|
|
 |
 |
Okunma |
|
123 |
EDİRNE
Trak
Soylarından olan Odris'ler tarafından MÖ. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak
kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen
kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak kalmıştır.
Edirne, Milattan sonra ikinci ve
üçüncü yüzyıllarda askeri, ticari ve tarımsal bakımdan çok önemli bir kent
görünümündeydi. Bu durumu günümüzde de sürdürmektedir. 1361 yılında I.Murat
tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle
İstanbul'un alınışına kadar (92) yıl boyunca Osmanlı Devletinin başkenti
olmuştur.
Edirne'de eski çağdan itibaren sanat
eserleri yapılmıştır. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus
tarafından yaptırılan Edirne Kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır.
Ayrıca, Edirne'de Osmanlı Mimarisinin de çok değerli örnekleri mevcuttur.
Selimiye Camii bunların en ünlüsüdür.
KIRKPINAR
Orhan Gazi'nin Rumeli'yi
ele geçirmek için düzenlediği seferler sırasında, kardeşi Süleyman Paşa 40
askerle Bizanslılar'a ait Domuzhisar'ın üzerine yürür. Baskınla burasını ele
geçirirler. Öteki hisarların da ele geçirilmesinden sonra, 40 kişilik öncü
birlik geri dönerler ve şimdi Yunanistan'ın topraklarında kalan Samona'da mola
verirler. 40 cengaver burada güreşe tutuşurlar. Saatlerce süren güreşlerde,
adlarının Ali ile Selim olduğu rivayet edilen iki kardeşin bir türlü
yenişemedikleri görülür. Daha sonra bir Hıdrellez gününde, Edirne yakınlarındaki
Ahıköy çayırında aynı çift yeniden güreşe tutuşurlar. Bütün bir gün
güreşmelerine rağmen yine yenişemeyen kardeş pehlivanlar, gece boyunca da mum ve
fener ışığında mücadelelerini sürdürmeye devam ederler. Ancak solukları
kesilerek oldukları yerde can verirler.
Arkadaşları onları aynı yerdeki bir
incir ağacının altına gömerek oradan ayrılırlar. Yıllar sonra ise aynı yere
gittiklerinde iki pehlivanın mezarlarının bulunduğu yerde gür bir pınar
görürler. Bundan sonra halk orada yatanların anısına o yöreye, "KIRKPINAR" adını
verirler.Yunanistan'ın Samona köyünün merası içindeki alan asıl KIRKPINAR
çayırlıdır. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sonunda Kırkpınar Güreşleri
Edirne ile Mustafapaşa yolu arasındaki "Virantekke" denilen yerde
düzenlenmiştir.Cumhuriyet'ten sonra 1924 yılında ise güreşler Edirne'nin
Sarayiçi mevkiinde yapılmaya başlanmıştır.
Edirne'nin en büyük kültür, spor,
sanat organizasyonu olan Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri
Haftası 1 hafta süreyle Edirne'ye olağanüstü bir canlılık kazandırmaktadır.
Dünyanın ve yurdun dört bir yanından gelen milyonlarca izleyici, basın mensubu,
halkoyunları ekipleri, sanatçılar, diplomatlar ve devlet adamları Kırkpınar'a
renk katmaktadır. Genellikle Haziran ayı sonu, Temmuz ayı başlarında düzenlenen
Tarihi Kırkpınar Güreşleri ve Kültür Etkinlikleri Haftası 7 gün sürmektedir.
Pazartesi günü akşamüstü Belediye önünde toplanan yerli ve yabancı halkoyunları
ekipleri, önceki senenin başpehlivanı ile birlikte bir grup pehlivan ve
protokol, kortej halinde bando ve Kırkpınar davul-zurna ekibinin eşliğinde
Atatürk Anıtı'na gider. Buradaki törenden sonra kortej yaya olarak 25 Kasım
Şehir Stadı'na geçer. Burada toplanan kalabalık izleyici grubu karşısında tüm
ekipler kısa gösterilerde bulunurlar. Bu arada Türk Kuşu paraşüt ekibi de
paraşüt gösterisi yapar. Yaklaşık 2 saat süren bu törenlerin ardından akşam
Selimiye Meydanında kukla ve karagöz gösterileri, Belediye Bandosu'nun şehir
merkezinde gösterileri yapılır. Bando ve halkoyunları ekiplerinin gösterileri
hafta süresince devam etmektedir.
