|
|
 |
 |
Okunma |
|
283 |
HATAY
Uygarlıklar beşiği olan Hatay, Batı ile Doğu Kültürünün kesiştiği, toplumların
kültür alışverişinde bulunduğu bir coğrafyada yer almaktadır.
Antakya yöresini çekici kılan ve
tarihi boyunca göçlere açık olmasını sağlayan, yaşamı kolaylaştıran iklim
koşulları ve verimli topraklarının yanı sıra. Anadolu' yu Çukurova yoluyla
Suriye ve Filistin'e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmasıdır.
Ayrıca Mezopotamya'dan Akdeniz'e
çıkmak için kullanılabilecek en uygun limanlar yine bu bölgededir. Hatay, inanç
turizmi merkezleri, antik kentleri, zengin bir kültür coğrafyasıyla ve
yaylalarıyla önemli bir turizm potansiyeline sahip bir ildir.
HATAY ARKEOLOJİ
MÜZESİ
Mozaik müzesi olarak
planlanan binanın yapımına 1934 yılında başlanmış, Hatay Devleti zamanında
tamamlanmış, düzenlemesi uzun sürdüğünden 23 Temmuz 1948’de Hatay’ın Kurtuluş
Bayramı’nda ziyarete açılmıştır. Müzenin genişletilebilmesi için yapılan ek
inşaat 1974’te tamamlanmıştır. Hitit, Helenistik ,Roma ve Bizans dönemlerine ait
olan ve Harbiye, Antakya, Atçana , Seleukeia Pieria ile İskenderun’da bulunmuş
eserlerin sergilendiği müze mozaik koleksiyonlarının zenginliği yönünden dünyada
ikinci sırayı almaktadır.
Müzede. 18.100 parça arkeolojik
eser, 1.050 etnografik eser, 13.820 sikke, 1.347 mühür olmak üzere toplam 34.317
eser bulunmaktadır.
Antakya Lahiti
Hatay ili. Antakya ilçesinde
yapılan bir temel hafriyatı sırasında bulunmuştur. Sidamara tipi (sütunlu) lahit
için Hatay Arkeoloji Müzesi’nde özel salon yapılmıştır. Lahitin uzunluğu 2.47
m., genişliği 1.22 m.. yüksekliği 1.20 m.dir.
Antakya Lahiti’nin M.S. 265-270
yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu tarihlemeyi destekleyen
önemli bir delil içinden çıkan Roma İmparatorlarından 2. Gordianus (M.S. 238)
ile İmparator Gallienus ve karısı Salonina’nın (M.S. 253-268) altın
sikkeleridir. Gallienus sikkes M.S. 260-270 yıllarında Roma’da basılmış olan,
Lahtin tarihlenmesinde önemli delildir.
TARİHİ ESERLER
Surlar : Eski
devirlerde Antakya’nın etrafı yüksek surlarla çevriliydi. Seleukos ve Roma
dönemlerinde yapılan surlar üzerinde 360 nöbetçi kulesi ve Habib Neccar Dağı’nın
en yüksek ve sarp tepesi üzerinde bir iç kale bulunuyordu.
Bugün surların sadece Hacıkürüş deresine bakan yamaçlardaki bölümü ile dere
üzerinde aynı zamanda baraj ve köprü görevi de yapan Demirkapı bölümü sağlamdır.
Dağ üzerinde yıkılmış sur ve burç kalıntıları ile iç kalenin kalıntılarını
görmek mümkündür.
ANTAKYA KALESİ : İstanbul
surlarından sonra yurdumuzda en uzun surları oluşturmaktadır. Antik kenti
çevreleyen duvarlar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmıştır. Surlar,
Silpius (Habib-i Neccar) Dağı’ndan Orontes (Asi) Irmağına kadar uzanıyordu.
duvarlar 30.000 metre uzunluğundaydı
ve 360 burçla desteklenmişti. Burçlar 5 katlıydı. Tepedeki iç kaleyi IV. yy.da
Bizans İmparatoru Nikefhoros Fokas yaptırmıştır, ancak çok yıkıktır. Surların
Habib-i Neccar Dağı yamaçlarındaki bölümü sağlamdır.
