|
|
 |
 |
Okunma |
|
31 |
Anadolu’nun bugün halen yaşayan en eski kavimlerinden biri olan
Ermenilerin kökeni kimi kaynaklara göre Urartulara kadar uzanır.
Tarihçilerin üzerinde uzlaştığı temel görüşlerden biri ise,
Ermenilerin, M.Ö. 700′lerde Fırat’ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa
kökenli Phrygialıların bir kolunun, bölgenin eski halklarının
kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla
karışmasından meydana geldiğidir.
Çevreden gelen sürekli
akınlarla yaşadıkları bölgede ayakta kalmaya çalışan Ermenilerin
tarihi, bitmek bilmeyen bir devlet kurma ve yitirme mücadelesini
anlatır. Başta İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar ve
çeşitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savaşan, tarih
boyunca çoğu zaman kendi toprakları üzerindeki egemenliklerini yitiren
Ermeniler, buna rağmen dillerini ve kültürlerini yaşatmayı, kısaca var
olmayı becerebildiler.
Hıristiyanlık ve Ermeniler
Ermeniler,
Hıristiyanlık’la ilk olarak M.S. 1.yüzyılda tanıştı. İsa’nın
havarilerinden Aziz Tadeos, Aziz Bartolomeos ve takipçilerinin çabaları
sayesinde o güne dek putperest olan geniş bir Ermeni topluluğu
Hıristiyanlığı kabul etti. Romalıların buna karşı çıkmasına, 197 ve 230
yıllarında, Anadolu’da yaşayan Hıristiyan Ermenileri kırımdan
geçirmesine rağmen Hıristiyanlığın Ermeniler arasında yayılması
durdurulamadı.
Nihayet 301 yılında, Aziz Krikor’un önderliği
sonucunda 3. Dırtad, Hıristiyanlığı Ermeni Krallığı’nın resmi dini
olarak kabul etti. Kutsal metinlerin Ermenice’ye çevrilmesi ihtiyacı,
Aziz Mesrob’un 404 yılında Ermeni alfabesini yaratmasıyla sonuçlandı.
Altın Çağ olarak adlandırılan bir kültürel devrimin kapılarını açan bu
gelişme, Ermeni ulusunun ileride, çeşitli imkansızlıklar altında bile
varlığını koruyabilmesini sağlayan en önemli unsur olacaktı.
451
yılında toplanan Kadıköy Konsili’nin kararlarını benimsemeyen ve o
tarihten bu yana Hıristiyanlık içerisinde bağımsız bir kol olarak
yaşamayı sürdüren Ermeni Kilisesi, bugün sekiz milyonu aşkın üyesiyle,
dünyada 50 milyondan fazla üyesi bulunan Kadim Ortodoks Kiliseler
ailesine mensuptur.
Bizans Başkentinde Ermeniler
İstanbul
Doğu Roma İmparatorluğu’nun merkezi olduktan sonra, 360 yılında Ermeni
Katolikosu (Baş patrik) 1. Nerses’in Yassıada’ya sürüldüğü sırada
başkentte küçük bir Ermeni cemaati zaten vardı. Bizans İmparatorları 6.
ve 10. yüzyıllarda Ermenilerin İstanbul’a göçünü teşvik ettiler.
Katolikos
2. Hovhannes (565-574), Perslere karşı başarısız bir isyandan sonra,
birçok Ermeni soylusunun refakatinde İstanbul’a sığındı. Ermeniler
kendi dilleriyle ibadete başladılar, Bizans ordusunda paralı asker
olarak görev yaptılar ve imparatorluk içinde yüksek makamlara eriştiler.
İmparator
Moris, Mezizios, İmparator Filipikos-Vartan, Ardavazd, Alexios Museles,
Bardanes, Arsaber, Leo V, İmparator Makedonyalı Vasil,
Romanos-Lekapenos gibi birçok Bizans yöneticisi, Sezar Bardas, Gramerci
Ioannis, Fotios ve Filozof Leo gibi bilim adamları tamamen ya da kısmen
Ermeni idi. Depremden zarar gören Aya Sofya’nın kubbesinin onarımını
üstlenen mimar, Ani’li bir Ermeni’ydi ve Dırtad adını taşıyordu.
