|
|
|
Mağara Resimlerinin Sırrı |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
58 |
Zaman: 20 bin-10 bin yıl önce
Mekân: Batı Avrupa
Ey sen, sessiz şekil, sen de şaşırtma bizi
Sonsuzluk gibi.
JOHNKEATS, 1819
Jean-Marıe Chauvet ile iki arkadaşı 1994 yılının Aralık ayında
Fransa'nın Ardeche Bölgesi'nde mağaralarda araştırma yapmaktaydılar.
İnsanlığın ilk resimlerini bulmayı umuyorlardı ama o ana kadar fazla
bir başarı elde edememişlerdi. Hepsi de Üst Paleolitik Dönemin (40 bin
-10 bin yıl önce) görkemli yeraltı resimlerini ve Lascaux, Niaux ve
diğer ünlü yerlerin resimlerini biliyorlardı. Ancak Ardeche Irmağı'nın
üzerindeki tepenin derinliklerinde bulacakları şeye hiç de hazırlıklı
değillerdi.
Bir yamacı tırmanınca küçük bir kaya çıkıntısına rastladılar. Arka
tarafında bir moloz yığını vardı. Taşları dikkatle yoklayarak bir hava
akımı aradılar.
Evet, bir hava akımı hissedebiliyorlardı. Heyecanla düşmüş taş ve
toprağı kaldırınca tepenin derinliklerine inen dar bir tünel gördüler.
Uzun uğraşlardan sonra geniş ve parıltılı bir yeraltı odasına indiler.
Gözlerine ilk çarpan şey duvardaki kırmızı bir insan eli izi oldu: Biri
çok ama çok uzun zaman önce o mağarada bulunmuştu.
Biraz ilerleyince at, aslan, bizon, suaygırı ve artık soyu tükenmiş
olan tüylü mamut resimleriyle karşılaştılar. Bunlardan bir kısmı
boyanmış, bir kısmı mağaranın çamur duvarlarına kazınmıştı. Karanlığı
delen lambalarının ışığında mağara ayılarının iskeletleri, ateş yakılan
ocaklar, meşalelerini duvarlara dayamış insanların bıraktıkları izler
göründü. Araştırmacılar kendilerini kayıp ve belki de kutsal bir
dünyaya tecavüz eden insanlar gibi hissediyorlardı.
 
(Solda) Rouffignac'ın resimlenmiş tavanından bir bölüm. Ortada Buzul
Çağı'nda batı Avrupa'da yaşayan büyük bir mamut. Ayrıca büyük ve kıvrık
boynuzlu bir tür dağ keçisi olan ibex. (Sağda) Gabillou Mağarası'nda
(Dordogne, Fransa) bir "büyücü". Çizilen figürün boynuzları ve kuyruğu
vardır ve dans eder gibidir. Ağzından çıkan çizginin, iki dört köşe
biçimle birleşmesi Lascaux'da bulunanların eşidir.
CEVAPLANMAYAN SORULAR
Şimdiki adıyla Chauvet Mağarasının bulunması 20. yüzyılın en büyük
arkeolojik keşiflerinden biriydi. Ancak pek çok arkeolojik keşif gibi
bu da yanıtlaya-bileceğinden çok soru yaratmıştı.
Çıplak ayakizleri çamurda hâlâ belli olan bu insanlar bu karanlık yere
ne zaman girmişlerdi? Resim yapmak için neden bu kadar derini
seçmişlerdi? Bu esrarengiz yeraltı faaliyeti bugün "sanat" adım
verdiğimiz şeyin kökeni miydi? Bu mağara resimleri ile Üst Paleolitik
alanlardaki kazılarda çıkarılan küçük heykelcikler ve kemik, boynuz ve
fildişi parçaları üzerine kazınmış figürlerle nasıl bir ilişki
içindeydi? Bu sorular daha önce de sorulmuştu ama şimdi yeni bir
aciliyet kazanmış oluyorlardı.
Chauvet resimlerinin yaşını saptamak nispeten kolaydı. Siyah boyadan
alınan karbon örnekleri radyokarbon tarihleme yöntemiyle analiz edildi.
Chauvet resimleri 720 yıl yanılma payı ile 32.410 yıl öncesine aitti.
Çok gelişmiş resimler olmalarına rağmen bunlar bugüne kadar bulunmuş en
eski resimlerdir.
Batı Avrupa'da Neanderthaller'in ardılları olan tam çağdaş insanın ilk
görünmesine yakın yapılmışlardı. Bu nedenle yeni -ve şimdiye kadar
yanıtlanmamış- bir soru daha çıkmıştı: "Sanat" uzun bir gelişme dönemi
olmadan tam olarak biçimlenmiş ve gelişmiş olarak mı başlamıştı? Ve
resimler neden derin mağaralarda yapılıyordu?
Mağara resimlerinin en güzel örneklerine daha çok Avrupa'da, özellikle
de Kuzey ispanya ile Güney Fransa'nın dağlık kesimlerinde rastlanmakla
birlikte, Türkiye sınırları içindeki en güzel mağara resmi, Antalya
yakınlarındaki Katran Dağı'nda bulunan Öküzini Mağarası'nın girişindeki
kazıma boğa resmidir.
 
