|
|
|
Yazının Doğuşu |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
37 |
Zaman: İÖ 3300?
Mekân: Mezopotamya
Harflerin babası olan sen, onlara gerçek sahip olduklarının tam karşıtı
olan bir güç verme isteğinle yönlendiriliyorsun... Belleğin değil,
hatırlatmanın bir iksirini icat ettin ve öğrencilerine bilginin
görüntüsünü sunuyorsun. Çünkü onlar bilmeden pek çok şeyi okuyacaklar
ve çoğunlukla bilmedikleri şeyleri biliyor gibi görüneceklerdir.
SOKRATES'E GÖRE MISIR KRALININ, YAZININ İLAHİ YARATICISI THOTH'A
SÖZLERİ.
Yazı nasıl başladı? Konuşma özel bir öğretim gerektirmeyen evrensel bir
insan yeteneği olduğu halde, yazı, insan tarihinde görece yeni bir
gelişmedir ve özel, bilinçli bir öğretim gerektirir. 18. yüzyıldaki
Aydınlanma Çağı'na kadar yazının en gözde açıklaması ilahi kökenli
olduğuydu.
Günümüzde bilimadamlarının çoğu ilk yazının, elimizdeki eski Mısır,
Hint, Çin ve Orta Amerika yazılarında muhasebeye pek rastlanılmasa da
muhasebeden doğduğunu kabul ederler. Buna rastlanılmamış olması o
uygarlıklarda bürokratik kayıtların bozulabilir maddeler üzerinde
tutulmadığı anlamına gelmemektedir.
Diğer bir deyişle, ÎÖ dördüncü binyılın sonlarında "uygarlığın beşiği"
Mezopotamya'nın ilk Sümer kentlerindeki ticaret ve yönetimin
karmaşıklığı yönetici seçkinlerin bellek güçlerini aşacak noktaya
ulaşmıştı. Ticari işlemleri tartışılmaz ve sabit bir biçimde kaydetmek
gerekli olmuştu. O zaman yöneticiler ve tüccarlar, "Bunu yazıya dökelim
mi?" ya da "Bunu yazılı olarak alabilir miyim?"in Sümerce'sini
söyleyeceklerdi.
Bazı bilimadamları bu soruna bilinçli bir çözümün ÎÖ 3300 yıllarında
Uruk (Kitabı Mukaddes'teki Ereh) kentinde bilinmeyen bir Sümerli
tarafından getirilmesinin yazıyı doğurduğuna inanırlar. Yine bazıları
bunun bir icat değil, rastlantısal bir buluş olduğu fikrindedirler. Çok
kimse de yazıyı ani bir ilham ürünü değil, uzun bir süre devam eden bir
evrimin sonucu olarak görür.
Pek tanınmış bir kurama göre yazı kilden "fişler"in sayılması
sisteminden çıkmıştır. Basit disklerden amacı bilinmeyen karmaşık sivri
biçimlere kadar değişik "fişler", Ortadoğu'nun arkeolojik alanlarında
bulunmuştur. Bu kurama göre bu üç boyutlu fişler yerine kil üstünde iki
boyutlu sembolleri yazıya giden ilk adımdı.
Büyük güçlüklerden biri "fişler"in Sümer çivi yazısının ortaya
çıkışından sonra uzun bir süre devam etmesidir. Bir diğer güçlük de,
kil bir tablet üzerinde iki boyutlu bir sembolün üç boyutlu "fiş"ten
daha çok değil, daha az ileri bir kavram olarak görülmüş olabilmesidir.
"Fişler"in yazının çıkışma yol açtığı değil, onun çıkışına eşlik ettiği
daha muhtemeldir.
Bazı bilimadamlarına göreyse, yazının tam olarak ne zaman ortaya
çıktığı sorusu bilimsel bir soru değildir. Asıl bilimsel soru, bugüne
kalan en eski yazı örneklerinin ya da yazının "ata"sı sayılabilecek
örneklerin hangi tarihten kaldığıdır. Bir başka bilimsel soru da,
yazının hangi toplumsal koşulların ürünü ve hangi toplumsal
gereksinimlerin karşılığı olarak ortaya çıktığı olmalıdır.
 
(Solda) Proto-yazı mı? Fransa'da Pech-Merle'de bir mağaradaki bu
simgeler herhalde 20.000 yaşındadır. Anlamları bilinmiyor. (Sağda) İÖ
1200 yılından Çin "Kehanet kemikleri". Simgelerden bazıları modern Çin
karakterlerine benzemektedir.
