|
|
 |
 |
Okunma |
|
46 |
(İÖ 334 yazı başları), Pers İmparatorluğu'nun istilası sırasında Büyük
İskender'in kazandığı bir zafer. Sayıları büyük olasılıkla 40 bini
bulan Persler, Granikos ırmağı (Kocabaş Çayı) kıyılarında
mevzilenmişti. İskender'in hücum tabur, karşı kıyıdan yağan kargılara
karşın ırmağın sığ yerinden öbür tarafa geçti. Onları izleyen İskender,
Pers hattının sol merkezini vuracak biçimde yerleştirdiği komutanlarını
harekete geçirdi.
İskender, Pers Kralı III. Dareios'un iki
akrabasını öldürdü; kendisi ise süvari birliği komutanı Kleitos (Kara)
sayesinde ölümden kurtuldu.. Persler bundan sonra dağıldı. İskender'in
biyografisini yazan Arrhionos'a göre (İS 2. yy) bu savaşta
Makedonyalılar yalnızca 115 kayıp verdiler.
BÜYÜK İSKENDER'İN GRANİKOS SAVAŞI
(Valerio
Massimo Manfredi'nin Büyük İskender adlı romanından. Can Yayınları)
Peritas yüzünü yalayarak sahibini uyandırdı; İskender ayağa
fırladığında, zırhını giydirmek için yardımına gelmiş iki askerini
gördü. Leptine, gümüş bir tepside ona 'Nestor Lokması' getirmlşti;
kahvaltısı peynir, un, bal ve şarapla çırpılmış çiğ yumurtaydı. Hükümdar
zırhı ve dizlikleri bağlanır, kemeri beline geçirilir, kılıcı
takılırken, ayaküstü kahvaltı etti. "Bukefalos'u istemiyorum," dedi
çıkarken. "Irmağın kıyıları fazlasıyla kaygan ve o çamura gömülebilir.
Bana doru Sarmaçya atımı getirin."
Yardımcıları onun seçtiği atı
almaya gittiler. İskender tolgasını sol kolunun altına sıkıştırıp kamp
alanının ortasına doğru yürüdü. Adamları sıra sıra dizilmişlerdi; her
an yeni askerler gelip arkadaşlarının yanındaki yerlerini alıyorlardı.
İskender getirilen atına bindi, önce Makedon ve Thessalialı süvari
birliklerini, sonra Yunan piyadelerini denetledi.
Uç
birliklerinin süvarileri kampın ötesinde, doğu kapısına yakın bir
noktada, mükemmel düzende beş sıra olmuş bekliyorlardı. Kralları
geçerken, sessizce mızraklarını havaya kaldırdılar. İskender hareket
buyruğunu verdiği anda, Kara onun yanındaki yerini aldı. Yürümeye
başlayan binlerce atın ve savaşçıların mızraklarının sesi karanlıkta
yankılanmaya başladı.
Granikos'un birkaç stadyon ötesinden gelen
nal seslerinin ardından dört haberci karanlıktan sıyrılıp İskender'in
önünde durdular. "Kralım," dedi en öndeki, "barbarlar henüz yerlerinder
kımıldamadılar; ırmaktan üç stadyon ötede alçak bir tepenin üzerine
yerleştiler. Kıyıda Med ve İskit gözcüler var onlar bizim kıyıyı da
gözlem altında tutuyorlar. Onları bütünüyle habersiz yakalayamayacağız."
"Elbette
hayır," dedi İskender, "ama onların orduları doğu kıyısıyla
aralarındaki üç stadyonu kapatana dek bizler ırmağın sığ yerinden
karşıya geçmiş olacağız. O nokta da olan olacak zaten." Sonra özel
korumalarına yaklaşmaları için işaret etti. "Elverişli bir yer bulur
bulmaz karşıya geçeceğimizi tüm birlik komutanlarına bildirin.
Borazanla çalar çalmaz kendimizi ırmağa atacağız ve olanca hızımızla
karşıya geçeceğiz. Önden süvariler gidecek."
