Ana Sayfa  Define İşaretleri  Anadolu Efsaneleri  Videolar  Harita  Arama İletişim

Menü

   Ana Sayfa
   İçerik Gönder
 Alfabeler
 Anadolu Efsaneleri
 Anadolumuzun İlleri
 Antik Kentler
 Cinler
 Define İşaretleri
 Definecinin El Kitabı
 Dünyanın 7 Harikası
 Eşkiya Belgeleri
 Heykel
 Mağaralar
 Medeniyet Tarihi
 Mezar Tipleri & Steller
 Osmanlı Patişahları
 Tarih
 Tarihi Gizemler
 Tümülüsler
 Videolar
 Ölü Gömme Gelenekleri
  İletişim

 Hatay

Okunma

283

HATAY

Uygarlıklar beşiği olan Hatay, Batı ile Doğu Kültürünün kesiştiği, toplumların kültür alışverişinde bulunduğu bir coğrafyada yer almaktadır.

Antakya yöresini çekici kılan ve tarihi boyunca göçlere açık olmasını sağlayan, yaşamı kolaylaştıran iklim koşulları ve verimli topraklarının yanı sıra. Anadolu' yu Çukurova yoluyla Suriye ve Filistin'e bağlayan yolların kavşak noktasında bulunmasıdır.

Ayrıca Mezopotamya'dan Akdeniz'e çıkmak için kullanılabilecek en uygun limanlar yine bu bölgededir. Hatay, inanç turizmi merkezleri, antik kentleri, zengin bir kültür coğrafyasıyla ve yaylalarıyla önemli bir turizm potansiyeline sahip bir ildir.

HATAY ARKEOLOJİ MÜZESİ

Mozaik müzesi olarak planlanan binanın yapımına 1934 yılında başlanmış, Hatay Devleti zamanında tamamlanmış, düzenlemesi uzun sürdüğünden 23 Temmuz 1948’de Hatay’ın Kurtuluş Bayramı’nda ziyarete açılmıştır. Müzenin genişletilebilmesi için yapılan ek inşaat 1974’te tamamlanmıştır. Hitit, Helenistik ,Roma ve Bizans dönemlerine ait olan ve Harbiye, Antakya, Atçana , Seleukeia Pieria ile İskenderun’da bulunmuş eserlerin sergilendiği müze mozaik koleksiyonlarının zenginliği yönünden dünyada ikinci sırayı almaktadır.

Müzede. 18.100 parça arkeolojik eser, 1.050 etnografik eser, 13.820 sikke, 1.347 mühür olmak üzere toplam 34.317 eser bulunmaktadır.

Antakya Lahiti

Hatay ili. Antakya ilçesinde yapılan bir temel hafriyatı sırasında bulunmuştur. Sidamara tipi (sütunlu) lahit için Hatay Arkeoloji Müzesi’nde özel salon yapılmıştır. Lahitin uzunluğu 2.47 m., genişliği 1.22 m.. yüksekliği 1.20 m.dir.

Antakya Lahiti’nin M.S. 265-270 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu tarihlemeyi destekleyen önemli bir delil içinden çıkan Roma İmparatorlarından 2. Gordianus (M.S. 238) ile İmparator Gallienus ve karısı Salonina’nın (M.S. 253-268) altın sikkeleridir. Gallienus sikkes M.S. 260-270 yıllarında Roma’da basılmış olan, Lahtin tarihlenmesinde önemli delildir.

TARİHİ ESERLER
 

Surlar : Eski devirlerde Antakya’nın etrafı yüksek surlarla çevriliydi. Seleukos ve Roma dönemlerinde yapılan surlar üzerinde 360 nöbetçi kulesi ve Habib Neccar Dağı’nın en yüksek ve sarp tepesi üzerinde bir iç kale bulunuyordu.

Bugün surların sadece Hacıkürüş deresine bakan yamaçlardaki bölümü ile dere üzerinde aynı zamanda baraj ve köprü görevi de yapan Demirkapı bölümü sağlamdır. Dağ üzerinde yıkılmış sur ve burç kalıntıları ile iç kalenin kalıntılarını görmek mümkündür.

