|
|
 |
 |
Okunma |
|
71 |
ZEUGMA ANTİK KENTİ
Gaziantep İli, Nizip İlçesi'nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü'nde, Fırat Irmağı
kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunmaktadır. Tarih öncesi çağlardan beri
kesintisiz iskan gösteren bu yerleşimin önemi, Fırat Irmağı'nın en kolay geçit
verdiği iki noktadan birisinde olmasıdır. Zaten "Zeugma" adı da "köprübaşı" veya
"geçit yeri" gibi bir anlam taşımaktadır. Günümüzde, üzerinde fıstık ağaçlı
yetişmiş bulunan, 3-4 metre kalınlığında toprak tabakasıyla örtülüdür. Yaklaşık
20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan bu antik kentin 1/3'ü, Birecik
Barajı göl alanı altında kalacaktır.
Kent, Hellenistik Dönem'in önemli bir ticaret merkezidir. Bölgenin Roma
İmparatorluğu egemenliğine girmesinden sonra, burada "IV. Lejyon" olarak
adlandırılan askeri garnizonun yerleşmesi ile kentin önemi artmıştır. Zeugma'da
ticaretin ilerlemesiyle sanatsal etkinlikler artmış ve kültürel bir gelişme
sağlanmıştır. Antakya'dan Çin'e uzanan ipek yolunun Zeugma'dan geçmesi,
Samsat'dan ırmak yoluyla ticaret yapılması, IV. Garnizon'nun burada
konuşlandırılması sonucunda, tüccarların kente yerleştiği ve Fırat manzaralı
teraslara villalarını yapmış oldukları anlaşılmaktadır.
Büyük İskender'in generallerinden Seleukeia Nikator I İ.Ö. 300'de Belkıs/Zeugma'nın
ilk yerleşimi olan "Seleukeia Euphrates" kentini kurar. Antik çağın önemli
gezgin/tarihçilerinden biri olan Amasyalı Strabon, burasının Kommagene'nin dört
önemli kentinden biri olduğunu ve burada ticaretin yapıldığını bildirmektedir.
Kent, İ.Ö. 64'de Roma İmparatorluğu'nun topraklarına katılır ve adı "geçit",
"köprü" anlamına gelen ZEUGMA biçiminde değiştirilir. İ.S. 256'da Sasani kralı
Şapur, Belkıs/Zeugma'yı ele geçirir, kentte önemli tahribat olur. Bu tarihten
itibaren Zeugma bir daha kendini toparlayamaz, Roma dönemindeki görkemine
ulaşamaz. Bölge ile birlikte kentte, İ.S. 4. yüzyılda, Geç Roma, İ.S. 5-6
yüzyıllarda ise Erken Bizans egemenliği görülür. 7. yüzyıldaki Arap akınları
sonucunda Belkıs/Zeugma terk edilir. 10-12. yüzyıllar arasında küçük bir Abbasi
yerleşimi görülür. 17. yüzyılda Belkıs Köyü kurulur.
DÜLÜK ANTİK KENTİ
Anadolu’nun en eski
yerleşim yerlerinden olan Antik kent, Gaziantep’in 10 km kuzeyinde Dülük köyü
ile Karahöyük köyü arasındadır.Antik dönemde “Antiohya ad Torum”adıyla
bilinmektedir.Hititlerden Roma dönemine kadar önemli din merkezleri arasında yer
alır.Hititlerin en büyük Tanrılarından Teşup’un Baal Tapınağı buradadır.Dülük ve
çevresinde Roma döneminden kalma kaya ve yer altı mezarları, mezar anıtları ve
çeşitli yapı kalıntıları da bulunmaktadır.
Dülükbaba tepesinde, Jüpiter Dolikhenos tapınağının arşitrav parçaları ve taban
döşemesine ait yassı blok taşlar az sayıda da olsa toprak üstüne yayılmıştır.
Ayrıca burada Jupiter Dolikhenos tapınağındaki görevlilere ait kaya mezarları
mevcuttur. Taş basamaklarla inilen mezar girişlerinde dairevi biçimli kapak
taşları, mezar içlerinde ise girlantlı lahitler mevcuttur.
KARKAMIŞ
HARABELERİ
Karkamış İlçesi yakınında,
Fırat’ın batı kıyısında, Türkiye-Suriye sınır hattı üzerinde, Yakındoğu
Arkeolojisi’nin en önemli yerleşimlerinden Karkamış Antik kenti yer almaktadır.
Kent; M.Ö. II. bin yılda, Anadolu’dan, Mezopotamya’ya ve Mısır’a uzanan yolların
önemli bir kavşak noktasında yer alıyordu. Karkamış Krallarından söz eden ilk
belgeler, M.Ö. 1700’e doğru ortaya çıkar. M.Ö. 1650’li yıllarda, Hitit Kralı
Hattuşili 1, Karkamış ve çevresindeki kentleri alarak, kuzey Suriye yolunun
güvenliğini sağladı. Daha sonra, Mitanniler’in egemenliği altına giren kent,
Şuppiluliuma I. döneminde yeniden Hititlere bağlandı.
(NOT: Günümüzde Karkamış harabeleri askeri bölgede olduğundan ziyarete
kapalıdır. Ziyaret için Genel Kurmay Başkanlığı’ndan izin alınması
gerekmektedir.)