Korumalar
uzaklaştılar; az sonra piyadeler durarak yanlarındaki süvarilere,
Granikos'a doğru ilerlemeleri için yol verdiler. Gökyüzü, doğudan
hafifçe aydınlanmaya başlamıştı. "Güneşin gözümüzü yakacağını
sanıyorlardı, ama ay bile göremedik," derken, İskender Phrygia
tepelerin ardından, güneyden batan hilali gösteriyordu. Elini
kaldırarak yanında Kara ile birlikte atını ırmağa sürükledi; tüm Uç
Birliği onunlaydı. Aynı anda karşı kıyı da bir nara işitildi, sonra
bağırışlar giderek çoğalıp kalabalıklaştı; sonunda bir kornonun sesini
uzaktan gelen sesler yanıtlamaya başladılar. Med ve İskit gözcüler
alarm veriyorlardı.
Irmağın ortasında olan İskender,
"Borazanlar!" diye haykırdı. Ve borazanlar boğuk, iç paralayıcı tek bir
nota ile çalmaya başladılar. Sanki karşı kıyıya yanıt verir gibiydiler;
çevredeki tepelerde hem kornoların, hem borazanlarıN sesleri
yankılanıyordu.
Hükümdar ve askerleri olabildiğince çabuk karşı
kıyıya geçmeye çalışırlarken Granikos (Kocabaş çayı) köpürüyordu. Bir
bağırış işitildi ve bir Makedon asker yaralanarak suya devrildi Med ve
İskit keşif kolları kıyıya yığılmış, hedef bile almadan ok yağdırmaya
başlamışlardı. Başka askerler de boyunlarından, karınlarından,
göğüslerinden yaralandılar. İskender kalkanını kaldırdı, doru atını
mahmuzlayıp asker kalabalığından sıyrıldı. Şimdi dışarıdaydı!
"İleri!" diye haykırdı. "İleri! Borazanlar!"
Borazan
seslerinin daha tiz ve etkileyici olarak yükselmesiyle, atlarını
kamçılayarak suyun girdabından kurtarmaya çalışan binicilerin
bağırışlarına, karmaşadan dolayı heyecana kapılan atların kişnemesi de
katıldı. Şimdi üçüncü ve dördüncü sıra sudan çıkmıştı; dördüncü,
beşinci ve altıncı sıra süvariler ırmağa giriyorlardı. İskender bu
arada kendi birliği ile kaygan kıyıyı tırmanmaya başlamıştı.
Arkasından
savaş düzeninde yürümekte olan piyadelerin haykırışları ona eşlik
ediyordu. Düşman öncüler, okları tükenince atlarına atlayarak, son
hızla kamplarına doğru kaçmaya başladılar; kamptan da gürültüler, silah
sesleri geliyordu. Savaşçı gölgeleri ellerinde meşalelerle, karanlığın
her yanında koşuyor, havayı değişik dillerde naralar dolduruyordu.
İskender, Uç Birliği'ni savaş düzenine sokup başına geçti.
Bu
arada iki hetairoi birliğiyle iki Thessalialı süvari birliği onu
arkadan ve yanlardan komutanlarının buyruklarına göre korumaya aldılar.
Makedonlara Krateros ile Perdikkas, Thessalialılara Prens Amyntas ve
subayları Enomaos ile Ekekratides komuta ediyordu. Borazancılar,
hareketi başlatmak için Hükümdar'ın buyruğunu bekliyorlardı.
"Kara!" diye seslendi İskender. "Bizim piyadeler neredeler?"
Klitos,
safları sonuna dek gözden geçirdikten sonra ırmağa doğru baktı ve,
"Tırmanmaktalar, Kralım," dedi. "Tamam o zaman, haydi borazanlar!
Dörtnala ileri!" Borazanların yeniden çalmasıyla on iki bin süvari aynı
anda ileri atıldılar; atlar kişniyor, İskender'in gösterişli ve ağır
Sarmaçyalı dorusunun adımlarına uyarak ilerliyorlardı.
Öte
yanda, Pers süvarileri telaşla toplanırlarken belli bir karmaşa
yaşamıyor değillerdi: Düzene girmiş olanlar Komutan Spithridates'in
buyruğunu bekliyorlardı. İki öncü heyecan içinde onların yanına varıp,
"Saldırıyorlar efendim!" diye bağırdı.
