|
|
|
İnsanın Kökenleri Bulmacası |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
34 |
Zaman: 5-0.1 milyon yıl önce
Mekân: Afrika
Bizler diğer türlerin çok yakın akrabalarıyız. Ama yine de onlardan ışık yılları kadar uzağız. RICHARD DAWKINS, 1992.
Etiyopya'nın ve Kenya'nın kurak topraklarında, bilinen en eski
atalarımız olan australopithecus'ların fosilleri bulunmaktadır. Eski
çağların tortuları arasından 4,5 milyon yıl öncesine ait dişler,
kafatası parçaları ve zaman zaman da bacak ve kol kemikleri çıkmaktadır.
Titizlikle kazılıp birleştirildiklerinde bunlardan, yaklaşık bir metre
boyunda, şempanze boyutunda 450 santimetre küp beyinleriyle maymunu
andıran atalarımızın görüntüsü çıkmaktadır. Bunlar kısmen iki ayak
üstünde yürürlerdi, büyük ölçüde vejetaryenlerdi ve kuru tohumlar ile
kökleri ezmek için çok iri azıdişleri vardı. Modern insanın atası
değillerse de, akrabası oldukları genellikle kabul edilir ve
australopithecus sözcüğü, zaman zaman ilk insangiller için kullanılır.
Etiyopya'da Omo Havzası'nda yalnızca 130 binyıl öncesine ait bir
kafatası fosili bulunmuştur. Beyni 1400 santimetre küp kadardır ve bu
da günümüz insanının boyutları içinde kalmaktadır. Bu örnek ilk çağdaş
insan, Homo sapiens, olarak kabul edilmektedir ve bu gün kullandığımız
sembolik ifadelere ve bir derece konuşma yeteneğine sahip olduğuna
inanılmaktadır. Yine onunla ilgili birkaç kemikten, bu insanın dik
yürüdüğü anlaşılmıştır. 4,5 milyon yıl öncesinin o maymunsu
atalarımızdan bugünkü boyumuza, anatomimize, zekâ ve kültürümüze nasıl
eriştiğimiz insan kökeninin bilmecesidir.
Bu bilmecenin cevabı bir bakıma inanılmayacak kadar kadar basittir:
Biyolojik evrim. Doğal ayıklamanın yöneltici gücü altında evrim geçiren
bütün diğer türler gibi bizim türümüz de aynı evrimden geçmiştir. Alet
yapmakta daha usta olmak, yiyecek bulma ya da iki ayak üstünde yürüme
sorunlarını çözmek gibi o tesadüfi genetik değişimler nüfus içinde
sabitleşmiş ve anatomimizi, davranışlarımızı ve zekâmızı bugünkü
düzeyine getirmiştir.
Ancak, biyolojik evrim insanın kökenleri bilmecesine bir cevap
sağlamışsa da -Charles Darwin;in özgün olarak açıkladığı gibi- bu,
çoğumuzun arzuladığı bir cevap değildir. Biz bu bilmecenin daha
ayrıntılı bir çözümünü isteriz, anatomide, davranışta ve zekâdaki bu
belirli değişikliklerin ne zaman ve neden gerçekleştiğinin çözümünü
bekleriz.
 
(Solda) Etiyopya'da Omo Kibish'de bulunmuş kafatasının tamamlanmış
hali. 130 binyıl öncesine ait bu kafatası şu anda Homo sapiens'in en
yaşlı fosilidir. (Ortada) Güneybatı Etiyopya'daki Omo Nehri havzasında
Pliyosen ve Pleyistosen dönemi tortulları vardır. Burada bulunan
fosiller arasında insanın üç milyon yıl önceki ataları bulunmuştur.
(Sağda) Australopithecus'ların bu 3,5 milyon yıllık ayak izleri Mary
Leakey tarafından Tanzanya'daki Laetoli'de bulunmuştur. Ayak izleri ilk
iki ayaklılık konusunda çok önemli kanıtlar sağlamıştır.
ÇOKDİSİPLİNLİ BİR YAKLAŞIM
Bu tür bir çözümün bulunması çok daha güçtür ve eldeki pek az fosil
parçalarının çok farklı bilimadamları tarafından incelenmesini
gerektirir. Aslında fosiller pek çok kanıt kaynağından yalnızca
biridir. Anatomi geçmişteki davranış konusunda bazı ipuçları sağlarsa
da, diğer kanıtlar taş aletlerden, yiyecek kalıntılarından, ocaklardan
ve atalarımızın bıraktıkları diğer maddi kalıntılardan gelir ve bunlar
da arkeologların çalışma alanına girer.
Yine atalarımızın hangi ortamda yaşadıklarını bilmemiz gerekir ki, bu
da jeologların ve çevrebilimcilerin çalışmalarını gerektirir.
Kalıntılardan, olabilecek en çok bilgiyi çıkarmak ve tarih belirlemek
için, çok çeşitli bilimsel teknikler gerekir ve bu nedenle fizikçiler
ve kimyacılar insanın kökenlerinin incelenmesinde çok önemli rol
oynarlar.
Ayrıca yalnızca geçmişten gelen kanıtların incelenmesi de yeterli
değildir. İnsan evriminin ilk aşamasının nerede ve ne zaman
gerçekleştiğini -soyumuzun şempanzeye giden yoldan ayrılmasını-
saptamak için de bugün yaşayan insanların genetik çeşitliliklerini
anlamak önemlidir.

