|
|
 |
 |
Okunma |
|
62 |
Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zamanlara kadar uzanır. Dünyanın
çeşitli yerlerinde yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak,
maden vs. gibi çok çeşitli malzemeden yapılmış heykel ve heykelciklere
rastlanmaktadır. Bunlar ve diğer heykeller üzerinde yapılan
incelemelerden, heykellerin büyük bir kısmının çeşitli kavimlerin ilah
olarak tanıdıkları varlıkları tasvir ettikleri, bazılarının
kral-kraliçe gibi hükümdar ailelerini, kahramanları ve kahramanlık
olaylarını, bilim, sanat ve sporda meşhur olmuş kimseleri, bir kısmının
da çeşitli insan ve hayvanları tasvir ettikleri anlaşılmıştır. Tarihi
araştırmalar, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı
hakkında herhangi bir netice vermemektedir. Tarihi çok eski olduğu
bilinen heykel ve heykelciliği bu derece yaygınlaştıran asıl sebep,
inançtır. Çeşitli devirlerde yaşamış insanların tapındıkları ve ilah
tanıdıkları şeylerin ağaç, taş, maden üzerine işlemeleri ve
ibadetlerini bunlara karşı yapmaları, heykel ve heykelciliğe cemiyet
hayatında geniş yer verilmesine yol açmıştır. İlk çağ
topluluklarında sanatçılar genellikle bir geleneği devam ettirir.
Ortaya konan eser, toplumun ortak malı olarak kabul edilir. Dolayısıyla
eserler sanatçıları değil üretildikleri kavim ve toplulukların adıyla
anılırlar. İlk çağ heykelciliğinin özellikleri Tarımsal
faaliyetlerin başlamasıyla birlikte, verimsizlik sorununa çare olarak,
Magna Mater (Ana Tanrıça) heykelcikleri yapılmıştır. Bu heykelciklerin
malzemesi ağaç ya da topraktır. Heykeller genel olarak aynı duruşu sergiler, kişisel özellik taşımazlar. Baş oranları vücudun geneline göre büyüktür. Üç boyutlu heykellerde bile uzuvlar çizilerek gösterilir. Heykel yüzeyleri çizilerek süsleme yoluna gidilir.
Mısır heykel sanatı Kültür
alanında otuz yüzyıl boyunca süreklilik gösteren Mısır’da
heykeltıraşlar ağaç, granit, bazalt, profir gibi dayanıklı malzemeler
kullandılar. Tapınakların ve mezar anıtlarının iç ve dış cephelerini
heykeller ve rölyeflerle süslemişlerdir. Mısır’da heykelcilikte
zaman içinde gelişen bir üslupçuluk söz konusudur. Bu üsluplaşma
özellikle figürlerin duruşlarında ve vücudu kaplayan kumaşların
yapımında kendini gösterir. Figürler genel olarak durgun ve
hareketsizdir. Frontal duruş hâkimdir. Ayakta duran figürlerde, vücut
ağırlığı iki bacağa eşit olarak dağıtılır. Heykelin ortasından bir
çizgi çekilirse iki eşit parça elde edilir. Kollar vücuda yapışık
şekilde aşağıya sarkar, eller yumruk şeklindedir. Mısır heykelcileri
çok büyük ve sert taşlar yontuyorlardı. Bu durum onları çalışmalarında
sadeleşme yapmaya yöneltti. Dolayısıyla heykellerde adale, kas gibi
detaylar görülmezken, yüzlerde de ifade de yoktur. Yalnızca mezarlara,
dini inançlar gereği konan heykeller, ölünün ruhuna ev sahipliği
yapacağından sahibine benzemesi zorunluluğu taşır. Kral heykelleri sert taşlardan yapılırken, yumuşak taşlardan ve ağaçtan yapılan prens, rahip ve memur heykelleri bulunur. Yeni
imparatorluk döneminin en güzel eser, Amerna şehrinde bulunan Kraliçe
Nefertiti’ye ait olan büsttür. Sanatçısı bir yanda geleneğe bağlı
kalmaya çalışırken, bir yandan da modelinin şahsi özelliklerini
betimlemeye çalışır. Gize piramidinin yanında bulunan Sfenks heykeli
ise eski krallığın krallarından olan Kefren’nin portresini taşır. Rölyefler
daha çok tapınak ve mezarların duvarlarını süsler. Mısır rölyefleri
daima bir olayı anlatır. Rölyeflerde baş, kollar, ayaklar, bacaklar ve
gövde profilden; gözler ve omuzlar ise cepheden gösterilir.