Osmanlı Döneminde İstanbul Ermenileri
Ermeni
cemaati ile yakın ilişki içerisinde olan Fatih Sultan Mehmet, Bizans
döneminde Batı Anadolu, Trakya ve Balkanlar’daki Ermeniler üzerinde
nüfuzu olan ve o tarihe dek Bursa’da bulunan Ruhani Reislik makamını
1461 yılında Patriklik seviyesine yükseltti.
Müslüman bir
Sultan’ın bir Hıristiyan Patrikliği’ni tesisi, daha önce benzeri
görülmemiş bir olay olarak tarihe geçti. 15. ve 18. yüzyıllarda, Kırım,
Doğu Anadolu, İran ve Kafkasya’dan birçok Ermeni İstanbul’a göç etti.
Giderek genişleyen Osmanlı topraklarındaki tüm Ermeni cemaatleri
İstanbul Ermeni Patriği’ni milletbaşı olarak tanıdılar.
İstanbul’daki
ilk Ermeni matbaası, bir din adamı olan Apkar Tıbir tarafından açıldı
(1567). Bitlisli 9. Hovhannes Golod İstanbul Patriği seçilince (1715)
Ermeni cemaatinin yaşamında kültürel bir rönesans başladı. Batı
Ermenicesi grameri hazırlandı. Ruhbanlık dışı ilk Ermeni okulu
Tıbranots Kumkapı’da öğretime açıldı (1790).
İstanbullu’ların
ilk Ermenice gazetesi, Lro Kir Medzi Derutyan Osmanyan (Büyük Osmanlı
Devleti Gazetesi) yayımlanmaya başlandı (1832). İlk İstanbul Ermeni
tiyatro kumpanyası Hasköy’de perdelerini açtı (1858). 1850′lerin
sonunda, Ermeni okullarının sayısı yalnızca İstanbul’da 40′ı aşıyordu.
Yayımlanan Ermenice gazete sayısı ise 20′yi buluyordu.
Ermeni
Katolik cemaati özellikle Fransız Elçisi’nin çabalarıyla 1831 yılında
İstanbul’da resmen oluştu. Bu tarihten 20 yıl kadar sonra, 1853′te bu
kez İngiliz Elçisi ile Amerikalı misyonerlerin çabaları sonucunda,
Ermeni Protestan cemaati kuruldu. Ermeni cemaati 15. ve 19. yüzyıllarda
Osmanlı İmparatorluğu’na sayısız devlet ve bilim adamı, pek çok değerli
sanatçı verdi.
Ermeni mimarlar, başkent İstanbul’u camiler ve
saraylar başta olmak üzere, birbirinden güzel yapılarla donattı. Bu
yapıların pek çoğu bugün de ayakta duruyor ve kenti süslemeye devam
ediyor. Ermeni cemaatinin kendi sosyal ve kültürel meselelerine ilişkin
talepleri 1840′lı yıllardan başlayarak, çeşitli oluşumlarla Bab-ı
Alî’den karşılık buldu.
Sultan 1. Abdülmecit’in emriyle, Ermeni
cemaatinin yönetimi için ilk resmi Ruhanî ve Cismanî Meclisler 1847
yılında oluşturuldu. Nizamname-i Millet-i Ermeniyân adını taşıyan
cemaat tüzüğü ise 17 Mart 1863′te Sultan 1. Abdülaziz tarafından
onaylandı. Halkın iradesine önem veren ve toplum yöneticilerini seçimle
göreve getiren Nizamname, ülkemizdeki halkçılaşma sürecinin belki de
ilk yazılı belgesi oldu. 19. yüzyılın sonlarına dek, İstanbul Ermeni
Patrikliği’ne Orta Doğu’dan Avrupa’ya, Kuzey Afrika’dan ABD’ye çok
geniş bir cemaat topluluğu bağlı bulunuyordu. Ancak, Osmanlı
İmparatorluğu artık çözülme sürecine girmişti.