Demir kapı : Kent
surlarındaki 4 kapıdan en büyüğü olup, Halep kapısı da denilmektedir. VI. yy’da
Justinianus döneminde sellerin akışını kontrol etmek için yapılmıştır. Günümüzde
hala sağlam olarak ayakta durmaktadır.
Tarajan su kemerleri : II.
yy.da Roma İmparatoru Trajan tarafından Harbiye’den (Daphne) kente su
getirilmesi amacıyla yaptırılmıştı. 9 km. uzunluğunda olan bu kemerlerin bir
bölümü ayaktadır. Bir kısmı Antakya –Harbiye arasında, bir kısmı da Antakya
Devlet Hastanesi yakınındadır.
PAYAS KALESİ : Payas’ta
Sokullu Külliyesi’nin batısındadır. Burada eskiden harap bir kale vardı. Sahilde
inşa edilen Payas Limanı ile tersanenin güvenliği için 1567 yılında kale ve
hendeği tamamen sökülerek yeniden yapıldı. Yapımı 1571 yılında tamamlandı. Son
yüzyıl içinde hapishane olarak kullanıldı.
BAKRAS KALESİ : Bakras
Kalesi, Antakya-İskenderun yolu 27. km.si üzerinde bulunan Bakras Köyü’nün üst
tarafındadır. Kale köy yolunun batısında, dağların arasında sarp bir tepe
üzerinde yapılmıştır.Birkaç katlı ve bir alay askeri barındıracak büyüklükte
olan kale genel olarak harap olmaya yüz tutmuş olmakla birlikte bir çok mekanı
sağlam durmaktadır.
KOZ ( KÜRŞAT ) KALESİ :
Altınözü’ne bağlı Koz Köyü’nün yakınındadır. Eski çağlarda kullanılan ve
Altınözü tarafından gelip Harbiye’den geçerek Antakya’ya gelen Kuseyr yolu
üzerindedir. Bir tepeyi içine alacak şekilde yapılan kalenin sadece büyük blok
taşlarla inşa edilmiş olan yarım daire şeklindeki iki burcu ayakta olup, diğer
kısımları harap ve belirsiz durumdadır.
KASR-EL BENET KIZLAR SARAYI ) :
Reyhanlı-Halep asfaltı üzerinde (Tampon bölgede) bulunmaktadır. Bu sarayın
bölgeyi kontrol altında tutan bir merkez olduğu ve Bizans devrine ait olduğu
sanılmaktadır. Saray girişine iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan
geçitten girilmektedir. Giriş kısmı yıkılmıştır. Orta kısmında yüksek kare
planlı bir kule bulunmaktadır. Kule yıkılmaya yüz tutmuştur. Kulenin kuzey
tarafında çeşitli oda kalıntılarına rastlanmıştır. Kulenin doğu tarafından
nişler içerisine yerleştirilmiş 8 adet sonradan tahrip edilmiş mezar kısımları
ile su deposu alanı mevcuttur. Kulenin güney tarafından kilise kalıntısına
rastlanmıştır.
SELEUKEİA PİERİA ( ÇEVLİK ):
Antakya’nın 35 km. batısında, Musa Dağı’nın güneyinde kurulmuş antik bir
kenttir. Bu bölgede ilk iskan M.Ö. 4500 yıllarına kadar iner.
Seleukeia Pieria şehri aşağı ve
yukarı olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300
metre yüksekliktedir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi binalar
bulunmaktadır. Aşağı Şehir,liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada
büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır
Şehrin çarşı ve El-Mina ismini
taşıyan iki kapısı bulunmaktadır. Şehrin tamamın bir surla çevrilidir. Buradaki
buluntular: Titüs Vespasianus Tüneli, Beşikli Mağara ve Dor Mabedi.