Yunan heykel sanatı Yunan
heykelinde, kişisel özellikler değil, ortak ideal tip önemlidir. İdeal
yüzler, ideal ölçülere uygun insan vücutları Yunan heykelinin başlıca
özelliğidir. Başlangıçta kil, taş fildişi, kemik ve tunç gibi
malzemelerden ilkel heykelcikler ortaya koyan Yunan heykelcileri zaman
içerisinde bunu geliştirmişlerdir. Heykel sanatının gelişmesine ve
anıtsal heykeltıraşlığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında
olimpiyatlarda başarı kazanan atletlerin heykellerinin dikilmesi
geleneği, gelişen mimariye bağlı olarak, tapınakların taştan yapılması
ve bunların iç ve dış cephelerinin, kabartmalarla süslenmesi
sayılabilir. Yunan heykeli karşıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm
üzerine kuruludur. Baş başka, kollar ve bacaklar başka başka yönlere
bakarlar. Bu durum gösteriyor ki Yunan heykelcisi vücut nüansları
üzerinde çalışmıştır. Yunan heykelcileri örtü altından hissedilen
gövdenin formunu ortay çıkarmanın çekiciliğini fark etmişlerdir. Bundan
dolayı, gizlerken göstermek yunan heykelciliğinde bir motif olmuştur. M.Ö. 7. ve 6. yy.da iki büyük heykeltıraşlık ekolü görülür: •Girit Pelepones İyonya Yunan heykelciliği üç bölümde incelenebilir: •Antik Çağ (m.ö. 490–460) •Klasik Çağ •Helenistik Devir (m.ö. 330–30)
Antik çağ Bu
dönemden itibaren vücudun ağırlığının bir bacak üstüne verildiği,
böylelikle frontal duruşun değiştiği görülür. Bu yeni duruşun gelişmiş
örneğine Olimpiya Zeus tapınağında rastlanır.
Klasik çağ Bu
dönem Panteon tapınağının içinde bulunan altın, fildişi Athena
heykelini yapan heykeltıraş Fidyas ile en parlak çağına ulaşmıştır. Bu
heykel kaybolmuştur. Günümüze kalan ise zamanında Romalıların yaptığı
kopyadır. Sanatçı en çok tanrı heykelleri yapmıştır.
Helenistik çağ Bu
dönemde portrecilik gelişmiştir. Özellikle devlet adamlarının
portreleri yapılmıştır. Bunlar arasında Büyük İskender portreleri ve
bunların sanatçısı Lisppos öne çıkar. Sanatçı o zamana kadar
uygulanmakta olan oranlar sistemini değiştirmiştir. Baş küçülmüş, gövde
uzamış, baş vücudun 1/6’i olmuştur.
Roma heykel sanatı Romalılar
bu alanda yaratıcılık gösterememişlerdir. Yunanistandan heykeller
getirtmişler ve bunları kopyalayarak çoğaltmışlardır. Buna karşılık
portrecilikte başarı göstemişlerdir. Bu durum dini geleneklerle
bağlantılıdır. Roma geleneklerine göre ölen bir kişinin yüzünün
balmumundan kalıbı alınır ve cenazeden sonra evin bir köşesinde
saklanırdı. Özellikle cumhuriyet döneminde portrecilik çok gelişmiştir.