Güreş dışında "Kırkpınar Kupası"
adıyla tertiplenen diğer spor müsabakaları Kırkpınar Haftasının ikinci, üçüncü
ve dördüncü günleri yapılır. Her yıl düzenlenen Kırkpınar Güzellik Yarışması ile
Trakya Ev Yemekleri Yarıması ise kalabalık bir izleyici grubunun önünde haftanın
üçüncü günü öğleden sonra yapılmaktadır. Kırkpınar Haftası'nda güreşler Cuma
günü öğleden sonra Sarayiçi Er Meydanı'nda başlamaktadır. Aynı gün sabah saat
10'da güreşecek başpehlivanlar, hakemler ve protokol yine davul-zurna eşliğinde
Belediye önünde toplanarak şehrin girişinde o yılın Kırkpınar Ağası'nı
karşılarlar.
Edirne Belediye Başkanı burada
Kırkpınar Ağası'na altın kemer takarak onu Belediyeye götürür ve bir süre
ağırlar. Daha sonra ise aynı grup Belediye önünden Atatürk Anıtı'na giderek
törene katılır. Buradan Kaleiçi semtinde Adalı Halil ve Kara Emin pehlivanların
kabirlerinin bulunduğu pehlivanlar mezarlığına geçilir ve dua yapılır.
İNANÇ TURİZMİ
Selimiye Camii :
Mimar Sinan'ın "ustalığımın eseridir" dediği bu cami dünyada tek kelimeyle
"mimarlık harikası" olarak tanınır. Dahi mimarın 84 yaşındayken inşa ettiği bu
görkemli cami Sultan II. Selim adına yapılmıştır. 1569 yılında yapımına
başlanılan cami 6 yıl süren yorucu bir uğraş sonunda 1575 yılında
tamamlanmıştır. Caminin dört köşesinde birebir eşit boy ve çapta dört minare yer
almaktadır. Bunlar 70,89 metreyi bulan boyları ile "Türkiye'nin en yüksek
minareleridir. 31,28 metre çapındaki kubbesi de aynı özelliği taşımaktadır.
Caminin duvarları ve mihrabı İznik ve Dimotoko çinilerinin en mükemmelleri ile
süslenmiştir. Edirne'ye her yönden girişte iki taneymiş gibi görünen, ancak
yaklaştıkça 4 tane olduğu anlaşılan minarelerin birisinin üç şerefesine üç ayrı
merdivenle çıkılmaktadır. Bu merdivenlerden çıkanlar birbirlerini asla
görememektedirler. Bu usta mimarın akıllara durgunluk verecek kıvrak zekasının
timsali sayılmaktadır.
Üç Şerefeli Camii :
Edirne'nin bir başka simgesidir. 1443-1448 yılları arasında Sultan II. Murat
tarafından Konyalı Hacı Alaaddin'e yaptırılmıştır. Üç minaresi bulunan caminin
her bir minaresinde ayrı bir motif bulunmakta, burmalı minaresi en dikkat çekeni
olmaktadır. Camiye adını veren bir başka minare de üç şerefeli olanıdır ve bu
minare 67 metrelik boyu ile dünyanın en yüksek minareleri arasında yer
almaktadır.
Eski Camii : Sultan II.
Mehmet tarafından 1403-1414 yılları arasında yaptırılmıştır. Mimarı Konyalı Hacı
Alaaddin'dir. Üzerindeki kitabelerin güzelliği ile dünyada ün yapmıştır.
Muradiye Camii : Sultan II.Murat
tarafından 1435-1436 yılları arasında Sarayiçi mevkiine bakan bir tepe üzerinde
inşa ettirilmiştir. Çini mihrabı fevkalade güzeldir. Yanında XVIII.yy'dan kalma
İmaret ve Hamam bulunmaktadır.
II.Beyazıt Camii ve Külliyesi :
Sultan II. Bayezid tarafından 1484-1488 yılları arasında Tunca nehri
kıyısında yaptırılmıştır. Dört duvara dayalı kubbesi ile dikkat çekmektedir.
Caminin yanında Tabhane, Darülşifa, Medrese ve İmaretten ibaret bir de külliye
bulunmaktadır. Burası zamanında akıl hastalarının su sesi ile tedavi edildikleri
yer olarak bilinir. Külliye müzesi, 2004 yılı Avrupa Müze Ödülü'nü almıştır.
