|
|
 |
 |
Okunma |
|
41 |
Hitit imparatorluğu feodal bir yapıya sahipti ve vergi vermeye yükümlü
kıldığı bir dizi krallığı egemenliği altında tutuyordu. Bu
krallıklarlardan Kargamış ve Halpa gibi yaşamsal önemde olanları kralın
kardeşleri ya da akrabaları tarafından yönetiliyordu. Kizzuvatna ve
Arzava gibi ülkeler ise kendi içlerinde göreli olarak daha
bağımsızdılar. Devlet işleri memurlarca yürütülmekte, tapınaklar da
kendi personelleriyle belirli bir özerklik içinde çalışmaktaydılar.
Kent halkı daha çok tacirler, memurlar ve zanaatkarlardan oluşuyor,
çiftçiler ise köylerde oturuyorlardı. Hitit ülkesinin sürekli bir
ordusu vardı, ancak savaş halinde ordunun mevcudu arttırılıyor ve vasal
krallıklardan asker çağırılıyordu.
Hitit krallarının ülke
sorunlarını Pankuş adını taşıyan bir mecliste, yani bir çeşit senatoda
karara bağlamaları zorunluluğu vardı. Bu durum, dünyada bilinen ilk
Meşruti Krallığın Hitit devleti olduğunu göstermektedir. Hitit kralları
devletin başına, Kral Telipinu’nun sağladığı tahta çıkma yasasına uygun
olarak veraset yoluyla geliyorlardı. Ancak Hitit kralları, ülkenin
mutlak hakimi değil, bir "primus inter pares", yani "eşitler arasında
birinci"ydi [E. Akurgal]. I. Hattuşili’nin vasiyetnamesinde göründüğü
gibi soylular kralın yargısına bağlı değillerdi. Tartışmalı konular
Pankuş'ta ele alınır ve karara bağlanırdı. Telipinu'nun tahta çıkma
yasasını açıkladığı belgede de kral soyluların hakları karşısında kesin
ifadelerle uyarılmakta ve soylulardan kimseyi öldüremeyeceği
açıklanmaktadır. Hattuşa tarihinin ilk kaydedilmiş olaylarından biri;
soyluların, babası tarafından halef ilan edilmiş efsanevi kral I.
Labarna’ya karşı rakip bir kral adayı çıkartmalarıdır. Bu olay
soyluların gücünün başlangıçta daha büyük olduğunu ve giderek
zayıfladığını göstermektedir. Bu doğrultuda, imparatorluğun son iki
yüzyılı içinde yazılan metinlerde Pankuş'tan sözedilmemektedir. Pankuş
meclisinin, her üyesi bir klanı temsil eden kabile örgütünden
evrimleştiği açıktır. İmparatorluğun başlangıcında bu örgüt etkinliğini
koruyordu ve ülke yönetimi meşruti krallığa benzer bir nitelikteydi.
Yönetim biçimi zaman içinde mutlak bir monarşiye dönüştü.
Hitit
kralları Mezopotamya ve Mısır krallarının tersine hiçbir zaman
tanrılaştırılmamışlardır. Hitit metinlerinde ölen krallar için "o tanrı
oldu" ifadesi kullanılır. Ancak Hitit devletinin son krallarından IV.
Tuthaliya Mezopotamya krallarına özenmiş ve Asurlar gibi kendini
"evrenin kralı" olarak tanımlamıştır.
|