|
|
 |
 |
Okunma |
|
63 |
Romalılar, Roma şehrinin M. Ö. 753'teki efsaneli kuruluşundan sonra,
iki yüzyıl boyunca, gelecekteki sitenin yedi tepesi üzerindeki küçük
köylerde, tahta veya kerpiçten, yoksul evlerde yaşadılar. Bu köylü halk
birkaç yüzyıl içinde, ışıklarını İskoçya'dan Afrika'ya, Atlantik'ten
Küçük Asya'ya kadar saçacak olan büyük bir uygarlık yaratacaktı.
Başlangıçta,
bu çok gösterişli gelişme Romalıların niteliklerinden doğuyordu:
tokgözlü ve çalışkandılar, lüksten kaçınıyor, sade bir yaşam
sürüyorlardı. Baba, bütün aile üzerinde mutlak otorite sahibiydi
(pater familias), kadın da çocukların eğitimiyle uğraşıyordu. Din,
gerek özel hayatta, gerek devlet gidişinde önemli bir yer tutuyordu.
Toplum
sıkı sıkıya örgütlenmişti. Kölelerden başka, iki ayrı sınıfı
içeriyordu: siyasî iktidarı kullanan toprak sahibi zengin patriciler ve
yoksullukları nedeniyle iktidardan uzak tutulan, köylülerle, küçük
esnaf ve zanaatçılardan oluşan plepler. Cumhuriyet döneminde, uzun bir
mücadeleden sonra, plepler siyasî eşitlik ve devlet memurluğuna
(majistralık) girme hakkını elde edeceklerdir.
DEV BİR ESER
Etrüsk
hükümdarlarının birkaç yüzyıl süren krallığı döneminden sonra, M.Ö.
509'da, cumhuriyet kuruldu. Artık bütün vatandaşlar korniş adlı
meclislerde toplanan populus romanus'u. (Roma halkı) meydana
getiriyordu. Bunlar her yıl, ülkeyi yönetmekle görevli majistraları
seçiyorlardı: quaestorlar (maliye), aedilisler (idare), praetorlar
(adliye). Bunların üstünde, iki konsül, yürütme yetkisini ellerinde
tutuyor, ordulara kumanda ediyor ve devlet başkanı görevi yapıyorlardı.
Bu çeşitli görevlere birbiri ardından yükselmek cursus honorum
oluyordu. Nihayet bütün eski majistralar da iç politikayı denetleyen ve
dış politikayı yöneten senato'yu oluşturuyorlardı.
Serüven
düşkünü fatihler, uyanık tacirler veya çiftçiler olan Romalılar, kılıcı
da, pulluğu da aynı coşkuyla kullanıyorlardı. Topraklarını bu
yöntemlerle genişlettiler. Romalılara boyun eğen her ulus onlara çok
sayıda asker ve köle sağlıyordu. Yurttaşlar sayıları gitgide artan
kölelere yavaş yavaş kendi işlerinin çoğunu yüklemeğe başladılar. Bu
sistem yüzyıllar boyunca sürüp gidecek ve Romalılara geniş bir
imparatorluk çerçevesinde çok yönlü dev bir eser yaratma olanağını
verecekti: sayısız anıtların, yolların, sukemerlerinin yapılması;
madenlerin ve taş ocaklarının işletilmesi, sulama işleri. Ama, yine
aynı sistem, Romalılardaki çaba harcama duygusunu silecek, onları
kavimler göçü karşısında silâhsız bırakacak ve bu kavimler Miladın IV.
yy. dan itibaren, Romalıların nüfuzunu tamamen yok edeceklerdi.
YÜKSELİŞ VE GERİLEME
M.Ö.
III. yy.dan itibaren girişilen büyük fetihler döneminde Roma, bütün
«eyaletler»den gelme karmakarışık bir kalabalığın kaynaştığı, pek canlı
bir kenttir: ustaca sarılmış togaları içinde ağırbaşlı yurttaşlar;
Galya'lı, Daçya'lı veya Nübya'lı köleler; Fenike'li tacirler; iş arayan
Sicilya ve Afrika köylüleri biraradadır.
Akdeniz dünyasında,
fethedilen bütün ülkeler Romalıların parlak uygarlığından yararlanıyor,
onların mitolojisini, sanatını ve tekniklerini benimsiyorlardı: yollar
ve köprüler yapılıyor; şehirler amfiteatrlarla, zafer taklarıyla,
hamamlarla, tapınaklarla ve bazilikalarla süsleniyordu. Zengin evler
gözalıcı fresklerle veya renkli mozaiklerle kaplanıyordu. Nihayet
Latince (Latium'un anadili) hemen hemen her yerde yöresel lehçelerin
yerini alıyor ve bütün başeğmiş ulusların resmî dili oluyordu.
Patriciler
ve plepler arasındaki geleneksel çatışmayla büsbütün alevlenen
toplumsal haksızlıklar, sonunda cumhuriyetin bağrında gittikçe
ciddileşen kargaşalıklara yol açtı. Uzun iç savaşlar M.Ö. 31 yılında,
Sezar'ın yeğeni Augustus'un bir imparatorluk kurmasıyla sonuçlandı.
İktidarın görkemi içinde başlayan bu yeni rejim, altı yüzyıl sonra,
gerilemeyle son bulacaktı (Son imparatorluk). Bu arada, değişen Roma
toplumu da artık üç sınıfa ayrılıyordu: sayıları gittikçe azalan
kentliler, büyük toprak sahipleri ve toprağı işleyen kolonlar.
|