|
|
 |
 |
Okunma |
|
12 |
Sikke Sikke (Arapçadan), belli bir ölçüye göre basılan madeni bir
paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş
yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad
edilmiştir. Tanım Para, malların alımında ve satımında
kullanılan değişim aracı biçiminde tanımlanabilir. Para, fiyatlar ile
değerleri ifade eden bir araçtır. İnsanlar ve ülkeler arasında el
değiştirerek ticari etkinliklerin yürütülmesini sağlar. Bununla
birlikte temel bir zenginlik ölçüsüdür. Taşıma ve ölçme kolaylığı
sağlamak gibi özellikleri bulunan paranın asıl önemi, biçiminden ve
yapıldığı madenden çok mal ve hizmet alımında herkesin benimsediği bir
ödeme aracı olmasıdır. Eskiden, aralarında deniz kabuğu, boncuk, taş ve
sığırın da bulunduğu bazı değerli mallar para gibi kullanılıyordu. M.Ö.
8. yüzyılda Çin'de, para yerine çapa, tırmık gibi bazı tarım
aletlerinin küçük modellerinin yapılıp kullanıldığı bilinmektedir. Metal
paraları inceleyen bilim dalına "nümizmatik" denir. Yunanca "nomisma"
ve Latince "numisma" sözcüklerinden türetilmiştir. Osmanlıca'da bu
kavram "ilm-i meskukat" ya da kısaca "meskukat" (Arapça 'sikke'den)
olarak geçektedir. Sikkelerin Önemi: Eski metal paralar "sikke"
biçiminde adlandırılırlar. Kazılarda, temel altında veya duvar harcı
içinde bulunmuş herhangi bir sikke tabakayı kesin biçimde tesbit eder.
Aynı zamanda devlet şeklini, bölgesini bildirir, hatta onların
incelenmesinden sayısız tarihi olaylar ve gerçekler ortaya çıkar.
Ortadan kalkmış şehirlerin isimlerini, kaybolmuş bir heykeli, yıkılmış
bir binayı, o zaman var olan ancak bugün yetişmeyen bir bitkiyi,
sikkelerdeki tasvirler sayesinde öğrenebiliriz. Sikke, devletin
resmi damgasıyla garantilenmiş, kullanımı kolay madeni bir alım
aracıdır. Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyalılar tarafından icat
edilmiştir. Altın ve gümüş karışımından meydana gelen elektrondan
yapılmıştır. Bu doğal elektronu ilk kez altın ve gümüşe ayırarak sikke
bastıran Krezüs'tür. Sikkenin kağıt paraya üstünlüğü madenindendir.
Kağıt paranın maddesi değersizdir. Sikkenin hem yapım maddesi
değerlidir, hem de daha kullanışlıdır. Bu nedenle daha çok tercih
edilmiştir. Sikkeler, yazılı belgeler ve arkeolojik bulgular ile
birlikte incelendiğinde insanlara pek çok konuda bilgi verirler.
Örneğin kentlerin ya da devletlerin zenginlik düzeylerine ışık tutarak
ekonomi tarihine ışık tutarlar. Devletlerin hangi coğrafyada egemenlik
kurdukları ya da ticari ilişkilerinin nereye kadar uzandığı yine
bulunan sikkelerle anlaşılabilmektedir. Sikkelerin ekonomik ve
siyasi yaşama ilişkin bilgi vermenin yanısıra diğer bir yönleri de
belgesel özellik taşımalarıdır. Sikkeler ve madalyonlar tarihsel
kişilerin resimleri konusunda önemli kaynaklardır. Birçok tarihsel
kişiliğin yüzleri bu sikkeler aracılığıyla bilinmektedir. Sikkelerde
ayrıca devletle ilgili bilgiler, şehir adları, bina, heykel veya bitki
tasvirleri bulunabilmaktadir ve bu yönüyle de önemlidirler. Yapım Malzemesi: Eski
çağlarda yapılan sikkelerde kullanılan başlıca metaller arasında altın,
gümüş, bakır, altın ve gümüş karışımı olan elektron, tunç ve pirinç
sayılabilir. Anadolu'da ilk metal paralar elektrondan yapılmıştır.
Değerli metallerin para yapımında kullanılması 20. yüzyıla kadar sürmüş
ancak kağıt paranın yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk edilmiştir.