Yıldırım Camii (Merkez):
Edirne'nin XIV. yüzyıldan kalma en eski camisi olup, şehir merkezine 3 km
uzaklıktadır. Gerek planı, gerekse sütun başlıkları, yapının haç planlı bir
Bizans kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezıt adına camiye
dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır. Ancak kıble yapının
eksenine uymadığından, mihrap, haç kollarından birinin köşesine konmuş, eğimli
bir görünüş almıştır. Günümüzdeki görünümüyle dört kemerli, kubbeli ve tek
minareli camidir.
Fatih Cami (Enez Ayasofyası-Enez):
Bizans döneminden kalan yapı, oldukça büyüktür. Köşe duvarlı, haç planlı
kiliseler grubundandır.Yapı, Osmanlı döneminde güneydeki kola mihrap ve minber
yerleştirilerek camiye dönüştürülmüştür. Uzunlamasına gelişmiş haç planı ile
Orta Bizans, dış yüzdeki tuğla süslemeleriyle de geç Bizans dönemi özellikleri
göstermesi bakımından ilginçtir. Cami günümüzde yıkık durumdadır.
Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa
Külliyesi-Havsa): Havsa ilçesinde, Edirne yolundadır. 1576-1577'de Sokullu
Mehmet Paşanın oğlu Kasım Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Külliye; iki
kervansaray, cami, medrese, imaret, çifte hamam, tekke, köprü ve arastadan
oluşuyordu. Günümüzde yalnızca cami, hamam, cami avlusuna dayalı ve ne olduğu
anlaşılamayan ocaklı-nişli bir duvar, arastanın ortasında cami ile kervansarayı
bağlayan dua kubbesi ve külliyeye daha sonra eklenmiş çeşme görülmektedir.
Sweti George Kilisesi (Merkez):
Edirne'nin Kıyık semtinde 1880 yılında inşa edilmiştir. 1889'da dekore
edilen kilisedeki yazılar Slav Bulgarcası ile yazılmıştır. Daha önce aynı yerde
bulunan kiliseden kalma bazı tablolar vardır. Yapı bakımlı durumdadır.
Yahudi Havrası (Merkez):
Edirne'nin Kaleiçi mevkiinde olup, 1902-1903 yıllarında inşa edilmiştir. Bugün
yıkık durumdadır.
TARİHİ ESERLER
Edirne Sarayı : Sultan I.
Murad tarafından yaptırılan ilk saraydan sonra, Sultan II. Murad döneminde
Tunca'nın batısında, çok büyük bir alan üzerine 1450'de Edirne Sarayı'nın
inşaatına başlandı. Sultan'ın 1451'de ölümünden sonra oğlu Fatih Sultan Mehmed
tarafından yapı tamamlatıldı. Kalıntılar arasında, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı
Hamamı, Babusseade, Matbahi Amire ve Adalet Kasrı'dır
Rüstem Paşa Kervansarayı :
Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç
örneklerinden olan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü
sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı.
Ekmekçioğlu Ahmed Paşa
Kervansarayı : I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa
tarafından 1609 senesinde yaptırıldı.
Köprüler : Edirne'deki önemli
yapı türlerinden biri de köprülerdir. Edirne'nin içinde bulunan ve Sinan
devrinin Edirne dışında inşa ettiği köprülerin güzelliğine başka kentlerde
erişilememiştir. Bu kentteki köprülerin en eskisi Bizans İmparatoru Michael
Palaiologos (1261-1282) dönemindendir. Köprü sonradan Gazi Mihal Bey tarafından
yeniletildiğinden onun adı ile anılır (1420). 1640'da Kemankeş Kara Mustafa Paşa
bu yirmiyedi gözlü köprüye sivri kemerli Tarih Köşkü'nü ekletmiştir. 1451'de
yapılan Şahabettin Paşa (Saraçhane) Köprüsü on iki ke- merli ve on bir
ayaklıdır.
1452'de Fatih döneminde yaptırılan
Fatih Köprüsü, 1488'de Mimar Hayrettin'in yapıtı olan Bayezid Köprüsü, 1560'da
Mimar Sinan'ın eserleri arasında yer alan Saray (Kanuni) Köprüsü, 1608-1615
yılları arasında Sedefkar Mehmed Ağa'nın yaptığı Ekmekçizade Ahmed Paşa Köprüsü,
1842-1847 yılları arasında Meriç'le Arda'nın birleştiği yerde tamamlanan Meriç
Köprüsü (Yeni Köpıü) Edirne'nin en önemli köprüleridir.
