. Saraylar genellikle ön avlu, buna genişlemesine
yerleştirilmiş ana oda ve birkaç yan odayla Hilani olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Hilaninin kapalı biçimi, genişlemeyi olanaksız
kılıyordu, ancak birkaç Hilaninin birleştirildiği büyük yapılar vardır.
Önyüzü iki ya da üç sütunla bölünmüş olan Hilani önavlusu Büyük Krallık
döneminin tapınaklarının önavlusuna, Hilammar'a benzerlik
göstermektedir. Savunma sistemlerinde, örneğin Sam'al'da Anadolu
yaylasının iki yüksek kule arasında dar kapı odalı kapı tipine
rastlanırsa da, ana kapı arkasına genişlemesine yerleştirilmiş odası
olan kapı daha yaygındır.
Bu sistemde, Karatepe'de elverişsiz
arazide olduğu gibi, kapı odasının kulelerden uzağa çekildiği de
görülmüştür. Kent planının, örneğin" Sam'alda olduğu gibi, geometrik
bir biçim alması da değişik bir özelliktir. Bu dönemin mimarlığında,
özellikle çok sayıda resmi yapı, saray, tapınak ve anıtsal kapılardaki
ortostatlarda görülen kabartma süslemelerde bakışımlı düzenlemelerin
kullanılmış olması değişik bir yaratıcılık gücünü göstermektedir. Buna
karşılık Hitit ana ülkesinden yalnız Alaca Höyük'de Sfenksli Kapı'da bu
tür kabartma süslerin varlığı bilinmektedir.
Kuzeydeki 2. binyıl
süssüz sütunlan yerine, Torosların bu tarafında 1. binyılda yontularla
ve geometrik bezemelerle süslü tabanlara oturtulmuş sütunlar ortaya
çıkmıştır. Büyük Hitit Kralları'nın başkentinin ağır ve içe dönük yapı
sistemleri karşısına güneyde 400 yıl sonra süslü, bağımsız yapılardan
oluşmuş hafif dokuda bir mimarlık çıkmıştır.
|