(Solda) Mamut fildişinden yapılmış bu insan başı, bir başparmak
boyundadır. Arkeolojik tekniklerin bugünkü kadar ciddi olmadığı 20.
yüzyıl başlarında Brassempouy'da (Landes, Fransa) bir kazıda çıkmıştır.
Sonuç olarak kesin yeri bilinmediği için günümüzde gerçekliği
tartışmalıdır. (Sağda) Peche-Merle'deki (Lot, Fransa) bu doğal kaya
formasyonu bir at başını akla getirmiş görünmektedir. Her iki at da bir
insan elinin çevresine üflenen boyalarla oluşturulmuş insan ellerinin
negatifleriyle çevrilidir. Sağdaki atta yapılan radyokarbon testi
24.600 yıllık olduğunu ortaya koymuştur.
BÜYÜK "NEDEN?" SORUSU
Yüz yıl önce araştırmacılar o zaman bilinen birkaç Üst Paleolitik Dönem
resminin "yalnızca" sanat sanat içindir ilkesine göre yapıldığını ve
resim yapmanın kaya duvarlara rastgele çiziktirmeler yapmaktan doğan
bir zaman geçirme aracı olduğunu iddia etmişlerdi. Ancak insanların
kırsalda gördükleri hayvanları çizmek için öyle büyük güçlüklerle
emekleyerek, sürünerek ve tırmanarak mağaralarına girdiklerini düşünmek
güçtü.
Sonra "sanat sanat içindir" kavramının "basit" olup olmadığı da haklı
olarak sorgulanmıştı. Gerçekten de pek çok sanat tarihçisi, "sanat
sanat içindir" diye bir şey olduğuna inanmıyordu. Sanat her zaman
toplumsal bir çerçeve içindeydi ve bir amaca yönelikti.
Bu tehlikeli yeraltı seferleri için bir açıklama gelmekte gecikmedi.
Fransız araştırmacısı Salomon Reinach, bunun nedeninin "iyilikçi
tılsım" olduğunu iddia etti. Ona göre insanlar avladıkları hayvanlar
üzerinde üstünlük sağlamak için resim yapıyorlardı. Böyle bir
faaliyetin esrara bürünmesi ve insanların yaşadıkları yerden uzakta
yapılması mantıklıydı. Daha sonra aslan resimleri bulunduğunda zamanın
önde gelen Fransız tarihçilerinden Abbe Henri Breuil, İnsanların
bunları yırtıcı hayvanın gücünü kendilerine almak için yaptıklarını
söyledi.
Araştırmacılar daha sonra, bu iyilikçi tılsım açıklamasının çok basit
olduğunu hissetmeye başladılar. Bu tür açıklamalar, resimlerin
çeşitliliğini açıklamıyordu ve çok farklı toplum türlerinde yaşayan
insanlar arasındaki zayıf benzetmelere dayanıyordu. Ayrıca gün ışığına
çıkmakta olan unsurları da açıklamamaktaydı. Örneğin, resimleri
yapanların resmin çizgilerini tamamlamak için kayanın biçimini
kullandıkları gerçeğinin bir açıklaması yoktu.
Abbe Henri Breuil'in eski bir öğrencisi olan Andre Leroi-Gourhan,
1960'lı yıllarda ortaya yepyeni bir açıklama attı. Bu antropolog Claude
Levi-Strauss tarafından geliştirilen felsefi tutum olan yapısalcılığa
dayanıyordu. Yapısalcılık, insan beyninin yapısı nedeniyle bütün
insanların ikili zıtlıklarla düşündüklerini iddia eder. Böylece
düşüncemizin temelinde kültür:doğa, sıcak:soğuk, aydınlık:karanlık,
kutsal: kutsal olmayan, çiğ:pişmiş, vahşi:evcil, biz:onlar ve
erkek:dişi gibi zıtlıklar vardır.
Leroi-Gourhan bunlardan sonuncusu üzerinde durdu. Görüşlerini sade bir
biçimde açıklamaya çalışırsak Leroi-Gourhan, Üst Paleolitik Dönem'in,
bütün 20 bin yılı boyunca mağaraların erkek:dişi ilkesine göre
düzenlenmiş organize sığınaklar olduğuna inanıyordu.
At gibi bazı hayvanlar "erkeklik", bizon ve Avrupa bizonu gibiler
"dişilik" simgesiydi. "Dişi" türler mağaraların orta kısımlarında yer
alırken "erkek" türler her yana dağılmışlardı. Aslan, ayı ve diğer
tehlikeli hayvanlar ise mağaraların derinliklerinde bulunuyorlardı.
Araştırmacılar şimdiki kanıtların Leroi-Gour-han'ın bu iddiasını
desteklemediğini iddia etmektedir: Resimler mağaralarda rastgele
yerlere çizilmişlerdir. Sonuçta, Leroi-Gourhan da bu esrarı
çözememiştir,
 