DENİZ TURİZMİ
Plajlar : Edirne,Ege Denizi
sahilinde Saros körfezinde kumsallarla kaplı,nitelikli bir kıyı şeridine
sahiptir.Bu kıyılar Keşan ve Enez ilçelerinin mülki hudutları içinde yer
alır.Kıyı kullanımına elverişli plajlar; Keşan'da Sazlıdere, Gökçetepe,
Mecidiye, Erikli, Danişment ve Yayla ile Enez'de Karaincirli, Vakıf, Gülçavuş,
Sultaniçe ve Enez plajlarıdır.
DOĞAL GÜZELLİKLER
Saroz Körfezi : Saros sahil
şeridi ve burada yer alan Erikli, Mecidiye, Yayla, Gökçetepe, Sazlıdere gibi
sayfiye yerleri deniz, orman ve piknik tipi yaz turizmi merkezleridir. Temiz
denizi ve yakınlığı Keşan'ı yaz turizminin ilgi odağı haline dönüştürmüştür.
Uzun yıllar önce yerli ve yabancı balıkadamlar tarafından keşfedilen ve Orfoz
balığıyla ünlenen Saros Körfezi amatör balıkçılar için de bulunmaz cennetlerden
birisidir. Saros Körfezinde 144 çeşit balık, 170 çeşit sualtı canlısı vardır.
Körfez otoepürasyon denilen dünyanın kendi kendini temizleyebilen iki
körfezinden biridir. Bunun yanısıra dalış turizmi (scuba diving), doğa yürüyüşü
(trekking) tarzı turizm etkinlikleri için elverişlidir. Gökçetepe ve Danişment
sahillerinde Ormn Bakanlığı-Milli Parklar'a bağlı günübirlik ve yataklı dinlenme
tesisleri vardır.
Gala Gölü Tabiatı Koruma Alanı :
Edirne ili, Enez ilçesi, Karpuzlu ve Koyun Tepe köyleri sınırları içerisinde
yer almaktadır. Alanın büyüklüğü 2369 Ha. dır. Sahaya; Eceabat-Keşan-Enez yolu
ile ulaşılmakta olup, Enez ilçesine 10 km. uzaklıktadır. Sulak saha, göl ve
orman ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde barınan çeşitli canlı türlerini
ihtiva etmesi, 111 kuş türünün varlığı, nesli tehlikeye düşmüş veya nadir
türleri, özellikle tepeli pelik, pelikan, çeltikçi ve küçük karabatak gibi nesli
son derece azalmış türleri barındırması özelliklerini oluşturmaktadır
Meriç Havzası Kuş Gözlem Alanı :
Küçük balaban (50 çift), gece balıkçılı (200 çift), alaca balıkçıl (300
çift), erguvani balıkçıl (100 çift), çeltikçi (100 çift), kaşıkçı (40 çift),
bataklıkkırlangıcı (200 çift), küçük sumru (200 çift) ve bıyıklı sumru (500
çift) için önemli bir üreme alanıdır. Küçük karabatak (maks. 1450), tepeli
pelikan (maks. 291), kuğu(maks. 2030), ötücü kuğu (maks. 214) ve elmabaş patka (maks.15.528)
dahil olmak üzere büyük sayıda sukuşu (maks. 48.440) kışı burada geçirir.
Mesire Yerleri : Edirne'de
pek çok mesire yeri bulunmaktadır. Bunların başında Kırkpınar Güreşleri'nin
yapıldığı ve Tunca nehrinin iki kolu arasında bir ada oluşturan Sarayiçi mevkii
gelmektedir. Türkiye'yi Yunanistan'a bağlayan Karaağaç Pazarkule sınır kapısı
yolu üzerinde Meriç nehri kenarındaki Söğütlük ormanı da Edirne'nin bir diğer
ünlü mesire yeridir. Ayrıca Meriç ve Tunca nehirleri arasında kalan ve Edirne
ile Karaağaç'ı birbirine bağlayan adanın bir bölümüne de "Bülbül Adası" denir.
