|
|
 |
 |
Okunma |
|
148 |
PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA
Musevi, Hıristiyan ve İslâm
peygamberlerinin atası olan Hz. İbrahim Şanlıurfa'da doğmuş, Nemrud ve halkının
taptığı putlarla mücâdele ettiği için Şanlıurfa'da ateşe atılmıştır. Lut
Peygamber amcası Hz. İbrahim'in ateşe atılışıını görmüş ve daha sonra
Şanlıurfa'dan ayrılmıştır. İbrahim Peygamber'in torunu ve İsrailoğullarının
atası Yakub Peygamber Harran'da bulunmuş, Eyyub Peygamber Şanlıurfa'da hastalık
çekmiş ve Şanlıurfa'da vefat etmiştir. Hz. Eyyub'u arayan Elyasa' Peygamber
O'nun yaşadığı köye kadar gelmiş, ancak göremeden orada vefat etmiştir. Şuayb
Peygamber Harran'a 37 km. mesafedeki Şuayb Şehri'nde yaşamış, Musa Peygamber
Şuayb Şehri yakınlarındaki Soğmatar'da Şuayb Peygamberle buluşmuştur. İsa
Peygamber Şanlıurfa'yı kutsadığına dair bir mektubunu ve yüzünü sildiği mendile
çıkan mûcizevi portresini (Hagion Mandilion) Şanlıurfa Kralı Abgar Ukkama'ya
göndermiştir. Bütün bunlardan dolayı Şanlıurfa "Peygam-berler Şehri" ve
"Kutsanmış Şehir" adlarıyla tanın-maktadır. Sadece semavi dinler değil, İlkel
dinlerin dünyada bilinen eski merkezi Şanlıurfa, çok tanrılı dinlerin de
dünyadaki önemli merkezlerinden biridir. Ay, güneş ve gezegenlerin kutsal
sayıldığı eski Mezopotamya'daki Assur ve Babilliler'in politeist (çoktanrılı)
inancına dayanan paganizm'in önemli merkez şehirleri Harran ve Soğmatar
Şanlıurfa il sınırları içersindedir.
HALİL-ÜL RAHMAN VE AYN-ZELİHA
GÖLLERİ (BALIKLIGÖL)
Rüyasında hükümdarlığının elinden
gittiğini gören Kral Nemrut’un bu rüyası kahinler tarafından "Bu yıl bir çocuk
doğacak, senin putperest dinini ortadan kaldıracak ve Krallığına son verecek"
şeklinde yorumlanır. Bunun üzerine Nemrut o yıl doğan ve doğacak olan bütün
çocukları öldürtmeye karar verir. Hamile olan Nuna, o yıl İbrahim’i bir mağarada
gizlice doğurur. Hz. İbrahim bu mağarada 7 yaşına kadar herkesten gizlice yaşar.
7 yaşından sonra mağaradan çıkarılıp baba evine getirilen İbrahim büyüyünce Kral
Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye başlar. Bunun üzerine
Nemrut, Hz. İbrahim’i yakalatarak Urfa Kalesi’nin bulunduğu tepeye kurdurttuğu
mancınıkla ateşe attırır. O anda Allah tarafından ateşe "Ey ateş İbrahim’e karşı
serin ve selamet ol" emri verilir. Ateş su, odunlar balık olur. Onun düştüğü
Halil Ür Rahman ve yakınındaki Aynzeliha Gölleri ile içindeki kutsal balıklar
bugün dünyanın her tarafından gelen insanlarca ziyaret edilmektedir
HARRAN
Şanlıurfa'nın 44 km. güney
doğusunda bulunan ve her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret
edilen tarihi kent Harran, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.
Tevrat'ta "Haran" olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslâm
tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber'in torunlarından Kaynan'a veya
İbrahim Peygamber' in kardeşi "Aran"a (Haran) bağlarlar. XIII. yüzyıl
tarihçilerinden İbn-i Şeddat, Hz. İbrahim'in Filistine gitmeden önce bu şehirde
oturduğunu, bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in şehri de denildiğini, Harran'da
İbrahim Peygamber'in evinin, adını taşıyan bir mescidin, O'nun otururken
yaslandığı bir taşın var olduğunu yazmaktadır. Harran, Kuzey Mezopotamya'dan
gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir
noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret
ilişkileri bulunan Assurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi.