İnsan evriminin çağdaş türlerin çeşitliliğini gösteren şeması. Belirli
bir çağda kaç tür olduğu antropologlar arasında hâlâ tartışmalıdır ama
yeni keşifler yapıldıkça, özellikle 2 milyon yıl önce giderek artan bir
sayı olduğu görülmektedir.
MERDİVEN DEĞİL, ÇALILIK
Son birkaç on yılda fosillerin ve arkeolojik kanıtların keşifleri bir
bakıma insanın kökenleri bulmacasının çözümünü güçleştirmiş ama aynı
zamanda çok da ilginçleştirmiştir. İnsan evriminin bir merdiven gibi
olduğu, bir türün evrim geçirerek bir diğerine yükseldiği ve sonunda
giderek bize benzediği düşünülürdü.
Ancak yeni keşifler bunun böyle olmadığını göstermiştir: İnsanın evrimi
daha çok, pek çok değişik dalı olan bir çalı gibidir, bunlardan her
biri atalarımızı ve akrabalarımızı hafif farklı bir yöne
götürmüşlerdir. Bunlardan biri dışındaki hepsi evrim çıkmazları
olmuştur. Sonuçta hangi türün atasının kim olduğunu teşhis etmek ve
elimizdeki fosil örneklerinin kaç türü temsil ettiğini söylemek
güçleşmiştir.
Çağdaş insanların sahip oldukları davranış ve anatomik özellikler
paketleri unsurlarının da ille birlikte olmaları gerekmediğini
anlamışızdır. Bunlardan çoğu şimdi soyları tükenmiş olan başka türler
tarafından paylaşılmış olabilir. Örneğin iki bacak üzerinde yürümek
australopithecus'ların pek çok türü tarafından benimsenmişti. Bunların
şimdiye kadar yalnızca Homo'ların özelliği olduğu sanılan taş aletler
yapmış olmaları da mümkündür.
İnsan evriminin daha sonraki aşamalarında Neanderthaller'in bizim kadar
beyinleri vardı, bunlar da büyük hayvanlar avlarlardı ve herhalde
karmaşık bir de dilleri vardı ama onlar da yine evrimsel çıkmazdaydılar.
HOMO ERGASTER
Böylece fosil keşifleri bize evrim merdiveni gibi basitçi fikirlerden
kurtulmamızı ve insanın atalarının ve akrabalarının davranış
ekolojisine ve gerçekleşen değişim için ayıklamacı baskılara daha fazla
dikkat etmemizi sağlamıştır. Bu baskılar çoğunlukla son birkaç milyon
yılın dramatik çevre değişikliklerinden kaynaklanmıştır. Örneğin iki
bacak üzerinde yürümeye dönüşü, et yemenin artışını, 900 santimetre küp
kadar beyinleri ve taş yontmadaki teknik becerinin artmasını düşünün.
Bunların hepsi Homo ergaster olarak bilinen bir türde 1,8 milyon yıl
önce mevcuttu.
Tam olarak iki ayak üzerinde yürümenin 2 milyon yıl kadar önce
başladığı ve Ekvator Afrikası'nda yağmurdaki şiddetli düşüş nedeniyle
bozkır ortamına geçmeyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Atalarımız dik
durarak gövdelerinin aldığı güneş radyasyonunu azaltmışlar, beden
ısılarını düşürmüşler ve başka hayvanlar gölgede dinlendiği zamanlar
avlanmaya devam edebilmişlerdir. Daha açık çevrelerde yaşamak da
atalarımıza etoburlardan korunmak için daha büyük toplumsal gruplar
halinde yaşama baskısını getirmiş olacaktır.
Çok sayıda toplumsal ilişkiyle baş edebilmek entelektüel bakımdan güç
olan işlerin başında geldiğinden, bu durumun beyinleri büyütme baskısı
yaptığı sanılmaktadır. Bu ise yalnızca içinde et yemeği de olan yüksek
kaliteli bir diyetle mümkün olabilirdi: Bu diyetle bağırsak boyu
kısalacak ve daha büyük bir beyni besleyecek metabolik enerji açığa
çıkabilecekti.
Diğer yandan et yemek, hayvan leşlerini açmak için keskin taş aletlerin
kullanılmasıyla ve bunların aranıp bulunmalarıyla mümkün olmuştu ve bu
da aslanlar ve çakallar gölgede dinlenirlerken avlanma yeteneğini
gerektirirdi.
Beyin genişledikçe daha etkili taş aletler yapma, avlanma seferleri
planlama ve daha büyük gruplar halinde yaşamak için entelektüel güç
sağlanmış oldu. işte Homo ergaster'in ortaya çıkmasında mutlak surette
önemli olan, bu farklı gelişmeler arasındaki ilişkiydi. Ve Homo
ergaster, insan evriminde yalnızca bizim değil, herhalde
Neanderthaller'in de atalarının merkezi türü olmuştur.