Titus ( Vespasianus ) Tüneli :
Samandağ ın 5 Km. kuzeyinde denize hakim yamaçlarda M.Ö. 300 yıllarında
Seleuykos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan şehirdir.
Şehrin, dağın hemen bitiminde , dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı
vardı. Sellerin bu limanı Doldurması tehlikesi ortaya çıkınca imparator
Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı tünel
Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları ,
yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtıldı ,
böylece limanın dolması engellenmiş oldu. 130 mt si tünel , kalanı açık kanal
halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt. dir
Kaya Mezarları : Vespasianus-Titus
tünelinin yakınındadır. Roma dönemine ait olan ve kalker oyulmuş 12 kaya oyulmuş
12 kaya mezarı vardır. Bunlardan Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu
mağara en geniş ve en ünlüsüdür.
ATÇANA (ALALAH) HİTİT SARAY
HARABELERİ : Antakya-Reyhanlı karayolunun 22. km.sinde yolun sağında yer
almaktadır. M.Ö. 19 ve 15. yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana
Höyüğü antik şehrinin kalıntısıdır. İlk iskan M.Ö. 3400 yılında başlamıştır.
Mısırlılar, Mitaniler, Mezopotamya devletleri ve Etiler gibi kavimlerin de
yerleşim alanı olarak kullanıldığı 17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4., 7.
tabakalarında büyük saraylar vardır. En eski saray 7. tabakada yer alan Babil
kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşa
edilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18. yüzyıla aittir.
İSSOS HARABELERİ : Dörtyol-Erzin
arasındadır. İskenderun-Adana karayolunun sol yakasında yer alır. Yoldan
görülür. Çevrede su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlerden kaldığı sanılan
bir kale ve liman kalıntıları vardır.
DEMİRKÖPRÜ : Antakya-Reyhanlı
yolunun 20. Kilometresinde aynı adla anılan köyde, Asi Irmağı üzerinde bulunan
bu taş köprü yıkılan Antakya Köprüsü’nün bir benzeridir. Orta çağda bu köprü
bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya’nın savunmasında büyük rol oynayan
yerlerden biriydi. Köprünün iki ucunda da kuleler ve kapılar vardı. Osmanlı
döneminde burada derbent teşkilatı vardı ve geçiş ücretliydi. Kuleler 1837
yılında depremde yıkılmıştır. Köprü halen sağlamdır.
SU KANALLARI : Selaukos ve
Roma dönemlerinde Harbiye çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için yapılan
10 km uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını bugün de görmek
mümkündür. Bunların en belirgin bölümleri Harbiye-Antakya arasındaki kalıntılar
ile Antakya’da Devlet Hastanesi yakınlarında bulunan “Memekli Köprü”dür.
HANLAR VE HAMAMLAR : Antakya
içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar hanlar ve hamamlardır. Bunların hemen
hepsi vakıf eserleridir. Cindi Hamamı (Memluk dönemi) halen çalışan tarihi
hamamlar ve Kurşunlu Han, Sokullu Hanı,(Saka Hamamı yanındadır ve18.yüzyıldan
itibaaren saabunhane olarak kullanılmıştır.) dönemlerinin nadide birer eseri
olan hanlardır. Sokullu Bedesteni de kısmen ayaktadır. (Ulucami yanında).
CİN KULESİ : Külliye ile
deniz kıyısı arasında en yüksek tepeye yapılan ve Haçlılardan veya
Cenevizlilerden kaldığı sanılan Cin Kulesi askeri niteliğe sahip bir kuledir.
HARON ( CHARONİON ) KABARTMASI ;
St. Pierre Kilisesinin 200 m. kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara
oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst başında örtü bulunan tamamlanmayan bir
kadın portresini andırmaktadır. Kabartmalar I. Yüzyılda Antiochus zamanında bir
veba salgını sırasında yapılmıştır.
