|
|
 |
 |
Okunma |
|
24 |
Ayasofya Medresesi
İstanbul'u aldıktan soma Fatih ilk iş olarak
Ayasofya'ya gelerek burada toplanmış olan Bizans halkına hitaben can,
mal ve din özgürlüklerinin kendi teminatında olduğu konusunda güvence
verdi. Harap ve bakımsız durumda olan Ayasofya'yı camiye çevirerek
onarıma aldırdı. Fatih ve ondan soma gelen Osmanlı Padişahları da fetih
sembolü olarak kabul edilen Ayasofya'ya büyük önem verdiler ve bu
konuda hiçbir fedakarlıktan kaçınmadılar. Ayasofya'nın kutsal hikmet
manasına gelen Grekçe adının dahi değiştirilmediğini düşünürsek
Türkler’in ne kadar hoş görülü oldukları daha iyi anlaşılır.
Özellikle
II. Selim döneminde Mimar Sinan'ın yapmış olduğu destek payandaları ve
onarımlar sayesinde yapının günümüze kadar ulaşması mümkün
olabilmiştir. Ayrıca Sultan Abdülmecid döneminde Fossati kardeşlerin
yaptıkları restorasyon çalışmaları da önemli yer tutar. Cami'ye
çevrildikten sonra İslam inancı gereği Ayasofya'nın içinde bulunan
figürlü mozaiklerin üzerleri ince bir sıva ile örtülmüş, bu uygulama
ile bir bakıma bunların korunması sağlanarak günümüze kadar
ulaşabilmeleri mümkün olmuştur.
Ayasofya'nın masrafları ve
onarımları, Fatih tarafından kurulmuş olan vakıf gelirlerinden
karşılanmıştır. Ayasofya'nın vakıfları şehir içindeki musakkafat,
dükkanlar evler, menziller, değirmenler, hanlar, hamamlar ve özellikle
Fatih tarafından yaptırılan bedestenlerden oluşmaktadır. 926 tarihli
tahrir defterinde Ayasofya vakıflarının hasılatı 1.426.288 akçedir. O
tarihlerde 40 akçe 1 flori olmakla, bu miktar 36.500 altın flori,
bugünki para ile 2.500.000 liradan fazla tutar (Kapalıçarşı Akçalı
Kuyumcusundan alınan bilgiye göre 1973 yılında 1 gr. Altın 19 TL. idi,
09.01.2003 günü 1 gr. Altın 19.000.000.-TL. dır. Bu hesaba göre kitabın
basım tarihi olan 1973 yılının 2.500.000.- TL.sı bugünün 2500000
x19000000 : 19 = 2.500.000.000.000.- "ikibuçuktrilyon" TL. dir.). Bu
yüklü gelir sayesinde Ayasofya devamlı olarak imar edilip ayakta
kalabilmiştir. Bugün de Kültür Bakanlığı tarafından Müze içinde onarım
ve restorasyon çalışmaları aralıksız devam etmekte ve binanın korunması
yolunda her türlü çalışma yapılmaktadır.
Çok iyi eğitim görmüş
olan Şehzade Mehmed (Fatih) zamanın en iyi alimlerinden olan Molla
Gürani ve Molla Hüsrev'den dersler aldı. Bilim ve eğitime büyük önem
veren Fatih, İstanbul' u aldıktan sonra da ilk iş olarak Zeyrek'teki
Pantakrotor Manastırı odaları ile Ayasofya'daki Papaz Odalarını medrese
olarak açtı. Bu nedenle İstanbul külliyesi (Üniversitesi)
medreselerinin 1453 yılında Zeyrek ve Ayasofya'da kurulduğunu söylemek
yanlış olmaz. Medresenin ilk müderrisi de Fatih'in hocası Molla
Hüsrev'dir.
Şam'lı Ebu Bahram'ın Atlas Minor tercümesinde
İstanbul hakkında ilave olan bilgiler arasında "Fatih Ayasofya'nın
şimal tarafından talebe-i ulum için vezayifi muayene ile bir darm
tahsili ulum ve medrese-i aliye ihdas etmiştir." denmektedir. Bu eski
saray tarihinden yani 1454 den evveldir. Bu nedenle Ayasofya
medresesi'nin 1453 yılında Ayasofya Camii' nin kuzeyinde var olduğunu
söyleyebiliriz
Fatih Külliyesi 'nin inşası üzerine bir süre boş
kalan Ayasofya Medresesi II.Bayezid döneminde (1481-1512) tekrar
kullanılmaya başlanmıştır. 1596 tarihli masraf defterinden
anlaşıldığına göre, daha önce yıktmlan medrese, 1596 da yeniden ihya
edilmiştir 4.Fatih'in yaptırmış olduğu tek katlı medresenin üstüne ıı.
