|
|
 |
 |
Okunma |
|
37 |
bu kadar servet herhalde kayp olmamıştır. belkide bir çoğu anadoluda bizleri bekliyor? bunların hac yolu anadolu idi
BİR ORTAÇAĞ MAFYASI: TAPINAKÇILA Tapınakçılar,
bu tür mafya yöntemlerinin yanı sıra siyaset alanında da kirli oyunlara
girmekten geri kalmadılar. Yerli halka zorba yöntemlerle büyük
sıkıntılar yaşatarak, sözde dindar bir tarikat görünümünden çıkıp,
nefret edilen, karanlık yöntemlere sahip, çok zengin bir örgüte
dönüştüler. Kısa bir süre sonra deşifre olan sapkın inanç ve
yaşantıları da bu imajı tamamladı ve sonunda Hıristiyanlığın utanç
kaynağı haline geldiler.
Truva Konsülü'nden sonra, Tapınakçılar
büyük bir hızla güçlerini ve sayılarını artırıp dönemin en güçlü ve en
korkulan şövalye tarikatı haline geldiler. Büyük bağışlar toplamış,
özel vergi gelirleri elde etmiş, inşaat, tarım, hayvancılık, nakliye,
denizcilik gibi sektörlerde önemli yatırımlar yapmışlardı. Fakat bu
çalışmalar ana gelir alanı olmaktan çok, göstermelik faaliyetlerdi;
çünkü tarikatın asıl gelir kaynağı kara paraydı. Tapınakçıların
karanlık sermayelerini oluştururken kullandıkları yöntemler, organize
suç örgütlerinin günümüzde kullandıkları yöntemlerden farklı değildi.
Kaldı ki, bugün mafya sistemi olarak bilinen örgütlü suç yöntemlerini
tarihte ilk defa icat edenler aslında onlardı.
YERYÜZÜNDE KÖTÜLÜĞÜ ÖRGÜTLEYENLERİN YÖNTEMLERİ
Zorba
kralların veya kötü yola sapmış Kilise görevlilerinin bireysel olarak
gerçekleştirdikleri kanun dışı uygulamalar, Tapınakçılar tarafından
sistemli bir kara para kaynağı haline getirildi ve onlara bilinen
güçlerini kazandırdı. Fakirlik yemini etmiş, sözde misyoner hayatı
yaşayan bir tarikatın, kısa sürede krallarla yarışacak bir servete
ulaşmasının nedeni kullandıkları organize mafya yöntemleridir. Bu
yöntemleri aşağıdaki başlıklar altında toplamak mümkündür:
a) Tefecilik b) Savaş adı altında soygun, yağma, gasp c) Rüşvet ç) Spekülasyon d) Politik oyunlar e) Keyfi vergiler f) Haksız imtiyazlar g) Köle ticareti ğ) Sömürgecilik faaliyetleri h) Uyuşturucu (haşhaş) trafiği
Görüldüğü
gibi Tapınakçılar kötülüğün her çeşidini organize hale getirip bunu
yaygınlaştırmayı ve bundan dünyevi güç ve çıkar elde etmeyi temel görev
edinmişlerdi.
Tapınakçıların kara para vurgunlarında
kullandıkları yöntemlerin başında tefecilik gelmektedir. Aslında
Hıristiyanlıkta tefecilik kesinlikle yasaklanmıştır ve karşılığında
büyük cezaları vardır. Bu yüzden tefecilik, Ortaçağ'da Yahudilerin
tekelindeydi. Cezalardan muaf Yahudi bankerler para ticareti yaparak
büyük kazançlar sağlıyor, krallara ve soylulara verdikleri borçlar
sayesinde çeşitli kolaylıklar ve imtiyazlar elde ediyorlardı.
Tapınakçılar, hiçbir Hıristiyanın girmediği bu alana el atarak kısa
sürede Yahudi bankerlerin yerini aldılar.
AVRUPA EKONOMİSİNİ NASIL ELE GEÇİRDİLER?