"PROTO-YAZI"
"Fişler" dışında "proto-yazı" denilebilecek sayısız örnek vardır.
Örneğin Güney Fransa'da mağaralarda bulunan Buzul Çağı sembolleri
herhalde 20.000 yaşındadır. Lot'ta Peche-Merle'de bir mağarada Buzul
Çağı'nda çizilmiş bir el ve kırmızı noktalar vardır.
Bu ne demektir? "Ben hayvanlarımla buradaydım" mı? Yoksa burada daha
derin bir sembolizm mi vardır? Başka resimlerde atlar, bir geyik
kafası, bizon ve bazı simgeler vardır. Kertilmiş kemikler herhalde ay
takvimleri işlevini görüyordu.
"Proto-yazı", bugün kelimeyi kullandığımız anlamda yazı değildir. Ünlü
yazı araştırmacısı John DeFrancis "tam" yazıyı "herhangi bir düşünceyi
iletmek için kullanılan grafik semboller sistemi" olarak tanımlamıştır.
Bu tanıma göre "proto-yazı" Buzul Çağı mağara sembollerini, Ortadoğu
arkeolojik "fişler"ini, Pikt sembol taşlarını, İnka quipus düğümlerini
ve uluslararası ulaşım sembolleri, otoyol simgeleri, bilgisayar
"ikonları" ve matematik sembolleri ile müzik notalarını içerir. Bu
sistemlerden hiçbiri "bütün düşünceleri" ifade edemezlerse de, özel
iletişimde her birinin yararı vardır.
İnsan düşüncesini bütün genişliğiyle ifade etmek için, konuşulan dille
yakından ilişkili bir sisteme ihtiyacımız vardır. Çağdaş dilbilimin (ve
yapısalcılığın da) kurucusu Ferdinand de Saussure'in yazdığı gibi, dil
bir kâğıda benzetilebilir. "Kâğıdın bir yüzünde düşünce, diğer yüzünde
ses vardır. Bir makas alıp kâğıdın bir yüzünü öteki yüzüne zarar
vermeden kesmek nasıl mümkün değilse, bir dilde de sesi düşünceden ya
da düşünceyi sesten ayırmak mümkün değildir."
 
(Solda) Modern hiyeroglifler, "proto-yazı"nın çağdaş biçimidir.
Bunların anlamları bilinmektedir, ancak alfabetik harflerin aksine
sınırlı kullanımları vardır. (Sağda) Tutankhamon'un mezarından iki
altın göğüslük. Yukarıdaki bokböceği (kheper olarak okunur)
Tutankhamon'un prenomeni Nebkheprure'nin bir kısmını oluşturan bir
rebus'tur. Şahinin pençelerindeki "ankh" simgesi (haçlı) bir piktogram
olup "hayat" anlamına gelmektedir.
YAZININ GELİŞMESİ
İlk "tam" yazı sistemi sayılabilecek sembollerin genellikle
piktogramlar olduğu düşünülür: Bir tencere, ya da bir balık ya da ağzı
açık bir baş (yemek kavramını ifade için). Bunlar ÎÖ 4. binyılın
ortalarında Mezopotamya ve Mısır'da, ondan kısa bir süre sonra İndus
Vadisi'nde ve bazı Çinli arkeologların (kuşkulu) iddialarına göre daha
önce de Çin'de bulunmuşlardır.
Bunların ikonluğu çoğunlukla kısa zamanda o kadar soyutlaşmıştır ki,
bizler için artık tanınmaz haldedirler. Aşağıda Sümer piktogramlarının
çivi yazısına nasıl dönüştüğü görülmektedir:
Ancak piktogramlar resmedilemeyen kelimeleri ve bunları oluşturan
parçaları ifadede yetersizdi. Yalnızca piktografik, sınırlı
"proto-yazı"nın aksi olarak "tam" yazının gelişmesi için gerekli olan
rebus ilkesiydi. Latince'de "nesnelerle" anlamına gelen sözcükle ifade
edilen bu radikal fikir, fonetik değerlerinin piktograf sembolleriyle
temsil edilmesine imkân verir.

Böylece İngilizce'de önünde 4 (four) olan bir arı (bee) resmi "before"u
(önce) temsil edebilir. Bir arı (bee) ile bir tepsi (tiay) resmi
"betray" (ihanet) olarak okunabilir. Mısır hiyeroglifleri rebus'lerle
doludur; örneğin R(a) ya da R(e) olarak telaffuz edilen güneş simgesi
O, firavun Ramses'in hiyeroglif hecesinin ilk sembolüdür. Sümer
tabletlerinden birinde soyut "parasını iade" sözcüğünün bir saz ile
temsil edildiğini görüyoruz. Bunun nedeni "iade" ile "saz"in Sümer
dilinde aynı fonetik gi değerini paylaşmalarıdır.