Bayezıd bir kat ve hücreler ilave ederek iki katlı bir medrese haline
dönüştürmüştür. 1846-1849 yılları arasında Sultan Abdulmecid döneminde
Mimar Fossati kardeşler tarafından yapılan Ayasofya restorasyonu
sırasında medrese binası da restore edilmiş ve tamir sırasında köklü
değişiklikler yapılmıştır.
Ayasofya Medresesi'nde çok değerli
bilim adamları ders vermişlerdir. Bunlardan biride Fatih zamanının en
önemli alimlerinden Ali Kuşçu' dur. Ayasofya hakkında bir risale yazıp
Fatih'e hediye etmiş olan Ali Kuşçu hakkında Süheyl Ünver şu bilgileri
vermektedir. Fatih, Ali Kuşçu'yu 1473 de Uzunhasan seferine giderken
yanında götürür. Dönüşte Ayasofya Medresesi 'ne günde 10 akçe, Nişancı
Paşa'ya göre 200 akçe ile Müderris tayin eder. Ölünceye kadar Ayasofya
Medresesi'nde müderrislik yapan Ali Kuşçu'nun mezarı Eyüp Sultandadır 5.
İstanbul
'un tarihi eserlerini çizmiş olan Gurlitt' in Ayasofya'nın genel
planında 18 numara ile medresenin yeri belirtilmiştir. Prof. Dr. Süheyl
Ünver'in "Ali Kuşci" risalesinde medresenin yıkılmadan önce çekilmiş
olan resimleri ile planları yayınlanmıştır. Gurlitt'in planında ölçek
olmasına rağmen medresenin ayrıntılı çizimi yoktur. Süheyl Ünver'in
planında ise ayrıntı olmasına rağmen ölçek bulunmamaktadır. E. Hakkı
Ayverdi Osmanlı mimarisinde Fatih devri adlı eserinin III. cildinde bu
iki planı da yayınlanmıştır.
Ayasofya' da 1982 yılı onarımıarı
sırasında tamamen toprak dolgu altında kalan, çalılık ve moloz
yığınları altındaki medrese alanı önce temizlenmiş somada temel
sondajlarına geçilmiştir. Onarım çalışmalarını yürüten Y.Müh. Mimar
Alpaslan Koyunlu'nun araştırmaları sonucunda medresenin temel
kalıntıları, bölme duvarları, su yolları, şadırvan kaidesi ile ana
gezinti yolları ortaya çıkarılmıştır 6. Alpaslan Koyunlu tarafından
yapılan çalışmalar sonucunda medresenin rölövesi hazırlanmış ve burada
daha geniş bir kazı yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Ayasofya'nın
kuzeybatı köşesinde halen Ayasofya Medresesi'ne aİt temel
kalıntılarının izlerine rastlanmakta olup, bu kısım çalı ve oHarla
kaplanmıştır. Bu kısımda kazı yapıldığı takdirde medresenin planları
hakkında daha ayrıntılı bilgiye sahip olabiliriz. Ancak resimler ile
eski planlardan anlaşıldığına göre iki katlı, bir iç avluya sahip,
ahşap revaklı bir yapıdır. Prof. Dr. Semavi Eyice'ye göre 19.yy'da
yaygın olan batı üslubundan etkilenmiş görünen medrese binasının dar
bodrum pencerelerinin üzerinde iki sıra halinde uzanan yarım yuvarlak
kemerli büyük pencereler o güne kadar alışılagelmiş medrese
mimarisinden çok uzaktır 7.
Ekrem Hakkı Ayverdi yukarıda
bahsettiğimiz eserinin 321. sayfasında aynen şu ifadeler yar
almaktadır. "...Gurlitt'in planı önde 50, arkada 47 m., derinlik 35
m.dir; iç avlu 14 x 23m. dir; iki kollu bir merdiveni vardır. Süheyl
Ünver beyin planı Arkeoloji Müzeleri'nden almış; biz çok aradık yoktu;
pek fazla bir ma'lümat vereceğini de tahmin etmiyoruz. Bu plana göre
büyük tarafta bir katta 17 şerden 34, küçük avlu üzerinde 12 oda
vardır. Büyük avlu ortasında ilk binadan kalma tonozlu bir mahzen
vardır.