Tapınakçılar,
para ticaretinden kazandıkları yaklaşık yüzde onluk faiz gelirine,
kira, masraf gibi isimler takarak yasak olmasına rağmen bu işlere devam
ediyorlardı. Bütün önemli merkezleri kapsayan bir ağ oluşturmuş, başta
Kutsal Topraklar ve bu merkezler arasında olmak üzere, bilinen bütün
önemli noktalar arasında güvenli para transferi gerçekleştirmişlerdi.
Özellikle kraliyet makamlarında, ticaret merkezlerinde ve hac
yollarında kurulan ve bir banka şubesi gibi çalışan Tapınakçı
malikanelerinde yüksek miktarda para depolanmıştı. Para transferi
yapmak isteyen kişi, belirli bir noktada parasını bu malikaneye yatırıp
karşılığında senet alıyor ve gittiği noktadaki malikanede senedi verip
belirli bir faiz ödeyerek parasını tahsil ediyordu. Tapınakçı banka
şubelerine yatırılan paralar çok farklı amaçlar için kullanılıyordu.
Burada en önemli unsur, sözde hayır işleri yapan örgütün fakir halk da
dahil olmak üzere çeşitli kesimlerden topladığı büyük faiz geliridir.
Bu gelir, hiçbir otorite tarafından denetlenemeden, meçhul amaçlarda
kullanılmak üzere şövalyelerin kasasına akıyordu. Daha da ilginç olanı,
Tapınakçıların kar sistemlerini gizli tutmalarıydı. Hiç kimse hesap
soramadığı için, tarikat, tefeciliği misyoner teşkilatı içinde kurumsal
bir hale getirmişti. Sonraki dönemlerde ise tefecilikleri ortaya çıkmış
ve mahkumiyetlerinin sebeplerinden biri olmuştur. I. Haçlı Seferi
sırasında Fransa'nın toplam yıllık geliri 250 bin frank civarındaydı.
Yapılan tahminlere göre, tarikatın sadece Avrupa'da -9000 ayrı
noktadaki büyük gayrımenkul varlığı bir yana- o dönemdeki yıllık nakit
geliri ise yaklaşık 30 milyon franktır. Bu geliri günümüz rakamlarıyla
kıyasladığımızda, Tapınakçıların ne kadar büyük bir servete
hükmettikleri, krallarla yarışacak düzeyde varlığa sahip oldukları daha
iyi anlaşılmaktadır. O kadar ki, 1191'de Kıbrıs'ı Kral Richard'dan 25
bin marka satın almış ve bir yıl sonra Lusignanlı Guy'a satana kadar
ağır vergiler koyarak adadan büyük gelir sağlamışlardı.
TAPINAKÇILAR YAĞMAYA BAŞLIYOR
Şövalyelerin
kirli parasının bir kısmı da yağmacılıktan geliyordu. Kutsal
Topraklarda, ya da şatolarının bulunduğu sınır noktalarında ganimet
avına çıkan Tapınakçılar, savunmasız kervanlara ve sivil yerleşim
birimlerine saldırmalarına rağmen, bunu sözde düşman askerleriyle
yapılan bir savaşmış gibi gösteriyorlardı. Oysa, asıl yaptıkları gasp,
toplu cinayetler, yağma, adam kaçırma gibi eşkıya eylemleriydi. Bu
eylemlerin en dikkat çekici örneklerinden biri, tarikatın sapkın
Haşhaşiler'le yaptığı iş birliğiydi. İki örgüt, yılda 2000 bezant
karşılığında anlaşmaya varmıştı. Bu karanlık ilişki sonraki dönemlerde
daha ileriye götürülmüş, Haşhaşiler, aldıkları paralar karşılığında,
Tapınakçıların rakibi olan krallara suikast bile düzenlemişlerdi.