Anadolu'dan Mezopotamya'ya, Mezopotamya'dan Anadolu'ya olan ticaret akışının
binlerce yıl Ha rran
üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür bikiminin
oluşmasına neden olmuştur.
Harran Höyüğü
Şehrin orasında yer alan 22 m.
yüksekliğindeki höyük oldukça geniş bir alana yayılmıştır. M.Ö. III. binden M.S.
XIII. yüzyıla kadar kesintisiz olarak iskan edilen Harran Höyüğü, içersinde
çeşitli devirlere ait mimari kalıntıları ve bölgenin tarihini gün ışığına
çıkartacak belgeleri barındırmaktadır Höyükte ilk araştırmalara 1951 yılında
D.S. Rice tarafından başlanılmış ve bu araştırmalar aralıklarla 1956 yılına
kadar devam etmiştir. Harran höyüğünde 1983 yılında Dr. Nurettin Yardımcı
başkanlığında araştırma ve kazılara yeniden başlanılmış ve M.Ö. III.binden XIII.
yüzyıla kadar devreleri içersine alan çeşitli buluntulara rastlanılmıştır. Üst
tabakada geniş bir alana yayılmış olarak ortaya çıkartılan XIII. yüzyıl İslâmi
devir şehir kalıntısı; su kuyularının bulunduğu avluları olan kare ve dikdörtgen
planlı bitişik nizamlı evler, bu evlerin oluşturduğu dar sokaklar ve ortasında
büyük bir kuyunun yer aldığı meydanlar, o dönemin İslam şehirleri ve konut
mimarisi hakkında önemli ip uçları vermektedir.
Sin Mabedi
Babil dönemine ait ünlü Sin
Mabedi Harran'da inşa edildiği bilinen en eski anıtsal eserdir. M. Ö. 2000
başlarına ait Kültepe ve Mari tabletlerinde Harran'daki Sin (Ay Tanrısı)
Mabedi'nde bir antlaşma imza edildiğine dair bilgiler bulunmaktadır. Yine M. Ö.
II. bininin ortalarına ait Hitit tabletlerinde, Hititlerle Mitanniler arasında
yapılan bir antlaşmaya Harran'daki Ay Tanrısı Sin'in ve Güneş Tanrısı Şamas'ın
şahit tutulduğu belirtilmektedir Yeri kesin olarak tespit edilemeyen Sin
Mabedi'nin, höyükte, iç kalede ya da Ulu Camii'nin yerinde olduğu konusunda
değişik fikirler ileri sürülmektedir. Bunlardan İbn-i Şeddad, bu mabedin Ulu
Cami'nin yerinde olduğunu, Harran'ın 640 yılında İyâd b. Ğanem tarafından
fethedilmesiyle bu mabedin camiye dönüştürüldüğünü, Paganistlere kendi
mabedlerini yapmaları için başka bir yer verildiğini söylemektedir.
Harran Üniversitesi
Tarihi Harran Üniversitesi'nin
kuruluşu hakkında elimizde yeterli kaynak bulunmamaktadır. Assur ve Babil
dönemlerinden (M.Ö. II.bin) İslâmi döneme kadar (M.S.VII. yy) devam eden ve
gezegenleri temsil eden gelişmiş bir Tanrılar Kültü'nün Harran'da yaşamış
olması, M.Ö. II.binde buradan astronomi biliminin ileri bir düzeyde olduğunu
göstermekte ve bu bilimin ancak bir okulda sistematik bir şekilde öğretilmiş
olabileceğini akla getirmektedir. Bu görüşe dayanarak, Harran Oku-lu'nun
temellerinin ,Assur ve Babil dönemlerinde atıldığını söylemek mümkündür.
Harran Şehir Surları
Elips şeklindeki Harran şehri,
bazı kaynaklara göre 8, bazı kaynaklara göre 6 adet kapısı, 187 adet burcu olan,
kesme taşlardan inşa edilmiş müstahkem bir sur ile çevrilmiştir. Surların
dışında yer alan ve günümüzde toprakla dolmuş olan hendeğin eskiden su ile dolu
olduğu bilinmektedir. Şehrin güney-doğu köşesinde kesintiye uğrayan surların
yerini İçkale tamamlamaktadır. Harran surları günümüzde yer yer yıkılmış
olmasına rağmen çepeçevre izlenebilmektedir. Kapılardan sadece Halep Kapısı
ayaktadır
Harran Kalesi
Şehrin güney doğusunda yer alan
İçkale, surların o kesimdeki parçasını oluşturmaktadır. Hemen hemen bütün
kaynaklar, kalenin yerinde bir Sabii mabedinin bulunduğundan söz etmektedirler.