Günümüzdeki bozuk para ihtiyacı için yapılan metal paralarda nikel,
bakır-nikel, tunç, alüminyum ve tunç-alümiyum gibi metal ve alşımlar
kullanılmaktadır. Yapım Teknikleri: Paraların metalden yapılması,
dayanıklılığının yanı sıra, metalin eritilip bir kalıba dökülerek
biçimlendirilmesindeki kolaylıktan da geliyordu. Bu nedenle döküm, para
basımının en önemli işlemlerinden biri olmuş, hatta pek çok yerde para
yalnız döküm yoluyla üretilmiştir. Ancak içerisine daha değersiz
metaller karıştırarak paranın değerinin düşürülebildiği, böyle bir
paranın da ilk bakışta gerçek değerde olandan ayırt edilemediği
anlaşılınca, bu durumu önlemek için farklı yöntemler denenmeye
başlanmıştır. M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da para, eriyik haldeki
metalin düz bir yüzey üstüne dökülmesiyle yapılıyordu. Altları düz olan
bu paraların üsleri metal eriyiğindeki yüzey gerilimi nedeniyle hafif
yuvarlak oluyordu. Bunu düzeltmek için çekiç ya da tokmak gibi aletler
kullanılıyordu. Bir süre sonra bu aletlerin üzerindeki girinti ve
çıkıntıların paranın üstünde iz bıraktığı fark edilince, bunun düşük
değerde para basımını engellemekte kullanılabileceği düşünüldü.
Ardından paranın üstüne, değişim değerinin resmen onaylanması anlamına
gelen yönetici ya da devlet işaretleri işlenmeye başlandı. Eski
çağlardan günümüze ulaşan para kalıplarının çoğu tunçtan yapılmıştır.
Romalıların demir kalıplar da kullandığı bilinmektedir. Alt kalıbın
içine yerleştirilen metalin üstüne, bir sapın ucundaki üst kalıp
konulup çekiçle vurularak arada kalan madene hem ince pul biçimi
verilir, hem de istenen işaretler işlenirdi. Vurmaya dayanan bu para
basma yönteminde bir süre sonra metal eriyiği doğrudan alt kalıbın
içine dökülmeye başlandı. Bu yöntemle, alt kalıp bozulmadan 10-20 bin
para basılabileceği, çekiç darbelerinden direk olarak etkilenen üst
kalıbın ise bunun yarısı kadar para basımına elvereceği bilinmektedir.
Bir kalıpta bir kişinin çalıştığı küçük darphanelerde saatte 100 tane
sikke yapılabileceği bilinmektedir. Kalıplarda yapılan değişiklikler
paraların biçiminin yanısıra üretim ekniklerini de etkiledi. Sasaniler
döneminde İran'da 220'den sonra ince kalıp kullanıldı. Bu da hem daha
ince paraların yapılmasına, hem de bunların üstündeki kabartmaların
daha alçak tutulmasına yol açtı. Bizans aracılığı ile Avrupa ülkelerine
geçen bu yöntem, Charlemegne'ın bastırdığı paralarda da kullanıldı.
Bazı Frank ve Sakson krallıklarında da aynı paranın üstüne, her biri
yalın işaretler taşıyan birkaç kalıpla baskı yapılır, böylece daha
karmaşık bir kabartma elde edilirdi. Avrupa metal paralarında hem
kabartma, hem de oymalar bulunurken, İslam ülkelerinin paralarında oyma
daha ağır basmaktaydı. Gümüş para yapımında, önce gümüş ince bir
katman biçiminde dökülür, sonra da eriyik tam soğumadan çekiçle
istenilen kalınlığa getirilirdi. Aşağı yukarı 10. yüzyılda gerçek para
boyutlarından biraz daha büyük dörtgen parçalar hazırlanmaya, daire
biçimindeki kalıbın içine yerleştirilip sıkıştırıldıktan sonra
yanlardaki fazlalıklar kesilerek alınmaya başlandı. Metal para
bastırmak karşılığında kullanılan "sikke kestirmek" deyimi buradan
gelmektedir. 15. yüzyılda para basımının hızlanması, daha iyi
kalıpların yapılmasına yol açtı. Bunlardan biri demir kalıptı. Kalıbın
içine karbon konup fırına veriliyor, bu da onun çaliğe dönüşerek daha
sertleşmesini sağlıyordu. Paraların kenarının kesilip değerlerinin
düşürülmesi tehlikesine karşı da buraya çentikler yapmak, tırtıklar
açmak ya da bir yazı kazımak gibi önlemler uygulanıyordu. Ayrıca
kalıpları, çekiçle vurmak yerine vida ile sıkıştırarak üstlerindeki
işaretlerin paraya geçmesini sağlayacak yöntemler de geliştirildi. Bu
yöntem 16 yüzyılda İtalya ve İngiltere'de de kullanıldı. 16. yüzyılda
Almanya'da döner kalıplar geliştirilmeye başlandı. Bunlar üstüne
kabartma yapılacak metali kendi kendine içine alıp baskıdan sonra da
dışarı çıkaran eğri yüzlü kalıplardı. Bu yöntemle para yapılacak
metalin kalıplara küçük parçalar biçiminde tek tek yerleştirilmesi
yerine, baskı yürüyen bir bant üstünde yapılarak üretim hızı
artırılabiliyordu. Daha sonra baskıda çekiç yerine vida ile sıkıştırma
yöntemi kullanıldı. Bu teknik 18. yüzyıla kadar kullanıldı. 19.