DANAAHMETLİ KÖPRÜSÜ:
Kırıkhan Ovasında, Karasu Nehri üzerinde 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16.
yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.
İNANÇ TURİZMİ
ST.PİERRE KİLİSESİ : Kentin
kuzeydoğusunda. Reyhanlı çıkışının yakınında bulunan bu mağara-kilise,
Antakya’da Hıristiyanlığın yayılma döneminden kalan tek yapıdır. Stauris (Hac)
Dağı’nın eteğinde, eni 9.5 m, derinliği 13 m., yüksekliği 7 m. Olan bu mağarada,
St. Paul. St. Pierre ve Barnabas ilk Hıristiyan cemaat ile toplanıp onlara vaaz
vermişlerdir.
Döşemesinde. V. Yüzyıla ait mozaik
parçaları ile sunağın sağındaki duvarda bir zamanlar duvarı tümü ile kaplayan
fresklerden kalan izler bulunmaktadır. Sunağın sol tarafında kilisenin içine
açılan tünel, bir baskın sırasında cemaatin dağa kaçarak gizlenmesine yarıyordu.
Haçlılar döneminde birkaç metre
daha uzatılan kilise. İki kemerle ön cepheye bağlandı. Doğulu bir ifade taşıyan
ve yerel malzeme ile yapılmış olan ön cephe, 1863 yılında Papa IX. Pius’un
isteği ile Kapuçin rahipleri tarafından restore edilmiş, bu faaliyete III.
Napolyon da yardımda bulunmuştur.
Kilise, 1963 yılında Papa VI. Paul
tarafından Hıristiyanlar için Hac yeri ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da
Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenmektedir.
ORTODOKS KİLİSESİ (AZİZ PİYER VE
AZİZ PAUL KİLİSESİ): Antakya’da Hürriyet Caddesinde bulunan kilisenin
yapımına 1860’lı yıllarda başlanmış,ancak 1872 depreminde büyük hasar
görmüş,tekrar başlayan yapım çalışmaları 1900 yılında tamamlanmıştır
ST. SİMONE MANASTIRI :
Milattan sonra 6. Yüzyılda yapılmış olan bu Manastır Antakyalı St.Simone ’un bir
sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu
ile Asi Irmağı arasında bir dağ üzerinde bulunan St.Simone Manastırı
kalıntılarına , Değirmenbaşı Beldesi’nden ayrılan yoldan gidilir. Yol manastır
kalıntılarına kadar ulaşır. Manastır kalıntıları Aknehir Beldesi sınırları
içinde 479 m. Yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir.
BARLAAM MANASTIRI :
Yayladağı ilçesi Keldağ üzerindedir. Keldağ hem Selevukos döneminde, hem de Roma
döneminde kutsal yerlerden biriydi. O dönemlerde burada bir Dorik tapınak vardı.
(M.Ö. 3. yy) M.S. 4. yüzyılda St. Barlaam buraya gelerek Zeus heykelini yıkmış
ve bir keşişler topluluğu oluşturmuştur. 6. yüzyıl balarında manastırın
güneydoğu köşesinde bir kilise yapılmış, 526 depreminde bu kilise yıkılmıştır.
950-1050 arasında yeniden yapılan manastır, 1268 yılına kadar faaliyetin
sürdürmüş, daha sonra da terkedilmiştir
ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE
TÜRBESİ : Antakya-Yayladağı güzergahında Antakya’ya 25 km. uzaklıkta bulunan
Şenköy’ dedir. Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri ’nin
türbesi ve aynı avluda bulunan cami 16. Yüzyıl eseridir.
HABİB-İ NECCAR CAMİİ :
Kurtuluş caddesi ile Kemalpaşa caddesi kavşağında bulunan camii, Hz. İsa’nın
havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını
taşımaktadır. Caminin kuzeydoğu köşesinde 4 m. Derinde Habib Neccar türbesi
vardır.Bugünkü cami Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı medrese odaları ile çevrili
cami avlusundaki şadırvan 19. Yüzyıl eseridir.