ANTAKYA KALESİ : İstanbul surlarından sonra yurdumuzda en uzun surları oluşturmaktadır. Antik kenti çevreleyen duvarlar Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılmıştır. Surlar, Silpius (Habib-i Neccar) Dağı’ndan Orontes (Asi) Irmağına kadar uzanıyordu.

duvarlar 30.000 metre uzunluğundaydı ve 360 burçla desteklenmişti. Burçlar 5 katlıydı. Tepedeki iç kaleyi IV. yy.da Bizans İmparatoru Nikefhoros Fokas yaptırmıştır, ancak çok yıkıktır. Surların Habib-i Neccar Dağı yamaçlarındaki bölümü sağlamdır.

Demir kapı : Kent surlarındaki 4 kapıdan en büyüğü olup, Halep kapısı da denilmektedir. VI. yy’da Justinianus döneminde sellerin akışını kontrol etmek için yapılmıştır. Günümüzde hala sağlam olarak ayakta durmaktadır.

Tarajan su kemerleri : II. yy.da Roma İmparatoru Trajan tarafından Harbiye’den (Daphne) kente su getirilmesi amacıyla yaptırılmıştı. 9 km. uzunluğunda olan bu kemerlerin bir bölümü ayaktadır. Bir kısmı Antakya –Harbiye arasında, bir kısmı da Antakya Devlet Hastanesi yakınındadır.

PAYAS KALESİ : Payas’ta Sokullu Külliyesi’nin batısındadır. Burada eskiden harap bir kale vardı. Sahilde inşa edilen Payas Limanı ile tersanenin güvenliği için 1567 yılında kale ve hendeği tamamen sökülerek yeniden yapıldı. Yapımı 1571 yılında tamamlandı. Son yüzyıl içinde hapishane olarak kullanıldı.

BAKRAS KALESİ : Bakras Kalesi, Antakya-İskenderun yolu 27. km.si üzerinde bulunan Bakras Köyü’nün üst tarafındadır. Kale köy yolunun batısında, dağların arasında sarp bir tepe üzerinde yapılmıştır.Birkaç katlı ve bir alay askeri barındıracak büyüklükte olan kale genel olarak harap olmaya yüz tutmuş olmakla birlikte bir çok mekanı sağlam durmaktadır.

KOZ ( KÜRŞAT ) KALESİ : Altınözü’ne bağlı Koz Köyü’nün yakınındadır. Eski çağlarda kullanılan ve Altınözü tarafından gelip Harbiye’den geçerek Antakya’ya gelen Kuseyr yolu üzerindedir. Bir tepeyi içine alacak şekilde yapılan kalenin sadece büyük blok taşlarla inşa edilmiş olan yarım daire şeklindeki iki burcu ayakta olup, diğer kısımları harap ve belirsiz durumdadır.

KASR-EL BENET KIZLAR SARAYI ) : Reyhanlı-Halep asfaltı üzerinde (Tampon bölgede) bulunmaktadır. Bu sarayın bölgeyi kontrol altında tutan bir merkez olduğu ve Bizans devrine ait olduğu sanılmaktadır. Saray girişine iki taraflı kesme iri blok taşlardan oluşan geçitten girilmektedir. Giriş kısmı yıkılmıştır. Orta kısmında yüksek kare planlı bir kule bulunmaktadır. Kule yıkılmaya yüz tutmuştur. Kulenin kuzey tarafında çeşitli oda kalıntılarına rastlanmıştır. Kulenin doğu tarafından nişler içerisine yerleştirilmiş 8 adet sonradan tahrip edilmiş mezar kısımları ile su deposu alanı mevcuttur. Kulenin güney tarafından kilise kalıntısına rastlanmıştır.

SELEUKEİA PİERİA ( ÇEVLİK ): Antakya’nın 35 km. batısında, Musa Dağı’nın güneyinde kurulmuş antik bir kenttir. Bu bölgede ilk iskan M.Ö. 4500 yıllarına kadar iner.

Seleukeia Pieria şehri aşağı ve yukarı olmak üzere iki kısımdan kurulmuştur. Yukarı şehir deniz seviyesinden 300 metre yüksekliktedir. Burada büyük malikaneler, mabetler ve resmi binalar bulunmaktadır. Aşağı Şehir,liman ve çevresinde kurulmuştur. Aynı zamanda burada büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro bulunmaktadır

Şehrin çarşı ve El-Mina ismini taşıyan iki kapısı bulunmaktadır. Şehrin tamamın bir surla çevrilidir. Buradaki buluntular: Titüs Vespasianus Tüneli, Beşikli Mağara ve Dor Mabedi.