RUMKALE
Gaziantep İli, Yavuzeli
İlçesi, Kasaba köyünün yakınında bulunmaktadır. Yavuzeli’nden 25km.
uzaklıktadır. Rumkale’ye Kasaba köyünden ve Halfeti’den teknelerle kolaylıkla
ulaşılmaktadır
Rumkale Fırat ve Merzimen kıyılarından itibaren dimdik yükselen sarp
kayalıklarla çevrili yüksek bir tepe üstüne kurulmuştur.Kale iki beden
halindedir. Birinci beden; kalenin doğu, kuzey ve batıda doğal kayalığın dik
olarak yontulmasıyla, doğal sur meydana getirilerek oluşturulmuştur. İkinci
beden ise bu doğal surun üstüne sert kalker kesme taşlarla sur duvarı olarak
yapılmıştır. Kuzey ve doğu surlarında dikdörtgen planlı 7 burç ile kuzeyde çok
sayıda mazgal pencere yer almaktadır. Kalenin güney yöndeki kayalık uzantısı 12.
yüzyılda 30m. derinliğinde ve 20m. genişliğinde oyularak uçurum (hendek) haline
getirilmiştir. Böylece, savunmaya yönelik olarak karayla kalenin direkt ilişkisi
kesilmiştir. Kale 120m. genişliğinde ve 200m. uzunluğunda bir alanı
kaplamaktadır.
Kalede beden duvarları ve burçlardan başka, bugün görülebilen kalıntılar
arasında Şair Aziz Nerses kilisesi, Barşavma manastırı, su sarnıçları ve su
kuyusu sayılabilir. Kuyu basamaklarla Fırat nehrinin seviyesine kadar inen 8m.
genişliğinde ve yaklaşık 75m. derinliğindedir. Fırat nehrinden su temin etmek
için yapılmış olan bu kuyunun gizli bir geçit olduğu da rivayet edilmektedir.
Kuyunun silindirik iç yüzünde kayanın oyulmasıyla helozonik bir merdiven meydana
getirilmiştir. Bunlardan başka kale içinde işlevi tesbit edilemeyen çok sayıda
yapı kalıntısı mevcuttur.
GAZİANTEP KALESİ
Gaziantep Kalesi,
Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olup, gerek
ihtişamı ve heybetiyle, gerekse bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir
merkezinde hemen herkesin dikkatini çekmektedir.
Gaziantep Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir
bilgi bulunmamakla birlikte Kalenin, ilk olarak Roma döneminde bir gözetleme
kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği anlaşılmıştır.
Bugünkü biçimini ise Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. VI. yüzyılda
almıştır.
Kale daire planlı olup, çevre uzunluğu 1200 m.dir. Büyük taşlardan örülmüş
duvarlar 12 kule ve burçla desteklenmiştir. Kale çevresinde eni 30 m. derinliği
10 m. olan bir hendek bulunmaktaydı ve kaleye geçiş içe doğru açılan bir köprü
ile sağlanmaktaydı. Kalenin kuzey burçlarından bir tanesinin Roma eseri olduğu
söylenmektedir. Batıdaki burçların ise Memlüklü döneminde yapıldıkları kitabeden
anlaşılmaktadır. Yine kitabelerden anlaşıldığına göre kale köprüsünün iki
yanındaki iki kule’de Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaptırılmıştır.Kalenin
üzerinde hamam kalıntıları, sarnıçlar, mescit ve çeşitli yapı kalıntıları
bulunmaktadır. Kalenin alt bölümlerinde ise üst yapıya destek sağlamak üzere
yapılmış büyük odalar, galeriler ve dehlizler, ana kütle altında ise bir su
kaynağı bulunmaktadır.
SAKÇAGÖZÜ
Nurdağı ilçesi, Sakçagözü
Bucağı’nın 3 km. kuzeyindedir. İlk olarak 1883 yılında yeri saptanmış, kazıları
ise 1907 yılında başlanarak 4 yıl sürdürülmüştür. Klasik dönem kalıntılarının
altında İ.Ö. I.bin yıllarına tarihlenen bir kent kalıntısı bulunmuştur. Kentin
Geç Hitit döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Kenti çevreleyen surlar, saray
kalıntısı ve yapıları süsleyen kabartmalı ortostatlar kazılar sırasında ortaya
çıkarılmıştır.
TİLMEN HÖYÜK
Tilmen Höyük, İslahiye
İlçesinin l0 km doğusundadır. Bölgenin en büyük höyüklerinden olup, 24 m.
yüksekliktedir. Yapılan kazılardan buranın M.Ö.III.bin yılının son döneminde
büyük bir şehir olduğu ortaya çıkmıştır. Şehir iç ve dış kaleden oluşmaktadır.
Kalenin surları büyük ve düzgün kesme taşlardan yapılmıştır. Yapılan kazılar
sonucu höyükten pek çok araç-gereç,çanak-çömlek,takılar ve süs eşyaları
çıkarılmıştır,
ZİNCİRLİ (SAM’AL)
ÖRENYERİ
İslahiye ilçesinin 10 Km.
kuzeyinde, Fevzipaşa Bucağına bağlı Zincirli Köyündeki Kalıntılar, eski adı
Sam’al olan bir krallık kentini ve kalesini kapsamaktadır.
Zincirli (Sam’al) kentinin sarayları, önemli yapıların yer aldığı akropolisi ve
dış surları ortaya çıkartılmış, kentin ilk kez, M.Ö. 1300 yıllarında surlarla
çevrildiği anlaşılmıştır. Kent alanının merkezinde yer alan yükseltinin
üzerinde, bir kale kurulmuş, kalenin içinde ise bir saray inşaa edilmiştir. Daha
sonra, M.Ö. 10-9. yüzyıllar arasında, iki yeni saray daha yapılmış ve kentin
etrafında yer alan çember biçimindeki sur, M.Ö. 7. yüzyılda, ilkine koşut ikinci
bir duvarla takviye edilmiştir.
|