"Haydi, beni izleyin!"
diye buyurdu Spithridates, daha fazla oyalanacak zamanı olmadığını
anlamıştı. "Şu yauna'ları kovalım, onları yeniden sulara döküp
balıklara yem edelim! Haydi! İleri!"
Kornolar çaldığında toprak,
ateşli atların yeri çekiç gibi döven nalları altında titriyordu. İlk
sırada Medler ve çift kıvrımlı büyük yaylarıyla Horazmiler vardı,
arkadan kıvrık palalarıyla Oksian ve Kaduslar, en arkadan da Sakalar ve
ellerinde devasa kılıçlarıyla Drancanlar gelmekteydiler. Süvariler yola
çıkınca, çoktan düzene girmiş olan Yunan paralı askerleri de onları
sıkı saflar halinde izlemeye başladılar.
"Anadolu'nun
askerleri!" diye bağıran Memnones, onları yüreklendirmek için mızrağını
havaya kaldırdı. "Satılık kılıçlar! Sizin geri dönecek bir eviniz ve
vatanınız yok! Siz yalnızca kazanabilir ya da ölebilirsiniz. Bunu
unutmayın, bizlere kimse acımaz, çünkü Yunan da olsak, Büyük Kral'ın
yanında savaşmaktayız. Erkekler, bizim ülkemiz onurumuzdur, mızrağımız
ekmeğimizdir. Canınız için sava-şın: Elinizde kalan bir tek budur!
Alalalái! Sonra öne atıldı; önce hızlı adımlarla, sonra koşarak ilerlemeye başlayınca adamları da ona yanıt verdiler: Alalalái!
Cephe
düzenini bozmadan komutanlarının arkasından giden askerlerin ayakları
toprağa değdikçe, müthiş bir demir ve bronz gürültüsü duyuluyordu.
İskender bir stadyon uzaklıktan beyaz toz bulutunu gördü ve
borazancılara bağırdı: "Savaş adımları!" Borazan öyle bir çaldı ki, Uç
Birliği iyice coştu. Süvariler mızraklarını indirip öne atıldılar. Sol
elleriyle atlarının dizginlerini ve yelelerini tutuyor, böylece
çarpışma ânında, insanlarla hayvanlar birbirlerine dehşet verici
seslerle bağırır, dişbudak ve kızılcıktan yapılmış mızraklar birbirine
çarpar, Pers ciritleri havada uçarken hayvanlarına destek oluyorlardı.
İskender,
kılıcı al kana boyanmış Spithridates'in öfkeyle sağ yanında savaştığını
gördü, dev Rheonıithres onun solunu korumaya almıştı; bunun üzerine
atını o yana sürdü. "Dövüş barbar! Cesaretin varsa Makedon Kralı'yla
dövüş!"
Bunun üzerine Spithridates de atını Kral'a doğru sürüp
kılıcını sallamaya başladı. Kılıcın ucu İskender'in zırhının omuzluğunu
sıyırıp boynu ile kaval kemiği arasına battı, ama kılıcını kınından
çeken Hükümdar ötekine öyle şiddetle saldırdı ki, atının üzerindeki
dengesini bozdu. Vali, yere düşmemek için atına tutunmak zorunda
kalınca yanı açıkta kaldı: O anda İskender kılıcını onun kolunun altına
sapladı, ama artık tüm Persler ona doğru gelmeye başlamışlardı. Bir ok
doru atını yaralayınca, hayvan dizleri üstüne çöktü; o da
Rheomithres'in baltasından kurtulamadı.
Kalkanı, darbeyi bir
noktaya kadar engelleyebildi; balta metali yardı, keçesini kesip kafa
derisine çarptı; bunun üzerine artık atıyla yere düşmüş olan Kral'ın
başından fişkıran kanlar yüzüne akmaya başladı. Rheomithres baltasını
yeniden havaya kaldırdı, ama Kara o anda deli gibi bağırarak onun
üzerine atıldı ve ağır İllyria kılıcıyla kolunu kökünden kesiverdi.