yüzyılda geliştirilen buhar makinesi kısa sürede para yapımında
kullanılmaya başlandı. Kalıplar için ise niteliği yükseltilmiş çelikten
yararlanılmaya başlandı. Günümüzde kalıpların yapımı, paraların basımı
gibi işlemler elektrikli makinelerle gerçekleştirilmekte, kullanılan
metallerin özelliklerini ve niteliklerini belirlemek, basılan paraların
denetimini yapmak için de bilgisayarlardan yararlanılmaktadır. Çeşitli
eritme ve arıtma süreçlerinden geçirilen metaller dakikada yüz metal
para basan makinelere gelmekte, basımdan sonra, artanlar ya da eskimiş
paralar yeniden üretilmek üzere fırınlara gönderilmektedir. Bir kalıpla
200 binden fazla para basılabilmektedir. İslam Ülkelerinde Sikke: İslam
ülkelerinde dinar (altın) dirhem (gümüş) ve fels (bakır) olmak üzere üç
tür metal para kullanıldı. Yüzyıllarca Roma, Bizans ve Sasani
paralarının sürümde kaldığı Ortadoğu'da ilk İslam parası Hz. Ömer
döneminde (634-644), Sasani paraları üstüne İslama özgü bazı
işaretlerin kazınması ile oluşturuldu. Emevi halifesi I. Muaviye,
Sasani paralarına kendi kılıçlı tasvirini koydurttu. Halife Abdülmelik
ise 693'te bir yüzünde kendi resminin bulunduğu ilk İslam dinarını
bastırdı. Bu paranın öbür yüzünde kelime-i tevhid yazılıydı. 694'te
Emevi eyaletlerinde gümüş İslam paraları basılmaya başladı. Emevi
Dinarı, Bizans solidosuna eşit saf altın, dirhem de saf gümüştü. Metal
paraların üzerine hükümdar ve halifelerin adlarının yazılmasını ilk kez
Emeviler uyguladı. 9. yüzyılda İslam sikkelerinin biçimi temel
kurallara bağlandı. Paranın üstüne egemenliği tanınan halifenin ve
hükümdarın adı, sultanın ya da melikin kendisinin ve babasının adı,
hükümdarlık unvan ve lakapları, kelime-i tevhid, paranın basıldığı kent
ve basım yılı yazılmaya başlandı. Halifeden ve sultandan bağımsızlık
izni alan küçük beyler de adlarını taşıyan sikke bastırmayı
egemenliklerinin gereği sayıyorlardı. Örneğin parasındaki özel
unvanları arasında "ed-devle" ile biten bir tamlamanın bulunması o
hükümdarın bağımlılığını, "ed-dünya" sözünü içeren bir unvanın
bulunması ise bağımsızlığını belli ediyordu. Bunun gibi "melik",
"sultan", "emir" unvanlarının da siyasal anlamları vardı. Bu unvanları
tamamlayan "el-kamil", "el-adil", "ebu'l-muzaffer", "ebu'l-feth",
"el-gazi" gibi lakaplar da siyasal, dinsel ve askeri anlamlar
taşıyordu. Karahanlılar, Samaniler ve Büyük Selçuklular'daki bu gelenek
başka devletlere de yayıldı. Müslüman olmayan komşu devletlerle
sürdürülen ticaret ilişkileri, insan tasvirli İslam sikkelerinin de
çıkarılmasına yol açtı. İlk Osmanlı gümüş parası akçenin 1326'da
Orhan Gazi adına kesildiği kabul edilir. Ancak babası Osman Gazi
döneminde basılmış bir akçe parçası da bulunmuştur. I. Beyazid gümüş ve
bakır Osmanlı paraları için düzenlemeler getirdi. II. Mehmed dönemine
kadar akçe ve pul denilen sikkelerle Venedik Dukası sürümdeydi. II.