(Solda) Rouffignac'taki (Dordogne, Fransa) bu at başı, mağara
duvarından çıkan bir çakmak taşı üzerine resmedilmiştir. Hayvanın
gövdesinin geri kalanı duvarın içinde gizli ya da ardında imiş
görüntüsü verilmiştir. (Sağda) Chauvet Mağarası'nda (Ardeche, Fransa)
Aslan panosu. Mağara 1994'te keşfedilmiştir. Buradaki resimlerin 30 bin
yıldan eski olduğu tespit edilmiştir. Mağara duvarının yumuşak yüzeyi
resimlerin yapılabilmesi için düzeltilmiş ve yine kazıyarak bazı
boyanmış ayrıntıların belirginleşmesi sağlanmıştır. Bu pano mağaranın
derinlikli indedir.
RUHLAR DÜNYASI
Günümüzde, yine insan beyninin "devrelerine" dayanan ve sorunlu ikili
zıtlıkları işin içine sokmayan bir açıklama daha vardır. Bu, dünyada
avcılık ve toplayıcılık yapan toplumların çoğunda, farklı türlerine
rağmen, şamanizm adı verilebilecek bir inanç sistemi bulunduğu
gözlemine dayanır. Şamanist bir toplum katmanlı bir kozmosa inanır:
İnsanların yaşadıkları katman, altında ve üstündeki ruhların
yaşadıkları dünyalar.
Samanların görevi ruhlarla konuşabilmek, hastaları iyileştirmek,
hayvanların hareketlerini kontrol edebilmek ve havayı değiştirmek için
bu katmanlara geçmektir. Bu geçişi sağlamak için değişik bir
bilinçlilik durumuna geçerler. Bu durumlar hafif uzaklaşmalardan, derin
translara ve rüyalara kadar değişir. Bu farklı durumda kimi zaman
kendilerine güç veren ve ruhsal dünyada rehberlik yapan bir
hayvan-yardımcıyla ilişki kurarlar.
Şamanist açıklamaya göre, Üst Paleolitik Dönem'de mağaralar herhalde
alt dünyaya giden yollar olarak görülüyordu. Bunlara fiziksel olarak
girmek, değişik bir ruhsal duruma psikolojik girişten farksız görünmüş
olabilir. O öteki dünyada şamanlar hayvan-yardımcı ruhlar
arayacaklardı. Meşalelerinin titrek ışığında görerek ve dokunarak,
onlar için kendileriyle ürkütücü ruh dünyası arasındaki "zar" olan
duvarları yoklamışlardır.
Bir ruh-hayvan bulduklarına inandıklarında hayvanı zardan bu yana