Titus ( Vespasianus ) Tüneli : Samandağ ın 5 Km. kuzeyinde denize hakim yamaçlarda M.Ö. 300 yıllarında Seleuykos Nikator tarafından kurulan ve kurucusunun adı ile anılan şehirdir. Şehrin, dağın hemen bitiminde , dağdan gelen derelerin ağzında bir iç limanı vardı. Sellerin bu limanı Doldurması tehlikesi ortaya çıkınca imparator Vespasianus zamanında dağ delinerek bir tünel açılması kararlaştırıldı tünel Titus zamanında tamamlandı ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları , yüksekliği 7 mt. genişliği 6 mt olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtıldı , böylece limanın dolması engellenmiş oldu. 130 mt si tünel , kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten Çevliğe kadar 1380 mt. dir

Kaya Mezarları : Vespasianus-Titus tünelinin yakınındadır. Roma dönemine ait olan ve kalker oyulmuş 12 kaya oyulmuş 12 kaya mezarı vardır. Bunlardan Beşikli Mağara adıyla anılan mezarın bulunduğu mağara en geniş ve en ünlüsüdür.

ATÇANA (ALALAH) HİTİT SARAY HARABELERİ : Antakya-Reyhanlı karayolunun 22. km.sinde yolun sağında yer almaktadır. M.Ö. 19 ve 15. yüzyıllara ait iki saray kalıntısı mevcuttur. Aççana Höyüğü antik şehrinin kalıntısıdır. İlk iskan M.Ö. 3400 yılında başlamıştır. Mısırlılar, Mitaniler, Mezopotamya devletleri ve Etiler gibi kavimlerin de yerleşim alanı olarak kullanıldığı 17 yerleşme tabakası mevcuttur. 4., 7. tabakalarında büyük saraylar vardır. En eski saray 7. tabakada yer alan Babil kralı Hammurabi ile çağdaş Yamhat ve Hitit Prensi Yarım-Lim tarafından inşa edilmiş olanıdır. Bu saray M.Ö. 18. yüzyıla aittir.

İSSOS HARABELERİ : Dörtyol-Erzin arasındadır. İskenderun-Adana karayolunun sol yakasında yer alır. Yoldan görülür. Çevrede su depoları, kemerler, tapınak ve Cenevizlerden kaldığı sanılan bir kale ve liman kalıntıları vardır.

DEMİRKÖPRÜ : Antakya-Reyhanlı yolunun 20. Kilometresinde aynı adla anılan köyde, Asi Irmağı üzerinde bulunan bu taş köprü yıkılan Antakya Köprüsü’nün bir benzeridir. Orta çağda bu köprü bölgenin en önemli geçitlerinden ve Antakya’nın savunmasında büyük rol oynayan yerlerden biriydi. Köprünün iki ucunda da kuleler ve kapılar vardı. Osmanlı döneminde burada derbent teşkilatı vardı ve geçiş ücretliydi. Kuleler 1837 yılında depremde yıkılmıştır. Köprü halen sağlamdır.

SU KANALLARI : Selaukos ve Roma dönemlerinde Harbiye çağlayanlarından Antakya’ya su getirmek için yapılan 10 km uzunluğundaki kanalların ve köprülerin kalıntılarını bugün de görmek mümkündür. Bunların en belirgin bölümleri Harbiye-Antakya arasındaki kalıntılar ile Antakya’da Devlet Hastanesi yakınlarında bulunan “Memekli Köprü”dür.

HANLAR VE HAMAMLAR : Antakya içinde en eski ve sayıca çok olan yapılar hanlar ve hamamlardır. Bunların hemen hepsi vakıf eserleridir. Cindi Hamamı (Memluk dönemi) halen çalışan tarihi hamamlar ve Kurşunlu Han, Sokullu Hanı,(Saka Hamamı yanındadır ve18.yüzyıldan itibaaren saabunhane olarak kullanılmıştır.) dönemlerinin nadide birer eseri olan hanlardır. Sokullu Bedesteni de kısmen ayaktadır. (Ulucami yanında).

CİN KULESİ : Külliye ile deniz kıyısı arasında en yüksek tepeye yapılan ve Haçlılardan veya Cenevizlilerden kaldığı sanılan Cin Kulesi askeri niteliğe sahip bir kuledir.