ANTİK KALINTILAR
Dolmenler (Menhir, Taş
Mezarlar): Lalapaşa ilçesinde İ.Ö.2000 sonları ile İ.Ö. 1000 başlarından
kalma 'Dolmenler' (menhir, taş mezarlar) bulunmaktadır. Yapılan kazılarda mezar
içlerinde bazı araçlar (Göz yaşı şişesi, madeni takılar) bulunmuş ve bunlar
Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir.
Tümülüsler : Bir mezar
odasının ,üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepeciktir. Eski
mezar , tepesi anlamındadır. Trakya'da 2-3 bin civarında tüinülüs olduğu
sanılmaktadır. Edime-Lalapaşa yolu üzerinde Hıdırağa köyü'nün çıkışında ve
Küçükdöllük köyü'nün girişinde birer tane tümülüs vardır,Bunların dışında
Lalapaşa-Ortakçı arasındaki, Dokuztepeler denilen mevkide dokuz tane tümülüs yer
almaktadır.
Roma Villa Kazısı : Enez Gazi
Ömer Bey mahallesindeki Roma Villasında gerçekleştirilmiştir. Bu alandaki
yapılaşmadan dolayı tümü açığa çıkartılamayan villanın tabanı irili ufaklı
renkli taşçıklardan oluşturulmuş değişik kompozisyonların betimlendiği mozaik
ile kaplanmıştır. Mozaikli taban üzerinde bronz heykelcikler ile çok miktarda
sikke ve değişik çömleklerin bulunmuş olması, villanın çok zengin bir Enezlîye
ait olduğunu göstermekle birlikte, Roma döneminde Enez'in sosyoekonomik yapısını
ve halkın yaşam tarzını yansıtmaktadır.
Meriç Kazısı : Enez Şehir
merkezinde, Roma Cağı Antik Ainos kentinin önemli caddelerinden biridir..
Bugünkü toprak üst düzeyinin 2.15 m altında ortaya çıkan cadde kuzey--güney
yönünde uzanmaktadır. Cadde, büyük blok taşlarla balık sırtı biçiminde
döşenmiştir. Ortasında, taşların altıda üstü yapı taşlarıyla tonoz biçiminde
örülmüş antik kentin kanalizasyonu bulunmaktadır. Caddenin iki yanında ayrıca
suyun akıntısını sağlayan üstü açık kanallar yapılmıştır. Batı tarafında caddeyi
dik kesen dar sokaklar ve aynı döneme tarihlenen ev kalıntıları yer alır.
Enez Antik Kenti: Enez (
Ainos ) tarihi dönemlerde çok önemli bir liman iken bugün kıyıdan 3.5 km
içeridedir. Tarih boyunca birçok kereler restore edilmiş olan Enez Kalesi
görülmeye değer. Aynı zamanda M.Ö. 6 ıncı yüzyıla dayanan bir kilise, bazı oyma
mezarlar ve suları berrak bir de plajı bulunmaktadır.
İLÇE VE
BELDELERİN TURİSTİK DEĞERLERİ
Havsa : Havsa,
Edirne'nin kuzey yarısında ve Lalapaşa yaylası üzerindedir. Havsa'ya Hafsa Hatun
bir han, Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa bir külliye ve zamanın defterdarı (Maliye
Bakanı) bir cami yaptırmıştır. Çok işlevli yapı topluluğu olan külliye, Mimar
Sinan'ın eseridir.
İpsala : İpsala, Edirne'nin
güney yarısında yer alır. Ayakta kalmış olan Osmanlı yapısı, Alaca Mustafa Paşa
Camii'dir. Tek kubbeli ve tek minarelidir. Tahta işçiliği bakımından sanat
değeri taşır.
Keşan : İlçe, Edirne'nin
güney yarısındadır. Tarihsel değer taşıyan yapıları, Hersekzade Ahmet Paşa Cami
ile İbrice-Keşan kervan yolu üstündeki üç taş köprüdür. Uzunkum adlı alçak kıyı,
deniz turizmi bakımından elverişlidir. Düzgün yolları ve turistik işletme
belgeli konaklama yerleri bulunan ilçe, Edirne'nin turistik yerlerindendir.
İlçenin iç turizm bakımından önemli olayı, panayırı ile Hıdırellez'de yapılan
dallık adlı bahar şenliğidir.