geçmesi için ikna etmişler, sonra da resim yapıcılar olarak hünerlerini
kullanıp aslında bir görüntü olan şeyi kaya üzerinde
"sabitleştirmiş"lerdir. Resim ile kaya arasındaki bu yakın ilişki,
mağara duvarlarına çizilen pek çok resmin neden kaya yüzeyinin bir
parçası olduğunu ya da neden kayadan çıkarmış gibi göründüğünü açıklar.
Diğer yandan bazı resimler o kadar büyük ve karmaşıktır ki, bunlar
herhalde tek tek kişilerden çok gruplar tarafından yapılmış olabilir. O
dönemde yaşayan insanlar bu gösterişli resimler karşısında, kendilerini
mağaraların derinliklerinde bekleyen ve henüz ulaşamadıkları şeylere
hazırlamış olabilirler.
Şamanizm, dinamik bir inanç ve ideoloji sistemiydi ve üstelik insanlar
tarafından farklı toplumsal koşullar altında değiştirilebilirdi. Alt
dünyaya girildiğine inanç gibi şeyler, herhalde Üst Paleolitik Dönem'de
aynı kalmıştır, ancak binyıl devam ettikçe diğer unsurlar hiç kuşkusuz
değişime uğramıştır.
Chauvet Mağarasının ve diğer yeraltı "galerilerinin ortaya attığı büyük
soruların bazıları şamanist açıklamayla cevaplanmaktadır. Ama
diğerleri, cevapsız kalmaya hâlâ devam etmektedir. Örneğin, bizon
resminin anlamı atınkinden nasıl farklıdır?
Bir kemik parçasına yapılan at resmi ile yeraltındaki mağaraya çizilen
at resmi farklı şeyler midir? Bunları bilemiyoruz. Keats'in, Yunan
Vazosu şiirinde olduğu gibi sessiz görüntüler "bizi sonsuzluk gibi
şaşırtmaktadır. Yine de Chauvet'de ve diğer resimli mağaralarda elimizi
uzatıp ilk "gerçek insan"ın kayıp dünyasına -hemen hemen- dokunabiliriz.

Lascaux'da (Dordogne, Fransa) gayet süslü Axial Galeri. Tavana
resmedilen atlar, Avrupa bizonları ve çeşitli işaretleri seyirciyi
sarar gibidir.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|
İstavroz

Kapadokya

Kıyamet 2012'de mi?

Yunan Uygarlıkalrında Ölüm ve Ölüm Gelenekleri

Tarihde Sikkelerin Yapımı ve Önemi

|
Tümülüs Mezarları

Maya Uygarlığı'nın Çöküşü

Uzaydan Gelen Felaketler

Anasazilere Ne Oldu?

Moche Uygarlığı'nın Çöküşü

|
|