İslâm kaynaklarında kaleden ilk kez bahseden el Mukaddesi (h. 4.-m. 10. asır)
burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağlam olduğunu
söylemektedir. Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi'nin dört köşesinde
onikigen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan Kuzey batıdaki kule tamamen
yıkılmıştır. Güney doğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır.
Güney batıdaki ve kuzey doğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.
Harran Ulu Camii
Harran höyüğünün kuzey doğu
eteğinde yer alan Ulu Cami, Anadolu'nun ilk anıtsal camii, ilk revaklı avlulu ve
şadırvanlı camii, en zengin taş süslemeli camii olma gibi daha bir çok önemli
özelliklere sahiptir. Çeşitli kaynaklarda "Cami el-Firdevs (Cennet Camii) veya
"Cuma Camii" adlarıyla geçer
HIRİSTİYANLIK DÖNEMİNDE
YAPILAN YAPILAR
Deyr Yakub (Yakub Manastırı)
İl merkezindeki Eyyub Peygamber
makamının 4 km. batısında bulunan Deyr Yakub, halk arasında "Nemrud'un Tahtı" ya
da "Cin Değirmeni" olarak anılmaktadır. Buradaki yüksek bir dağın tepesinde M.Ö.
I. yüzyılda (putperest dönem) Edessa Kralı Abgar Manu'nun oğlu Aryu'nun aile
fertleri için inşa edilmiş anıt mezar kalıntıları yer almaktadır.
Tella (Viranşehir) Martyrionu
Bizans dönemi Hıristiyanlık
yapılarının Şanlıurfa bölgesindeki en büyük örneklerinden olan oktogonal
(sekizgen) planlı bu yapının 34.5x32 m. çapındaki kubbesinin bazalt taşından
örülmüş sekiz paye üzerine oturduğu mevcut kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Yüzyılımızın başlarında sekiz payesinin tamamı ayakta olan bu yapının günümüze
sadece bir payesi gelebilmiştir
Aziz Stefanos Kilisesi
Bu kilise, miladi 435 veya 436'da
ölen Piskopos Rabbula tarafından eski bir Sinagog'dan dönüştürülmüştür. Kırmızı
renkteki mermer sütunlarının çokluğu nedeniyle "Kızıl Kilise" olarak
adlandırılan bu yapının yerine Zengiler döneminde 1170-1175 tarihlerinde bugünkü
Ulu Cami inşa edilmiş, kilisenin çan kulesi minare olarak değerlendirilmiştir.
Aziz Stefanos Kilisesi'nin avlu duvarları, Yıldız Meydanı ve Karanlık Kapı
Sokağı'na açılan avlu kapıları, cami avlusundaki bazı sütun ve sütun başlıkları
günümüze kadar ulaşmıştır
Aziz Petrus ve Aziz Paulus
Kilisesi
Şehrin Ellisekiz Meydanı
yakınındadır. VI. Yüzyıla ait bir kilise kalıntılarının üzerine 1861 yılında
inşa edilmiştir. Kilise, Hz.İsa'nın iki havarisinin anısına inşa edildiğinden
onların ismini taşır. Üç nefli bazilikal planlı yapının çapraz tonozlarla
örtülü nefleri, sütun dizileri ile ayrılmıştır. Bu tarihi yapı, Urfalı
Süryâniler'in 1924 yılında Halep'e göç edişlerine kadar, kilise ve okul olarak
kullanılmıştır.
Rahibeler Kilisesi (Rahibeler
Evi)
Ellisekiz Meydanı, Şeyh Safvet
Tekkesi'nin doğusundaki çıkmaz sokak içersinde yer alan bu kilise, plan
itibariyle avlulu bir Urfa evini andırır. 1883 yılında Urfa'ya gelen Fransisken
rahibeleri (gezici misyoner rahibeler) için hem ev, hem de kilise olarak inşa
edilmiştir
Çardak Manastırı
Deyr Yakub'un kuş uçuşu 1 km.
kuzeybatısındaki dağlar üzerinde kalıntıları bulunan bu manastırın, V.
yüzyılda inzivaya çekilen keşişler için yaptırıldığı tahmin edilmektedir.