Bu dönemde oldukça gerçekçi bir üslupla yapılan portrelerde; her türlü
yüz ifadesi ve şahsi özellikler başarıyla işlenmiştir. Romalılar
zaferle döndükleri seferler sonarsında, kazandıkları başarıları
simgeleyen anıtlar dikmeyi adet edinmişlerdir. Belirli zaman ve yerde
gerçekleşen olayları anlatan kabartmalarla üslü bu anıtların en
önemlileri Augustos döneminde Roma’da yapılmış olan barış sunağında
bulunur. Bir diğer önemli anıtsa İstanbul Sultanahmet meydanındaki
Teodesius obeliskidir (m.ö. 4yy.). bu anıtın kaide kısmında imparator
maiyetiyle beraber hipodrom locasında görülür. Kabartmanın merkezinde
imparator bulunurken, diğer figürler imparatora yakınlıklarına
derecelerine göre yerleştirilmiştir.
Heykelcilikte usul ve teknikler Heykelci
hem çizici hem de uygulayıcıdır. Heykelcilerin bazıları sadece ellerine
verilen şekilleri ya oyarlar veya dökerler. Heykelcilikte; oyma,
biçimleme, inşa ve birleştirme, döküm, bitirme gibi teknikler vardır. Yontma Heykelci tek parça bir kütleyi istenen düzen içinde şekillendirir. Taş ve ahşap heykelcilikte bu usul kullanılır. Modelleme Şekillendirilebilir
heykel malzemelerinin elle ya da çeşitli aletlerle biçimlendirilmesi.
Bunların maddesi kil, balmumu ve alçıdır. Birleştirme Önceden
şekillendirilmiş malzeme ve parçaların usulüne uygun olarak biraraya
getirilmesidir.Birleştirme heykelcilikte, kumaş, saç, çıta, kalas,
formika, cam, ip, metal borular vb. maddeler kullanılır. Döküm Kil,
balmumu gibi ara malzemeyle yapılan heykellerin çeşiltli döküm
teknikleri kullanılarak; bronz gibi dayanıklı malzemeyle dökülmesidir. Bitirme işi Bitmiş heykelleri perdahlama, cilalama, boyama ve yaldızlama gibi uygulamaların yapılmasına denir. Günümüzde heykel ve heykelcilik İnsanların
heykellere tapmaya başlamasından sonra, heykelcilik bir sanat ve
ticaret metaı olmuştur. Yüzyıllarca insanlar, her çeşit malzeme ve
maddelerden heykeller yapmışlar ve hatta bunları başkalarına satarak
geçimlerini temin etmek yolunu tutmuşlardır. Arkeolojik kazılarda,
çeşitli yörelerde bol miktarda bulunup müzelere konan heykeller bunu
ispatlamaktadır. Bilhassa mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar
sanat özelliklerini korumuşlardır. Avrupa'da başlayan Rönesans
hareketi ile heykelcilik ayrı bir önem kazanmış, Michelangelo bu
devirde yetişen heykeltraşların en meşhuru olmuştur. Bu zamandaki
heykellerin yapımı, süsleme sanatı ile birlikte gelişmiştir. Ayrıca
heykeller, şimşir, ıhlamur, meşe ve ceviz gibi sert ağaçlar oyularak
çok çeşitli ölçülerde yapılmıştır. Taştan yapılan heykellerin kırılması
çabuk olduğundan, eski zamanlardan beri, mermer kullanılması daha
yaygındır ve daha çok tercih edilmiştir. Zamanımızdaki heykeltraşlar
tarafından ekseriya mermer, bronz, tunç gibi kırılma tehlikesi daha az
olan ve dayanıklılığı bulunan malzemeler kullanılmaktadır. Bunların
yanında fildişinden heykel yapmak, eskiden olduğu gibi günümüzde de
biblo şeklinde devam etmektedir
|