ULU CAMİ: Köprü yakınında
bulunan ve yapıldığı dönem itibariyle Antakya’nın en eski camisi olan Ulu
Cami’nin Memluk dönemi eseri olduğu sanılmaktadır. Kitabelerden, caminin ve
minaresinin çeşitli dönemlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır.Antakya’da
bunlardan başka Mahremliye Camii ( girişindeki tünel ve mihrap etrafındaki
sütünceler ile ilgi çekicidir). Nakip Camii,Yeni Camii,Civelek Camii,Meydan
Camii ( Giriş kapısı minarenin altındadır
DOR MABEDİ : Tümüyle beyaz
mermerden yapılan mabedin kalıtları Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2. km.’sinde
bulunur. Bir zamanlar Seleukeia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi
olarak tüm şehri görecek şekilde inşaa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun
parçaları, başlıklar mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.
DENİZ TURİZMİ
Çevlik Tatil Köyü:
Antakya’nın kuzeybatısında Antakya’ya 33 km. uzaklıkta Akdeniz’in en uzun
kumsalına sahip plaj ve tatil beldesidir. Pansiyon, otel, motel, lokanta
mevcuttur. Tarih, doğa ve denizin kucaklaştığı bir yöremizdir
Arsuz : Deniz ve kumu ile
bölgenin en önemli turistik merkezlerinden Arsuz görülmeye değer bir yerdir.
YAYLALAR VE
MAĞARALAR
Koca Arı Mağarası :
Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Sincan Köyü'nde 5 yıl önce bulunan ve
köylülerin "Kocaarı" dediği mağaranın 120 milyon yıllık olduğu sanılıyor
İskenderun - Nergizlik Yaylası :
Kısmen altyapı sorunu çözümlenmiş bir yayla köyüdür. Basit köy evlerinin
otantik yapısı yanında, ikinci konut yayla evlerinin de yapıldığı yaylada her
türlü sebze ve meyve yetişmektedir.
Samandağ - Teknepınarı (Batıayaz)
Yaylası : Tarih ve doğanın içice olduğu bir yayla köyüdür. Kamp ve piknik
alanlarındaki buz gibi billur suları, Akdeniz Bölgesine has her türlü sebze ve
meyvenin yetiştirilmesi, Ortadoğu ülkelerine yakınlığı nedeniyle, yerli ve Orta
Doğu ülkelerinden gelen, ziyaretçilerin ilgi odağı durumundadır.
Belen Güzelyayla (Soğukoluk) :
Güzelyayla'da yüzyıllardır yayla geleneği sürmektedir. Alt yapı sorunları
kısmen çözülmüş olan yaylanın denize yakın olması ilgiyi artırmaktadır.
İskenderun Körfezi'nin seyir terası durumunda; çam ağaçları, kır çiçekleri
içerisine kurulmuş, eski ve yeni tip yapıları ile gezilmeye ve görülmeye değer,
adına türküler ve şiirler yazılan yaşanası bir yayladır. Kamp kurulup, piknik
yapılarak, orman içinde kısa geziler yapılabilir.
Erzin - Kocadüz - Üçkoz -
Bağrıaçık - Karıncalı Yaylaları : Erzin ve Osmaniye ilçesi insanlarının yaz
aylarında yoğun olarak kullandığı çam ve köknar ağaçları arasında, doğal dokuya
uygun tamamen ahşap basit yayla evlerinin bulunduğu yaylalar topluluğudur.
Birbirlerine yakın olan yaylalar, doğa yürüyüşü (trekking) yapmaya elverişlidir.
Yaylaların çevreleri tamamen çam, ardıç, köknar, kekik, papatya ve diğer kır
çiçekleri ile kaplıdır.