Manastırın çevresinde çok sayıda sarnıçlar bulunmakta, ayrıca çok sayıda kaya
mezarı yer almaktadır.
Norhut Kilisesi
Halfeti ilçesi Norhut Köyü'ndeki
bu kilise V. yüzyıl Bizans eseri olup, üç nefli bazilikal planlıdır. Çatısı
yıkılmış olup harap bir durumdadır
Şanlıurfa il merkezinde Aziz
Petrus-Aziz Paulus Kilisesi ve Rahibeler Kilisesi'nden başka; Aziz Havariler
Kilisesi (Fırfırlı Kilise), Aziz George Kilisesi ve Büyük Kilise olmak üzere
Osmanlı döneminden kalma 3 kilise daha günümüze ulaşmıştır. Bunlardan Aziz
Havariler Kilisesi Fırfırlı Camii'ne, Aziz George Kilisesi Circis Peygamber
Camii'ne ve Büyük Kilise Selahaddin Eyyûbi Camii'ni dönüştürülmüştür.
SOGMATAR:
Şanlıurfa'ya 73 km. uzaklıktaki
kent bugün Yağmurlu köyü adıyla anılmaktadır. M.S. 1. ve 2. yüzyılda Süryaniler
tarafından iskan edilmiştir. Kökü Harran Sin kültürüne dayanan Sabiizim ve
Baştanrı Marilaha'nın kültür merkezi olduğu bilinen Soğmatar ören yerinin, baş
tanrıya ve gezegenlere ibadet edilen ve kurban kesilen açık hava mabedi en
önemli kalıntılarından biridir. Mabedin duvarlarında Süryanice yazılar ve
gezegenleri tasvir eden insan rölyefleri işlenmiştir. Ayrıca kalenin batısında
bulunan tepedeki kayalara da tanrıları tasvir eden rölyefler ve Süryanice
yazılar işlenmiştir.
ŞUAYB ŞEHRİ:
Şanlıurfa'dan 88 km.
uzaklıktaki Özkent Köyü adıyla anılan tarihi harabelerdir. Geniş bir alana
yayılan ören yerinin sularla çevrili olduğu ve Roma devrinde inşa edildiği
anlaşılmaktadır. Halk arasında Şuayb Peygamberin bu kentte yaşadığına inanılır.
Şuayb şehrinde Peygamber makamı olarak ziyaret edilen bir de mağara
bulunmaktadır.
NEVALİ ÇORİ:
Nevali Çori adıyla tanınan antik yerleşme yeri, Şanlıurfa ili Hilvan
ilçesine bağlı Kantara köyünün sınırları içerisinde Fırat nehrinin sağ tarafında
ve onun bir yan kolu olan Kantara deresinin yanında yer almaktadır.
Nevali Çori antik yerleşmesi insanların yerleşik hayata geçmeye başladığı, yoğun
avcılığın yanı sıra bitki ve hayvanların evcilleştirilmeye çalıştığı bir dönemi
yansıtmaktadır. Depo olarak kullanılabilecek çok sayıda taş yapının, kült
yapısının ve bir çok sanat eserinin burada bulunmuş olması, Nevali Çori
yerleşmesinin bu döneme ait merkezi bir yer olduğunu göstermektedir.
KAZANE:
Şanlıurfa merkeze bağlı Kazane (Uğurcuk) yerleşim alanının tarihi M.Ö.
5000-3000'e dayanmaktadır. Daha doğrusu bulgular Kalkalotik çağa ait olup, bu
çağ da 5000-3000 arasındadır. Höyüğün kazısı 1992 yılında başlatılmıştır.
Çalışmalar sırasında mimari buluntular, evler, sokaklar ve bu döneme ait eserler
bulunmuş olup, müzede muhafaza edilmektedir. Bu yerleşim alanında höyüğün
tepesinde su deposu inşa edilmiş vaziyettedir. Bunun dışında çiftçilerden
birinden satın alınan ve şu anda temizlenmek üzere Ankara'da bulunan Sümerce'yi
Akatça'ya çevrilen bir alfabe mevcuttur
|