Şövalyeler, hayranlık duydukları bu sapkın tarikatın yöntemlerini kısa
sürede benimsemişlerdi. Tapınakçıların yağmalama konusunda ne
kadar hevesli ve aç gözlü oldukları ve bu yüzden Hıristiyanların
defalarca yenilgiye uğramalarına yol açtıkları tarihi belgelere de
yansımıştır. 1150 yılında Aşkalon'a düzenlenen saldırı sırasında, şehir
duvarlarından birisi yıkılmış, Hıristiyanların savaşı kazanma ihtimali
ortaya çıkmıştı. Tam bu noktada Büyük Üstad Tremelaylı Bernard, Haçlı
askerlerini durdurarak, ilk yağmayı yapmak üzere duvardan önce
Tapınakçıların geçmesini sağladı. Tapınakçılar inşaat, emlak,
nakliye gibi işlere el attıktan sonra, bu işlerden kazandıkları mallar
ve menkuller üzerinden spekülasyon yapmaya da başladılar. Emlak ve arsa
spekülasyonu sayesinde hem kendi topraklarının değerini hem de
topladıkları vergi ve kiraları artırıyorlardı. Ayrıca, stokladıkları
değerli madenler ve ticaretini yaptıkları mallar üzerinde de
spekülasyona giriyorlardı. Sözgelimi, İngiltere'de, sahip oldukları
büyük mal varlığının ve toprakların değerini kısa sürede yaklaşık %50
oranında artırmış, ticari imtiyazlar sayesinde de İngiliz yününü bütün
Avrupa kıtasına ihraç ederek büyük paralar kazanmışlardı.
KARANLIK SERMAYENİN KAYNAKLARI
Tapınakçılar
fakir halktan para toplarken, Müslümanlara karşı büyük bir mücadele
yürüttüklerini iddia ediyorlardı. Oysa bu, tarikatın bağış kaynaklarını
canlı tutmak için uydurulmuş bir yalandı. Tapınakçılar, Truva
Konsülü'nden sonra girdikleri ilk üç savaşta da ağır bir hezimete
uğramışlardı. Abartılı kahramanlık hikayelerinin aksine, şövalyeler
yenilmez savaşçılar değillerdi. Tek yaptıkları masum ve savunmasız
halkı katletmekti. Savaşmaları gerektiğinde ise, topladıkları büyük
bağışların önemli bir kısmını savaş ve savunma dışında başka amaçlarla
kullanılmak üzere karanlık sermayelerine eklediklerinden, genellikle
yenilgiye mahkum oluyorlardı.
Tapınakçılar, adı geçen kirli
yöntemlere ek olarak, köle ticareti ve kaçakçılıkta da organize
olmuşlardı. Köle ticaretinde yaptıkları büyük sahtekarlıklar tamamen
ortaya çıkınca Papa onları uyarmak zorunda kalmıştı. Bilindiği gibi, o
dönemlerde köle ticareti kanun dışı bir iş değildi; ancak bir
Hıristiyanın, Hıristiyan bir köleye sahip olması yasaklanmıştı.
Tapınakçılar, bu yüzden, köyleri basarak masum Müslüman halkı kaçırıyor
ve köle haline getirip Avrupa'ya satıyor ya da acımasızca kendi
işlerinde kullanıyorlardı. Müslümanların dostu olarak tanınan Roma
İmparatoru II. Frederick, Papa'yla birlik olup kendisine karşı savaşan
Tapınakçıların bütün mallarına el koyduğunda, tarikatın işlerinde
çalıştırılan yüzlerce Müslüman köleyi, hiçbir karşılık istemeden
serbest bırakmış, böylece şövalyelerin büyük nefretini kazanmıştı.
Yalnız
Müslüman kölelerle yetinmeyen şövalyeler, Ortodoks Hıristiyan olan
Yunan, Bulgar, Rus ve Romenleri de Müslüman diyerek köle ticaretinde
kullanıyorlardı. Papa IX. Gregory, 1237 yılında bu istismar konusunda
Suriye piskoposu ve Tapınakçıların üstadına şikayette bulunduysa da,
Tapınakçılar, önemli bir gelir kapısı olarak başta Afrika halkı olmak
üzere, köle ticaretiyle insanları sömürmeyi sürdürdüler.
Tapınakçılar,
bu tür mafya yöntemlerinin yanı sıra siyaset alanında da kirli oyunlara
girmekten geri kalmadılar. Yerli halka zorba yöntemlerle büyük
sıkıntılar yaşatarak, sözde dindar bir tarikat görünümünden çıkıp,
nefret edilen, karanlık yöntemlere sahip, çok zengin bir örgüte
dönüştüler. Kısa bir süre sonra deşifre olan sapkın inanç ve
yaşantıları da bu imajı tamamladı ve sonunda Hıristiyanlığın utanç
kaynağı haline geldiler
|