HARON ( CHARONİON ) KABARTMASI ; St. Pierre Kilisesinin 200 m. kuzeyinde bulunan kabartmalar, kayalara oyulmuş dev bir büstle dikkat çeker. Büst başında örtü bulunan tamamlanmayan bir kadın portresini andırmaktadır. Kabartmalar I. Yüzyılda Antiochus zamanında bir veba salgını sırasında yapılmıştır.

DANAAHMETLİ KÖPRÜSÜ: Kırıkhan Ovasında, Karasu Nehri üzerinde 6 gözlü bir taş köprüdür. Köprünün 16. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

İNANÇ TURİZMİ

ST.PİERRE KİLİSESİ : Kentin kuzeydoğusunda. Reyhanlı çıkışının yakınında bulunan bu mağara-kilise, Antakya’da Hıristiyanlığın yayılma döneminden kalan tek yapıdır. Stauris (Hac) Dağı’nın eteğinde, eni 9.5 m, derinliği 13 m., yüksekliği 7 m. Olan bu mağarada, St. Paul. St. Pierre ve Barnabas ilk Hıristiyan cemaat ile toplanıp onlara vaaz vermişlerdir.

Döşemesinde. V. Yüzyıla ait mozaik parçaları ile sunağın sağındaki duvarda bir zamanlar duvarı tümü ile kaplayan fresklerden kalan izler bulunmaktadır. Sunağın sol tarafında kilisenin içine açılan tünel, bir baskın sırasında cemaatin dağa kaçarak gizlenmesine yarıyordu.

Haçlılar döneminde birkaç metre daha uzatılan kilise. İki kemerle ön cepheye bağlandı. Doğulu bir ifade taşıyan ve yerel malzeme ile yapılmış olan ön cephe, 1863 yılında Papa IX. Pius’un isteği ile Kapuçin rahipleri tarafından restore edilmiş, bu faaliyete III. Napolyon da yardımda bulunmuştur.

Kilise, 1963 yılında Papa VI. Paul tarafından Hıristiyanlar için Hac yeri ilan edilmiştir. Her yıl 29 Haziran’da Katolik Kilisesince burada bir ayin düzenlenmektedir.

ORTODOKS KİLİSESİ (AZİZ PİYER VE AZİZ PAUL KİLİSESİ): Antakya’da Hürriyet Caddesinde bulunan kilisenin yapımına 1860’lı yıllarda başlanmış,ancak 1872 depreminde büyük hasar görmüş,tekrar başlayan yapım çalışmaları 1900 yılında tamamlanmıştır

ST. SİMONE MANASTIRI : Milattan sonra 6. Yüzyılda yapılmış olan bu Manastır Antakyalı St.Simone ’un bir sütun üzerinde 40 yıl yaşadığı yer olarak ün yapmıştır. Antakya-Samandağ yolu ile Asi Irmağı arasında bir dağ üzerinde bulunan St.Simone Manastırı kalıntılarına , Değirmenbaşı Beldesi’nden ayrılan yoldan gidilir. Yol manastır kalıntılarına kadar ulaşır. Manastır kalıntıları Aknehir Beldesi sınırları içinde 479 m. Yüksekliğindeki bir tepe üzerindedir.

BARLAAM MANASTIRI : Yayladağı ilçesi Keldağ üzerindedir. Keldağ hem Selevukos döneminde, hem de Roma döneminde kutsal yerlerden biriydi. O dönemlerde burada bir Dorik tapınak vardı. (M.Ö. 3. yy) M.S. 4. yüzyılda St. Barlaam buraya gelerek Zeus heykelini yıkmış ve bir keşişler topluluğu oluşturmuştur. 6. yüzyıl balarında manastırın güneydoğu köşesinde bir kilise yapılmış, 526 depreminde bu kilise yıkılmıştır. 950-1050 arasında yeniden yapılan manastır, 1268 yılına kadar faaliyetin sürdürmüş, daha sonra da terkedilmiştir

ŞEYH AHMET KUSEYRİ CAMİİ VE TÜRBESİ : Antakya-Yayladağı güzergahında Antakya’ya 25 km. uzaklıkta bulunan Şenköy’ dedir. Osmanlı döneminde yaşamış bir veli olan Şeyh Ahmet Kuseyri ’nin türbesi ve aynı avluda bulunan cami 16. Yüzyıl eseridir.

HABİB-İ NECCAR CAMİİ : Kurtuluş caddesi ile Kemalpaşa caddesi kavşağında bulunan camii, Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını taşımaktadır. Caminin kuzeydoğu köşesinde 4 m. Derinde Habib Neccar türbesi vardır.Bugünkü cami Osmanlı dönemi eseridir. Etrafı medrese odaları ile çevrili cami avlusundaki şadırvan 19. Yüzyıl eseridir.