Barbar, çığlıklar atarak atından yuvarlandı; kesik koldan fışkıran kan
onu henüz öldürmemişti; o anda yeniden ayağa dikilen İskender, kılıcını
göğsüne sokarak ona öldürücü darbeyi vurdu.
Sonra Kral, alanda
başıboş koşan bir ata atlayıp tekrar kalabalığın içine daldı.
Komutanlarının ölümüyle korkuya kapılan Pers askerleri gerilemeye
başladılar; bu arada Uç Birliği'ne desteğe gelen hetairoi'ler ve
Amyntas'ın komutasındaki Thessalialı süvariler de çarpışmaya katıldılar.
Perslerin
süvarileri cesurca savaştılarsa da, giderek içeri dalan Uç Birliği
yüzünden dağılmaya başladılar; Makedonların hafif süvarileri de yanlara
doğru dalga dalga yayılmaya başlamışlardı. Bunlar hayvan gibi yabanıl
Trakyalı ve Triballi savaşçılardı; ok ve mızrak yağmuruna aldırmadan
ilerliyorlardı; düşmanla yüz yüze gelip onu kan revan içinde bırakmak
için atılıyorlardı. İskender'in arkadaşları Krateros, Philotas,
Ephestione, Leonnatos, Perdikkas, Ptolemaios, Seleukos, Lysimakhos
krallarını örnek alarak ön safta savaşıyor, büyük kayıpla veren düşman
komutanlarla yüz yüze gelmeye çalışıyorlardı. Bunların aralasında Büyük
Kral'ın yakın akrabaları dı vardı.
Sonra Pers süvarileri kaçmaya
başlayınca hetairoi'ler Thessalialılar, Trakyalılarla Triballilerin
hafif süvariler onların peşine düştüler. Şimdi önde pezhetairoi zırhlı
piyadeleri, bir de Memnones'in saflarını bozmadan, omuz omuza,
gövdelerini büyük dışbükey kalkanlarla yüzlerini Korinthos tarzı
maskeyle koruyan paralı askerleri vardı. Her iki ordu avaz avaz:
Alalalái!
diye bağırıp mızraklarını uzatarak öne atıldılar. Memnones'in bir
buyruğuyla Yunan paralı askerleri mızRaklarını hep birlikte kaldırıp
düşmanın üzerine fırlattıktan sonra, ellerini bellerindeki kılıçlara
attılar. Piyadelerin toparlanmasına fırsat vermeden aralarına daldılar.
Düşman cephesini yarmak için Makedonların kendilerine özgü o uzun
mızraklarını kırmaya uğraşıyorlardı. Parmenion, tehlikeyi sezerek vahşi
Agrianları işin içine soktu; Agrianlar saldırınca, Memnones'in paralı
askerleri savunmaya geçtiler.
Böyle olunca Makedon piyadeler de
toparlanıp ön cepheden mızraklar fırlatmaya başladılar. Yunan paralı
askerleri ise Persleri kovalamış geri gelen süvariler tarafından da
kuşatıldılar ama son soluklarına dek savaştılar.
Güneş ovayı
ışınlarıyla aydınlattığı zaman cesetler yerde üst üste yığılmıştı.
Veterinerler yaralı dorusuyla ilgilenmeye başlayınca, İskender
Bukefalos'unu istedi ve atıyla muzaffer ordusunun önünde bir geçit
yaptı. Başındaki yaradan ötürü yüzü kan kırmızısıydı; zırhı
Spithridates'in kılıcıyla yırtılmıştı; bedeni de ter ve toz içindeydi
ama o anda askerlerinin gözünde o bir ilahtı. Hepsi birden,
Philippos'un onun doğuşunu müjdelediği gün yaptıkları gibi mızraklarını
kalkanlarına vuruyor,
İskender! İskender! İskender! diye
coşkuyla bağırıyorlardı. Kral gözlerini pezhetairoi saflarının en
arkasına çevirip yetmiş yaşındaki General Parmenion'un, bedeninde eski
savaşların izleri, elinde kılıcıyla yirmilik bir asker gibi duruşunu
seyretti. Onun yanına gidip atından indi, generalini kucaklarken
askerlerinin haykırışları gökyüzüne ulaşıyordu.
|