Bu haliyle binanın Dar'ül-Hilat'ül-' Aliye Medresesi
olarak 1924 senesine kadar kulanıldığı bilinmektedir. 1934 Ayasofya
Suikasdını ta'kıyben Müze Müdüri (Aziz Ogan) tarafından gayretkeşlik ve
emir kulluğu zoruyla yıktmlmıştır; mezkur Müdürin bir Su' ale cevaben
yazdığı mektubun sureti elimize geçti; bundan binanın temamen muhdes
olduğu ve binaen'aleyh "Ayasafya gibi tarihi mühin:ı bir abidenin
yanında olması hasebiyle yıkılmasının zaruri" bulunduğu ifade
edilmektedir.
Bina orta yok ki ne derece muhdesdi cevap verelim.
Amma xıx. asırdan olursak muhakkak yıkılır diye bir kaa'ide mi vardı ki
kurtarılması cihedine gidilmesi? Ve bir an evvel ortadan kaldırılmak
telaşı içinde palas pandıras yıktırıldı. Bina yeni de olsa Fatih'in
yaptırdığı ilk İstanbul Medresesi idi. Fekat bunu vicdanının en derin
yerinde hissetmek için bizden olmak gerektir. Bir tek duvar kalsa
Ayasofya'nın yanında bırakılacaktı, işte o kadar."
1924' e kadar
medrese olarak kullanılan bina bir ara Vilayetin emrinde kimsesizler
yurdu olarak kullanılmış, ancak; 1934 yılında harap olduğu ve
Ayasofya'nın görünümünü bozduğu gerekçesiyle zamanın Antikiteler ve
Müzeler Umum Müdürü Aziz Ağan'ın emri ile yıktırılmıştır.
1924'den
1934'e kadar kimsesizler yurdu olarak kullanılan medrese yıkılmadan
önce resimleri çektirilip, planları mimar Nihat'a çizdirildikten sonra
birer nüshaları Evkaf Müdürlüğü'ne ve Kültür Bakanlığı'na
gönderilmiştir. Muhtemelen bir nüshası da Arkeoloji Müzeleri
Müdürlüğü'nde kalmış olup, Süheyl Ünver de "Ali Kuşci" kitabındaki
medrese hakkındaki bilgileri buradan almış olmalıdır.
E. Hakkı
Ayverdi'nin fikirlerine tamamen katılmakla birlikte önemli olan bundan
sonra neler yapılabileceğidir. Süheyl Ünver, Ekrem Hakkı Ayverdi ve
Gullitt' in plan ve bilgilerinin yanısıra Alpaslan Koyunlu tarafından
yapılmış olan rölöve ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri fotoğraf
arşivinden edindiğim medresenin eski fotoğraflarından yararlanarak
Ayasofya Medresesinin restitüsyon planı yapılarak rekonstürüksüyon
(yeniden inşası) yapılabilir. Böylece İstanbul'un fethinin 550. yıl
dönümünü kutlayacağımız bu yıl içerisinde Fatih' in anısını da yaşatmış
olmakla birlikte Ayasofya Müzesinin depo, ofis gibi yer ihtiyaçlarının
karşılanması da mümkün olacaktır. Ayrıca yapıya kültür amaçlı bir
fonksiyonda kazandırılabilir.
Medresenin yıkılmadan önce 1934 ve
1935 yıllarında Eski Eserler Encümeni tarafından çekilmiş olan
fotoğrafları elde ettiğim İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü'ne,
müzenin fotoğraf bölümü şefi Arkeolog Turan Birgili ve mimari konularda
yardımlarını esirgemeyen İstanbul Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü mimarı
Hüseyin Kaya'ya teşekkürü bir borç bilirim.
Bu arada Türk
kültürüne büyük hizmetleri geçen yukarıdaki bilgilere ulaşmamızı
sağlayan Ekrem Hakkı Ayverdi ve Süheyl Ünver hocalarımızın yanı sıra;
Ayasofya içinde görmekte olduğumuz Kazasker Mustafa İzzet Efendi'nin
yazdığı 7,5 metre çapındaki dünyanın en büyük levhalarını Ayverdi'ye
onartarak, kendi çabasıyla tekrar yerine astıran eski Müdürümüz
Arkeolog Muzaffer Ramazanoğlu'nu saygı ve rahmetle anıyoruz. Ayverdi,
Ünver ve Ramazanoğlu gibi Türk kültürüne hizmeti geçmiş bilgili ve
cesur insanlar sayesinde kültür değerlerimiz korunmuş ve günümüze
ulaşabilmiştir. Başka milletlerin değerlerine sarılan kişi_erse onların
adi birer kopyası olmaktan öteye gidememişlerdir.
alıntı--Yavuz ÖZDEMİR
|