ULU CAMİ: Köprü yakınında bulunan ve yapıldığı dönem itibariyle Antakya’nın en eski camisi olan Ulu Cami’nin Memluk dönemi eseri olduğu sanılmaktadır. Kitabelerden, caminin ve minaresinin çeşitli dönemlerde tamir edildiği anlaşılmaktadır.Antakya’da bunlardan başka Mahremliye Camii ( girişindeki tünel ve mihrap etrafındaki sütünceler ile ilgi çekicidir). Nakip Camii,Yeni Camii,Civelek Camii,Meydan Camii ( Giriş kapısı minarenin altındadır

DOR MABEDİ : Tümüyle beyaz mermerden yapılan mabedin kalıtları Kapısuyu Köyü’ne giden yolun 2. km.’sinde bulunur. Bir zamanlar Seleukeia kentinin merkezinde yer almış, kral mabedi olarak tüm şehri görecek şekilde inşaa edilmiştir. Tapınaktan geriye sütun parçaları, başlıklar mermer altlıklar, büyük temel taşları kalmıştır.

DENİZ TURİZMİ

Çevlik Tatil Köyü: Antakya’nın kuzeybatısında Antakya’ya 33 km. uzaklıkta Akdeniz’in en uzun kumsalına sahip plaj ve tatil beldesidir. Pansiyon, otel, motel, lokanta mevcuttur. Tarih, doğa ve denizin kucaklaştığı bir yöremizdir
 

Arsuz : Deniz ve kumu ile bölgenin en önemli turistik merkezlerinden Arsuz görülmeye değer bir yerdir.

YAYLALAR VE MAĞARALAR
 

Koca Arı Mağarası : Hatay'ın Dörtyol İlçesi'ne bağlı Sincan Köyü'nde 5 yıl önce bulunan ve köylülerin "Kocaarı" dediği mağaranın 120 milyon yıllık olduğu sanılıyor

İskenderun - Nergizlik Yaylası : Kısmen altyapı sorunu çözümlenmiş bir yayla köyüdür. Basit köy evlerinin otantik yapısı yanında, ikinci konut yayla evlerinin de yapıldığı yaylada her türlü sebze ve meyve yetişmektedir.

Samandağ - Teknepınarı (Batıayaz) Yaylası : Tarih ve doğanın içice olduğu bir yayla köyüdür. Kamp ve piknik alanlarındaki buz gibi billur suları, Akdeniz Bölgesine has her türlü sebze ve meyvenin yetiştirilmesi, Ortadoğu ülkelerine yakınlığı nedeniyle, yerli ve Orta Doğu ülkelerinden gelen, ziyaretçilerin ilgi odağı durumundadır.

Belen Güzelyayla (Soğukoluk) : Güzelyayla'da yüzyıllardır yayla geleneği sürmektedir. Alt yapı sorunları kısmen çözülmüş olan yaylanın denize yakın olması ilgiyi artırmaktadır. İskenderun Körfezi'nin seyir terası durumunda; çam ağaçları, kır çiçekleri içerisine kurulmuş, eski ve yeni tip yapıları ile gezilmeye ve görülmeye değer, adına türküler ve şiirler yazılan yaşanası bir yayladır. Kamp kurulup, piknik yapılarak, orman içinde kısa geziler yapılabilir.

Erzin - Kocadüz - Üçkoz - Bağrıaçık - Karıncalı Yaylaları : Erzin ve Osmaniye ilçesi insanlarının yaz aylarında yoğun olarak kullandığı çam ve köknar ağaçları arasında, doğal dokuya uygun tamamen ahşap basit yayla evlerinin bulunduğu yaylalar topluluğudur. Birbirlerine yakın olan yaylalar, doğa yürüyüşü (trekking) yapmaya elverişlidir. Yaylaların çevreleri tamamen çam, ardıç, köknar, kekik, papatya ve diğer kır çiçekleri ile kaplıdır.

Dörtyol Topraktaş Yaylası : Orman ile iç içe olan Topaktaş yaylası tamamen çam, ardıç ve maki türü ağaçlarla kaplıdır. Yörenin ahşap yayla mimarisine ve yer yer betonarme evlere rastlanan yaylaya, Dörtyol halkı yaz aylarında yoğun olarak gitmektedir.

