|
|
 |
 |
Okunma |
|
67 |
BATMAN
Tarih
ve doğanın kesiştiği, medeniyetlerin odak noktasında önemli bir tarih ve kültür
potansiyeline sahip Hasankeyf’ te ortaçağ havasını teneffüs etmek mümkündür.
Mağara, kaya kovuğu gibi doğal
oluşumlarla bütünleşen ortaçağ kent dokusu, Hasankeyf’in Batman tarihinde önemli
bir yere oturmasına neden olmuştur. Hasankeyf, Batı (önce Roma sonra Bizans),
İran ve Orta Asya kültürlerinin buluştuğu bir merkez konumunda olmuştur. Tarihin
karanlıklarında, hem bereket, hem korku kaynağı olan Dicle Nehri’nin geçit
verdiği noktalardan biri olan bu yerde, kayalık tepelerde ve derin kanyonlarda,
doğanın oluşturduğu binlerce mağara, insanlara çok cazip birer sığınak
sunmuştur. Bu bakımdan prehistorik (tarih öncesi) dönemlerden itibaren buranın
bir yerleşim merkezi haline geldiği varsayılabilir. Hasankeyf tarihinin M.Ö.
7.yüzyıla kadar indiği düşünülmektedir. Antik çağın sonları ve erken Ortaçağ (M.S.
4-6 y.y.) sıralarında bağımsız bir kilise teşkilatının kurulması buranın dini
bir merkez haline geldiğini göstermektedir. M.S. 8.yüzyıldan itibaren Arap
akınlarıyla, Anadolu’nun İslamiyet’e giren ilk bölgesi olan bu bölge, Selçuklu
ve diğer Müslüman beyliklerin fethiyle de kültür ve sanatını değiştirmeden
günümüze ulaşmıştır. Özellikle Artuklular’ın bölgeyi fethinden sonra "İpek
Yolu"nun önemli geçiş merkezlerinden biri haline gelen Hasankeyf’te, Eski Köprü,
Rızk Camii, Ulu Cami, Sultan Süleyman Cami, Kızlar Cami, İmam Abdullah Zaviyesi,
Zeynel Bey Türbesi, Küçük Saray, Büyük Saray, gibi eserler bugüne ulaşmıştır.
Birçok uygarlığın yaşadığı Hasankeyf’in yanında Beksi, Bozikan, Hazro, Kandil,
Rabat kaleleri de Batman’ın diğer kültür varlıklarını oluşturmaktadır.
HISN-KAYFA (HASANKEYF)
Hısn-Kayfa, Dicle nehrinin
güney sahilinde Diyarbakır’a su yolu ile 110, Cizre’ye 85 km. Uzaklıktadır. Hısn,
kale-hisar anlamındadır. Sonradan kısaltılarak Hısn-Kayfa olmuştur, Cumhuriyetin
ilanından sonra Türkçe fonotiğe uydurularak Hasankeyf şeklini almıştır.
Milattan önceki dönemlerde
Hasankeyf'in ne gibi tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm
sürdüğü tarihinin karanlık sayfalarından biridir. Bu konuda herhangi bir yazılı
kaynak bulunmamaktadır.Yalnız Mezopotamya bölgesine hakim olan kavimlerin en
gözde yerlerinden birinin Hasankeyf olduğunu söylemek mümkündür.
Miladi ilk asırlarda Hasankeyf,
Bizanslılar'la Sasaniler'in arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslılar'ın,
zaman zaman da Sasaniler'in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında
Hasankeyf'e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha
Sasaniler'e hiç kaptırmamışlardır. Bizans'ın hakimiyeti, müslümanların burayı
fethettiği 7. asrın başlarına kadar sürmüştür.
Müslümanlar, burayı ikinci halife
Hz. Ömer döneminde M.S. 638 yılında feth ettiler. Halifeler döneminin ardından
sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklar, Eyyubiler ve
Osmanlılar buraya hakim oldu. Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular'ın M.S. 1101
yılında hakim olmasıyla ile ün kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile
HISN KEYFA, Ortaçağ'ın önemli şehirlerinden biri oldu. Artuklular, bölgenin
idaresinde zaman zaman söz sahibi oldukları gibi, Hasankeyf' te de önemli
eserler bıraktı. Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle Nehri üzerinde yer alması
ve o günlerde ticaretin önemli bir kısmının nehir yopluyla yapılması nedeniyle
Hasankeyf, ticari ve ekonomik olarak da gelişti. Hasankeyf'i Artuklular'dan alan
(M.S. 1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve
harabiyeti ile karşılaştı. Bir çok yerleşim yeri gibi burası da alt üst oldu.
Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. asrın başlarından itibaren
Hasankeyf'i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle, bugün Hasankeyf, bu yıllarda
tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Nihayet Osmanlı'nın gücüne
karşı direnmeyen, Safeviler'in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan
Eyyubiler 1515 yılında burayı Osmanlılar'a bıraktı. Bu tarihten itibaren
şehrimiz tarihi önemini gitikçe kaybederek günümüze kadar geldi.
KALE
Dicle nehri kenarında 100 metre
yükseklikte yekpare kaya kütlesi üzerinde yer almaktadır.Kalenin eski çağlardan
beri bir iskan yeri olarak kullanıldığı mağara yapılardan anlaşılmaktadır. Ancak
kale olarak kullanılmaya başlaması Bizanslılar dönemine rastlamaktadır. Yekpare
taştan olması nedeniyle çok korunaklı olması, üzerinde birkaç tarihi eserin
olması, gizli yollarla nehre inilmesi ve kaleye çıkan yol üzerindeki zarif,
muhteşem taş kapısıyla dikkatleri çekmektedir.Kaleye 2 gizli ve 2 açık yol
dışında ulaşmak mümkün değildir.
Kalenin dikkate değer
özelliklerinden biri de, gerek Artuklular gerekse Eyyubiler döneminde buraya su
çıkarılmış olmasıdır. Asırlarca kale bu su ile hayat bulmuş. Bu suyun kesildiği
olağanüstü zamanlarda kalenin kuzeyinde yer alan merdivenli yollarla nehirden su
alınmış. Kalenin tarihi kaynaklarda silah zoruyla ele geçirildiği yazılmıyor.
KÖPRÜ
Tarihi kaynaklarda
köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı
yazılıdır. Ancak Hasankeyf'in 638 yılında müslümanlarca feth edildiği sırada bir
köprüden bahsedilmektedir. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapılmış
olması ihtimal dahilindedir.
Kemer açıklıkları itibariyle
Ortaçağ'da yapılan taş köprülerin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan
iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir. Doğu ve batıdaki küçük kemerler
dışındaki ortadaki büyük kemerler tamamen yıkılmış durumdadır. Araştırmalara
göre
köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptandı. Düşman şehre saldırdığı zaman
yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi engellenirdi. Bu özellik köprünün
ömrünü kısaltmış.
Köprünün önemli özelliklerinden biri
de orta ayaklar üzerinde yer alan ve 12 burcu simgelediği tahmin edilen
figürlerdir. Bir ikisi dışında tahrip olmuş ve şekil olarak ne ifade etikleri
anlaşılmaz hale gelmiştir. Köprünün ne zaman yıkıldığı da bilinmemektedir.
BÜYÜK SARAY
Kalenin kuzeyinde Ulu
Cami'nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında
kalmıştır. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının
karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan
örülmüş, köprüde olduğu gibi taşlardan madeni kromplarla birbirine
kenetlenmiştir. Burasının gözetleme kulesi veya yıldırımlık görevi gördüğü
tahmin ediliyor. Genel özelliklerinden dolayı Artuklular'a ait olduğu tahmin
ediliyor.
KÜÇÜK SARAY
Kalenin kuzey-doğu ucunda
bulunmaktadır. Saray, aşağıdan itibaren yontulmuş kaya kütlesi üzerinde inşaa
edilmiş. Eyyubiler'in Hasankeyf'teki ilk eserlerinden biridir. Kuzeye bakan
cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında
kufi levhalar yer almaktadır. Sarayın kuzey ve batı cephelerinde alçı
süslemelerin izlerine raslanmaktadır.
ULU CAMİİ
Eyyubilerin Hasankeyf'teki
ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşaa edilmiş. Yapı gibi
minaresi de genellikle moloz taşlardan yapılmış. Minarenin kuzeyinde bulunan
alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap
kitabe, yazısı ve oyma süsleriyle günümüze ulaşan nadir parçalardan biridir.
EL-RIZK CAMİİ
Dicle nehrinin doğusunda
köprü ayağına yakın bir mevkide yer alır. Portal girişindeki kitabeden eserin,
1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı anlaşılıyor. Bu gün
camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer
alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında Allah'ın 99 ismi yazılmış.
Caminin önemli özelliklerinden biri, cami minaresinin birbiriyle kesişmeyen çift
yollu olmasıdır
SULTAN SÜLEYMAN
CAMİİ
Sultan Süleyman tarafından
yaptırılmış. Eser büsbütün harap olduğundan, bu sultana ait mezar bile bilinmez
olmuş. Minare şerefeden itibaren bilinmeyen bir tarihte yıkılmış. Minare,
kuşaklara ayrılmış, kuşaklar farklı bitkisel süslerle bezenmiş. Ayrıca minare
kaidesinde yer alan kufi yazılar, esere başka bir güzellik kazandırmış.
Hasankeyf'te ayrıca
Koç camii
Kızlar camiive
İmam Abdullah Zaviyesi görülebilir.
|