Çeşitli milletler
imparatorluktan ayrılıp, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Osmanlı
Ermenileri’nin büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti’nin geleceğine olan
inancını sürdürüyordu, ancak bazıları, mevcut kargaşa ortamında can ve
mal güvenliğinden endişe duyduğunu ifade ederken buna kültürel otonomi
gibi taleplerini de ekliyordu. Küçük bir azınlık ise bağımsızlık
kazanmanın peşindeydi.
Büyük devletlerin de çabaları sonucunda,
kadim Türk-Ermeni dostluğu yavaş yavaş yerini güvensizlik ortamına
bıraktı. Ermeni literatürüne Medz Yeğern (Büyük Felâket) olarak geçen
tehcirin sonuçları yıkıcı oldu (1915).
Cumhuriyet Döneminde Ermeniler
1923′te
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu yeni Türkiye Cumhuriyeti ilan edildi.
Osmanlı’daki çok milletli sistem kaldırılarak, ulus devlet ve
vatandaşlık sistemi benimsendi. Ermeniler resmen azınlık statüsüne
geçtiler. İstanbul Ermeni Patrikliği 1922-27 arasında 5 yıl patriksiz
kaldıktan sonra Muşlu I. Mesrob Türkiye Ermenileri’nin 80. Patriği oldu.
Medeni
Kanun’un kabulüyle birlikte Osmanlı döneminde uygulanan her cemaati
kendi dini yasalarına göre yönetme şekli ortadan kaldırıldı. Patrikler,
cemaatin dini ve sosyal kurumlarının ruhani gözetmeni sayıldı. 1935′te
Vakıflar Kanunu Resmi Gazete’de yayımlandı.
Kilise, okul,
hastane, yetimhane gibi Ermeni kurumlarının bağlı olduğu tüm vakıflar,
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimine geçirildi. 1942′de çıkartılan
Varlık Vergisi Kanunu tüm diğer azınlıklar gibi Ermeniler üzerinde de
yıkıcı etkiler yarattı. Cumhuriyet döneminde açılan ilk ve tek ruhban
okulu, Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank Ruhban Okulu oldu (1954). Ancak
1969′da okulun teoloji bölümü İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nce
kapatıldı.
Ermeni cemaati Kurucu Meclis’e olduğu gibi, daha
sonraki yıllarda T.B.M.M.’ye de milletvekilleri gönderdi. Dr. Zakar
Tarver ve Mıgırdiç Şellefyan’dan sonra, 1960 tarihinden itibaren ise
Meclis’te hiçbir Ermeni milletvekili yer almadı.
Türkiye
Ermenileri Patrikliği’nin 500. kuruluş yılı 1961 yılında kutlandı.
Yetim bir tehcir çocuğu olan Yozgatlı Patrik I. Şnorhk, yurtdışında
Türk diplomatlarına yönelen terörizmin giderek tırmandığı zorlu bir
dönemde görev yaptı. Verdiği demeçlerde, diaspora Ermenileri’nin
Türkiye aleyhtarı gösterilerini hiçbir zaman onaylamayacağını bildirdi.
İlk
kez bir Cumhuriyet çocuğu, İstanbullu II. Karekin, Türkiye Ermenileri
83. Patriği seçildi (1990). Cemaati 2000′li yıllara taşıyacak olan 84.
Patrik ise İstanbullu II. Mesrob oldu (1998). Bu topraklardaki geçmişi
2700′ü yılı aşan Türkiye Ermenileri, bugün 70 bini aşkın üyesiyle
Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük azınlık nüfusunu oluşturuyor.
Büyük
çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere 33 kiliseye, ilk, orta ve lise
derecesinde 20 eğitim kurumuna sahip olan Türkiye Ermeni Cemaati
ayrıca, hastane, vakıf, dernek gibi çeşitli cemaat kurumlarını da kendi
bağışlarıyla ayakta tutuyor
|