Dörtyol - Çökek Yaylası : Çam ve meyva ağaçları içerisinde kurulmuş, temiz havası, bol suyu olan bu şirin yayla kamp kurmak, piknik yapmak, orman içi kısa gezintiler yapmak için ideal bir yayladır.

Kırıkhan Delibekirli Köyü ve Çataloluk Yaylası : Çataloluk Yaylası, tamamen bakir durumdadır. Asırlık (anıt) çınar ağaçlarının çevrelediği yayladan Kırıkhan ilçesinin içme suyu (Üngüzlü mevkiinden) temin edilmektedir. Gezilmeye ve görülmeye değer bir yöredir.

Kırıkhan - Alan Yaylası : Çevresi tamamen çam ormanları ile kaplı çok geniş bir alana yayılmış yayla, yaz aylarında çiçeklerle kaplıdır. Bir kaç yayla evi dışında tamamen bakir olan yayla, civar köylüler tarafından tarım alanı olarak değerlendirilmektedir.

Belen İlçesi ve Atık Yaylası : Atık yaylası, Belen ilçesinin bir mahallesi durumundadır. Çam, çınar ve meyve bahçeleri içerisinde bulunan yaylada kır kahveleri, bakkallar hizmet vermektedir. Yerleşim alanlarına ve denize yakınlığı nedeni ile daha çok ilgi görmektedir.
 

Harbiye (Daphne) : Hatay’ın çağlayanlar bölgesi olan Harbiye, 6 km.’lik bir yolla Antakya’ya bağlanır. Şelaleleri ile çok serin olduğundan yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği bir mesire yeridir. Platonun güneyinden fışkıran kaynaklar, çeşitli şelaleleri meydana getirdikten sonra Asi Nehrine karışırlar. Bu şelalelerin Antik çağdaki isimleri Kastalia, Pallas ve Saramanna’dır.

Harbiye’de yapılan arkeolojik araştırmalardan anlaşılacağı üzere, kazı neticesinde elde edilen buluntulardan M.Ö. 4500-3000 tarihinden itibaren yerleşim yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.

SAĞLIK TURİZMİ
 

Reyhanlı Hamamat Kaplıcaları: Reyhanlı-Antakya karayolu üzerinde Kumlu İlçesi'nde bulunmaktadır. Yörenin en büyük kaplıcası olup birçok hastalığa iyi geldiği söylenmektedir.

Erzin Başlamış Kaplıcaları ve Şifalı Suları: Kaplıca ve şifalı maden suyunun çeşitli hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Erzin İlçesi'ne bağlı Başlamış Köyü'ndeki kayaların çeşitli yerlerinden çıkmaktadır. Erzin içmelerinin suyu hafif tuzlu ve acımsı, bikarbonatlı, toprak kalevili, karbondioksitlidir. Ayrıca bromür de vardır.

Reyhanlı Hamamı: Reyhanlı İlçesi'ne 20 km. uzaklıktadır. Türkiye-Suriye sınır kapısına çok yakınında bulunan kaplıcada yaklaşık 5 kaynakta su çıkmaktadır. İçme olarak da kullanılabilen kaplıca suyu çeşitli romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.

Kisecik Köyü Şifalı Suyu: Merkez İlçeye bağlı Kisecik Köyü'ndedir. İçildiği zaman mide mitolitesini arttırır, boşalmasını kolaylaştırır. Çok içildiği zaman idrarı arttırarak idrar yollarının ince kumlarının atılmasına ve iltihapların temizlenmesini kolaylaştırır. Hararet derecesi sıcak sular grubuna girecek derecede olup, nevrit, nevralji, kronik romatizmal hastalıklara iyi gelmektedir.




Rastgele                                                                                              Son Eklenenler
Patara (Gelemiş, Ovagelemiş, Kelemiş)


Arkaik Heykel Sanatı


Ballı Kayanın Özellikleri


Toplam Monal Eşkiya


Sikke ve Lidyalılar


Tümülüs Mezarları


Maya Uygarlığı'nın Çöküşü


Uzaydan Gelen Felaketler


Anasazilere Ne Oldu?


Moche Uygarlığı'nın Çöküşü


                                  Powered by Tutkum.Net | Copyright © 2008 Tüm Hakları Saklıdır
define define Medikal definecilik define Forum imsakiye sağlık bilgileri

define define işaretleri definecilik