Lalapaşa : İlçe Edirne'nin
kuzey yarısındadır. İlçedeki en önemli tarihsel eserler, taş devrinden kalma
türbe ve tapınaklardır. Bu türbelere, Tablataş, Kapaklıkaya, Perikızı Evi
(dolmen) denir. Tapınma yerleri ise Ulutaş (menhir) adını taşır. Bunlar, dünyada
benzeri az bulunan eserlerdir. Sinanköy'deki kale ören durumundadır.
Meriç : İlçe, Edirne'nin orta
kısmında ve Lalapaşa Yaylasının güney batı köşesindedir. İç turizm bakımından
önemli olayları, Beyköy dallığı ve Mayalar adıyla anılan ilkbahar şenlikleridir
Süloğlu : Edirne'nin kuzey
yarısında ve Lalapaşa Yaylası üstündedir. Baraj gölü çevresi bir piknik yeri
olarak ilgi çeker.
Uzunköprü : İlçe Edirne' nin
orta kısmında ve Trakya Yontukdüzü üstündedir. En ünlü tarihi yapısı, Mimar
Muslihiddin'in eseri olan Ergene Köprüsüdür. Uzunluğu 1200 metreyi, kemer sayısı
170'i geçer. Diğer önemli yapılar, II. Murat Külliyesi'nin tek minareli ve
çatılı Muradiye Camii, II. Bayezit zamanında Mimar Hayreddin'in yaptığı Halise
Hatun Camii, külliyenin bir vakfı olan Çifte Hamam, köprüye eklenmiş
çeşmelerdir. Köprünün kentten yana ucuna, İkinci Meşrutiyet döneminde eklenen,
Hürriyet Çeşmesi adıyla anılır. Daha eski öteki tarihi çeşmeler Gazi Mahmut
(Belediye parkı), Halise Hatun (Hacı İbrahim Ağa ya da Tosbağacı) çeşmeleriyle
Telli Çeşme'dir. Önemli iç turizm olayları, Bülbül Deresi'nde yapılan Dallık
adlı bahar şenliği, av partileri ve panayırdır.
Enez : Enez her yönüyle
gezilecek, bir tarihi ve arkeolojik bulgulara ve doğal güzelliklere sahip şirin
bir ilçemizdir. Yıllardır askeri yasak bölge kapsamında olması nedeniyle turizme
açılamayan Enez, bu yıl yasak bölge kapsamından çıkarıldı. 600 yat kapasiteli
Limanı, Altınkumu, tarihi ve doğal güzellikleriyle Enez şimdi ziyaretçilerini
bekliyor. Enez Altınkum sahili, Saros körfezinin tertemiz ve mavi denizine kıyı
teşkil ediyor. Yazlıklar ve moteller ile Trakya ve İstanbul Üniversitesi Kamp
tesisleri ile eğlence mekanlarının bulunduğu Altınkum sahili Enez'10 Km
mesafede.
MÜZELER
Edirne Müzesi : Edirne'de
ilk Müze Arkeoloji Müzesi adı altında 1925 yılında Atatürk'ün emriyle Selimiye
Camisi avlusu içinde bulunan, 1569-l575 yılları arasında Selimiye Camisi ile
beraber yapılan ve Mimar Sinan'ın eseri olan Dar-ül Kurr'a Medresesinde
açılmıştır.
Edirne Osmanlı Devletine yaklaşık 91
yıl başkentlik ettiğinden, saray halk sanatını etkilemiş ve etnografya açısından
zenginleştirmiş, bu nedenle ikinci bir müzeye gereksinme duyulmuştur. Etnografya
Müzesi adı altında ikinci kez bir Müze yine Selimiye Camisinin avlusunda bulunan
Dar-ül Tedris adı verilen Medrese de 25 Kasım l936'da açılmıştır. Bu müzeye
Milli Eğitim Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü para yönünden katkıda
bulunmuş, Ankara ve İstanbul Müzelerinden bazı değerli eşyalar armağan
edilmiştir
Son yıllarda satın alma, kazı ve
bağış yoluyla müzeye giren eserler çoğalmış, dolayısıyla ziyaretçi sayısı da
artmıştır. Sonuçta modern bir müzeye gereksinme duyulmuş, 1971 yılında
"Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı altında modern bir müze açılmıştır. Dar-ül
Tedris Medresesindeki müze "Türk İslâm Eserleri Müzesi" olarak hizmet vermeye
devam etmektedir
|