Dörtyol Topraktaş Yaylası :
Orman ile iç içe olan Topaktaş yaylası tamamen çam, ardıç ve maki türü ağaçlarla
kaplıdır. Yörenin ahşap yayla mimarisine ve yer yer betonarme evlere rastlanan
yaylaya, Dörtyol halkı yaz aylarında yoğun olarak gitmektedir.
Dörtyol - Çökek Yaylası : Çam
ve meyva ağaçları içerisinde kurulmuş, temiz havası, bol suyu olan bu şirin
yayla kamp kurmak, piknik yapmak, orman içi kısa gezintiler yapmak için ideal
bir yayladır.
Kırıkhan Delibekirli Köyü ve
Çataloluk Yaylası : Çataloluk Yaylası, tamamen bakir durumdadır. Asırlık
(anıt) çınar ağaçlarının çevrelediği yayladan Kırıkhan ilçesinin içme suyu (Üngüzlü
mevkiinden) temin edilmektedir. Gezilmeye ve görülmeye değer bir yöredir.
Kırıkhan - Alan Yaylası :
Çevresi tamamen çam ormanları ile kaplı çok geniş bir alana yayılmış yayla, yaz
aylarında çiçeklerle kaplıdır. Bir kaç yayla evi dışında tamamen bakir olan
yayla, civar köylüler tarafından tarım alanı olarak değerlendirilmektedir.
Belen İlçesi ve Atık Yaylası :
Atık yaylası, Belen ilçesinin bir mahallesi durumundadır. Çam, çınar ve
meyve bahçeleri içerisinde bulunan yaylada kır kahveleri, bakkallar hizmet
vermektedir. Yerleşim alanlarına ve denize yakınlığı nedeni ile daha çok ilgi
görmektedir.
Harbiye (Daphne) : Hatay’ın
çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 6 km.’lik bir yolla Antakya’ya bağlanır.
Şelaleleri ile çok serin olduğundan yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği
bir mesire yeridir. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, çeşitli şelaleleri
meydana getirdikten sonra Asi Nehrine karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki
isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır.
Harbiye’de yapılan arkeolojik
araştırmalardan anlaşılacağı üzere, kazı neticesinde elde edilen buluntulardan
M.Ö. 4500-3000 tarihinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı
bilinmektedir.
SAĞLIK TURİZMİ
Reyhanlı Hamamat Kaplıcaları:
Reyhanlı-Antakya karayolu üzerinde Kumlu İlçesi'nde bulunmaktadır. Yörenin
en büyük kaplıcası olup birçok hastalığa iyi geldiği söylenmektedir.
Erzin Başlamış Kaplıcaları ve
Şifalı Suları: Kaplıca ve şifalı maden suyunun çeşitli hastalıklara iyi
geldiği söylenmektedir. Erzin İlçesi'ne bağlı Başlamış Köyü'ndeki kayaların
çeşitli yerlerinden çıkmaktadır. Erzin içmelerinin suyu hafif tuzlu ve acımsı,
bikarbonatlı, toprak kalevili, karbondioksitlidir. Ayrıca bromür de vardır.
Reyhanlı Hamamı: Reyhanlı
İlçesi'ne 20 km. uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınır kapısına çok yakınında
bulunan kaplıcada yaklaşık 5 kaynakta su çıkmaktadır. İçme olarak da
kullanılabilen kaplıca suyu çeşitli romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.
Kisecik Köyü Şifalı Suyu:
Merkez İlçeye bağlı Kisecik Köyü'ndedir. İçildiği zaman mide mitolitesini
arttırır, boşalmasını kolaylaştırır. Çok içildiği zaman idrarı arttırarak idrar
yollarının ince kumlarının atılmasına ve iltihapların temizlenmesini
kolaylaştırır. Hararet derecesi sıcak sular grubuna girecek derecede olup,
nevrit, nevralji, kronik romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.
|