(Solda) Etiyopya'daki Hadar'da bulunmuş, 3,5 milyon yıl öncesine ait
Australopithecus afarensis'in (Lucy) fosilleşmiş kalıntıları. İskeletin
yüzde ellisi günümüze kadar kalmış ve bu türün iki ayak üzerinde
yürüdüğü, ancak ağaçlara tırmanmak için anatomik uyarlamaları koruduğu
anlaşılmıştır. (Sağda) 1,6 milyon öncesinden kaldığı belirlenen WT-1500
ya da Nariokotome Çocuğu, evrimsel geçmişimizden kalmış en mükemmel
iskelettir. Homo ergostertürü olarak çağdaş duruş ile iki ayaklılığın
geliştiğini göstermiştir. Ancak 100 cc'lik beyin, çağdaş insanınkinden
hâlâ küçüktür.
ÇAĞDAŞ İNSANIN YÜKSELİŞİ
İki milyon yıl önceki bu evrim gelişmeleri örneği, insanın kökeni
bilmecesinin yalnızca bütün doğru parçaları bulmak ve bunları doğru
sırasına göre dizmek değil, bunların birbirleriyle ilişkilerini de
anlamak olduğunu göstermektedir. Aynı şey bilmecenin sonu, yani
anatomik açıdan çağdaş insanların ortaya çıkışları için de geçerlidir.
Burada elimizdeki parçalar, Omo kafatası gibi fosil örnekleri ve bütün
insanların genetik olarak birbirlerine benzemesi ve başka insan türü
olmaması gibi olgulardır. Bu sonuncu gerçek, 28 binyıl öncesine kadar
insan evriminin tümüyle bir farklılık göstermektedir, çünkü o zamana
kadar yeryüzünde aynı anda çok çeşitli insan türleri bulunmaktaydı.
Bilmecenin bu kısmının çözülmesi, özellikle çağdaş insanın Afrika'da
nasıl gelişip yayıldığı soruları çok çekişmelidir. 20. yüzyılın büyük
bir bölümünde pek çok antropolog, Afrika'dan dağılmanın 2 milyon yıl
önce başladığına inanıyordu. Ondan sonra eski dünyada ortaya çıkan
farklı ata türlerinden -Avrupa'da Neanderthaller'den ve Asya'da Homo
erectus'tan bir tek Homo sapiens türü çıkmıştı. Buna "Bölgesel
Süreklilik" modeli adı veriliyordu. Ancak bu kuramın günümüzde pek az
taraftan kalmıştır.
Bugün pek çok antropolog, genetikçi ve arkeolog, çağdaş insanların, 130
binyıl önce Doğu Afrika'da evrim geçirip, özellikle çok sert çevre
koşullarının anatomik değişiklikler için ayıklayıcı baskı sağlaması
üzerine ortaya çıktığını kabul etmektedirler.
O dönemde insan nüfusunun 10 bine kadar düştüğü sanılmaktadır. Böylece
soyumuz tükenebilir ve dünya Avrupa'nın Neanderthaller'i ile Asya'nın
Homo erectus'una kalabilirdi. Ama hayatta kalmayı başardık ve 100 ile
50 binyıl önce Afrika'dan bir dizi göç sonunda bütün dünyaya yayıldık
ve sonra da bütün diğer insan türlerini yok olmaya ittik. Bunu nasıl
yapabildiğimiz Taş Devri'nin bir başka gizemidir.
GENEL OLARAK İNSANGİLLER
Primates takımının Anthropoidea alt t akımından günümüzde yalnızca tek
bir insan türüyle yani Homo sapiens'le temsil edilen familyaya
insangiller diyoruz. Genel olarak bakacak olursak, bu familyanın
fosilleri bulunabilen örnekleri arasında, Homo erectus, Homo habilis ve
evrim tarihinin daha eski dönemlerinde, günümüzden yaklaşık 3,5 milyon
yıl önce insansı maymunlarla insanlar arasında bir geçiş aşaması
oluşturan Australopithecus cinsinin çeşitli türleri, insangillerin en
iyi bilinen örnekleri olarak sayılabilir.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|
Anadolu Türk Beylikleri

Cennet

1 nci Dünya Savaşı ve Osmanlı

Defineciyi Bekleyen Tehlikeler

Alfabenin Doğuşu

|
Tümülüs Mezarları

Maya Uygarlığı'nın Çöküşü

Uzaydan Gelen Felaketler

Anasazilere Ne Oldu?

Moche Uygarlığı'nın Çöküşü

|
|