Mehmed 1447'de sultani olarak bilinen ilk Osmanlı altınını bastırdı.
İlk tuğralı Osmanlı paraları III. Mehmed adına basıldı. 1625'te alınan
"tashih-i sikke" kararından sonra kuruş, 1640'ta da para adı verilen
metal paralar basıldı. 1687'de sikkelerin hepsine darphane damgası
vurulması kararlaştırıldı. 18. yüzyılın başında Osmanlı piyasasında
cedid, İslambol, şerifi gibi yerli altın paralardan başka yaldız,
frengi, esedi, zolata, Abbasi, tümen gibi yabancı altın ve gümüş
paralar da sürümdeydi. Yerli ve yabancı paraların pariteleri arasındaki
fark altın ve gümüş kaçakçılığına yol açıyor, bu durum da ekonomiyi
sarsıyordu. 18. yüzyılın ikinci yarısında "zer-i mahsub" serisi
altın ikilik, üçlük, beşlik ve onluklar çıkartılırken, üstlerine
"duribe fi Konstantiniye" yerine "duribe fi İslambol" ifadesi konuldu.
19. yüzyılda dünya piyasalarında altının giderek değer kazanması
nedeniyle metal paraların paritelerinin sık sık yeniden belirlenmesi
gerekti. II. Mahmud'un (1808-39) son yıllarında Osmanlı sikkelerinin
basımı ve birimleri konusunda köklü yenilikler gerçekleştirildi.
Abdülmecid 1840'ta çıkardığı bir fermanla bütün metal paraların
yenilenmesini istedi. Darphanede sarkaç sistemine geçildi. 22 ayar,
yüzlük serisi altın ve gümüş Mecidiyeler çıkarıldı. Bakır sikkeler de
5, 10, 20 ve 40 para olarak basıldı. Maliye Nezareti içinde kurulan
Meskukat-ı Şahane İdaresi altın ve gümüş fiyatlarındaki değişmeleri de
dikkate alarak Osmanlı Mecidiyesi'ne göre eski Osmanlı ve yabancı
paraların kurlarını belirliyordu. Osmanlı Bankası'na banknot çıkarma
yetkisinin verilmesinden (1863) sonra, 1881'de Meskukat-ı Osmaniye
Kararnamesi yayınlandı. 26 Mart 1916'da çıkarılan Tevhid-i Meskukat
Kanunu'yla Osmanlı metal paraları altın, gümüş ve nikel olarak
belirlendi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı metal paraları sürümde
kaldı. 1924 ve 1925'te çıkarılan 411 ve 624 sayılı yasalarla altın ve
gümüş para sistemine son verildi. Sonuç: Nümismatik sözcüğü;
klasik çağ Yunancasında "nomos" (kanun) ve "nomisma" (gelenek, ölçü ve
sikke) anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir ve sikke bilimi
anlamına gelmektedir. Bu bilim dalı sikkenin her türü ve biçimiyle
ilgilenir. Kendisine uğraşı alanı olarak nümismatiği seçen ve bilimsel
yaklaşımlarla sikkeleri inceleyen kişilere de nümismat denir. Sikkeler;
ilk basılışlarından bu yana, yüzyıllar önce yaşamış toplumlar hakkında
bilgiler veren ve tarihi konuşturan belge niteliğindeki nesnelerdir. Bu
özellikleri nedeniyle bu nesnelerin incelenmesi bir bilim dalı olarak
kabul görmüş ve nümismatik bilimi doğmuştur. İlk kez 2600 yıl önce
Batı Anadolu'da basılan sikkeler, birbirinden bağımsız olarak yalnızca
birkaç toplumda; Anadolu'da, Hindistan'da ve Çin'de ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle sikke biliminde üç ayrı gelenekten ya da ekolden söz etmek
mümkündür. Yeryüzünün Anadolu-Akdeniz havzası ve Ortadoğu
bölgelerini kapsayan bölümünde çeşitli zaman dilimlerini kapsayan
sınıflandırmalar da yapılmaktadır. Örneğin sikkenin icadından Bizans
Devletinin sonuna kadar basılan sikkeler "Antik Nümismatik" adı altında
incelenirken, orta çağ İslam Devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemi
sikkeleri "İslami Nümismatik" adı altında incelenir...
|