Konuşma ve düşünmeyi tümüyle ifade edebilen bu "tam" yazı icat
edildikten -ya da bir rastlantı sonucu bulunduktan ya da evrimle oraya
gelindikten-sonra, bulunduğu Mezopotamya'dan bütün dünyaya yayılmış
mıdır?
En eski Mısır yazısının tarihi İÖ 3100, İndus Vadisi'ninki (çözülmemiş
mühür taşları) İÖ 2500, Girit'inki (çözülmemiş Lineer A yazısı) İÖ
1750, Çin'inki ("kehanet kemikleri") İÖ 1200, Orta Amerika'nınki
(çözülmemiş Zapotek yazısı) ÎÖ 500 yıllarından kalmadır ve bu
tarihlerin hepsi yaklaşık tarihlerdir.
Bu temele dayanarak belirli bir yazının sembollerinin değil de, yazı
fikrinin bir kültürden uzak kültürlere ağır bir tempoyla yayıldığını
söylemek mantıklı görünmektedir. Baskı fikrinin Çin'den (Girit'te
bulunan İÖ 1700 yılına ait ve "baskı" gibi görünen esrarengiz Phaistos
diskini saymazsak) Avrupa'ya erişmesi 600-700 yıl sürmüştür. Kâğıt
fikrinin Avrupa'ya yayılmasının daha da uzun sürdüğü gözönüne alınırsa
yazının Mezopotamya'dan Çin'e çok daha uzun bir sürede gitmiş olmaması
için bir neden yoktur.
Yine de, fikrin iletilmesi konusunda somut kanıtların yokluğunda (ki,
Mezopotamya ve Mısır gibi daha yakın uygarlıklarda bile)
bilimadamlarının büyük bir kısmı yazının eski dünyanın büyük
uygarlıklarında birbirinden bağımsız olarak geliştiğini düşünmeyi
yeğlemektedirler, iyimserler ya da en azından anti-emperyalistler,
insan toplumlarının zekâ ve yaratıcılıklarını vurgulayacaklardır.
Tarihe daha muhafazakâr açıdan bakan kötümserler ise insanların varolan
şeyi mümkün olduğu kadar aslına sadık kalarak kopya ettiklerini,
yeniliklerini mutlak ihtiyaç duyulan durumlarla sınırlayacaklarını
kabul edecektir. Ne de olsa bu sonuncusu Yunanlılar'ın (İÖ 1. binyılın
başlarında) alfabeyi Fenikeliler'den alışlarını ve bu arada Fenike
yazısında olmayan sesli harf simgelerini eklemelerinde tercih edilen
açıklamadır.
İS 1. binyılda Japonlar'ın da Çin karakterlerini almaları gibi başka
yazı alma örnekleri de vardır. Paskalya Adası'nın rongorongo yazısı
-ki, ada yeryüzünün her yerden en uzak iskân edilmiş noktasıdır-
çözülürse bu Paskalya Adası sakinlerinin yazıyı kendilerinin yardımsız
mı icat ettikleri, yoksa yazı fikrini kanolarında Polinezya'dan mı
getirdikleri ya da adayı ilk 17. yüzyılda ziyaret eden Avrupalılar'dan
mı aldıkları sorusuna ışık tutacaktır. Eğer rongorongo'nun Paskalya
Adası'nda yardımsız icat edildiğim kanıtlayabilirsek, o zaman yazının
bir tek değil, birkaç kökeni olduğundan sonunda emin olabileceğiz.
Yazıyla uygarlık ve kültürel gelişme arasında dolaysız bir ilişki
olduğu öne sürülür. Bununla birlikte 20. yüzyılda yapılan antropolojik
araştırmalar son derece karmaşık bir ruhsal ve kültürel sisteme sahip
bazı toplulukların yazı olmadan da varlıklarını sürdürebildiklerini
ortaya koymuştur.
Bütün bunların sonucunda son söz olarak şunu söyleyebiliriz: Yazı her
zaman ticaretin ve meta ekonomisinin belli bir düzeye geldiği ve görece
geniş bir coğrafya üzerinde merkezi bir yönetimin kurulduğu
topluluklarda bir zorunluluk olmuştur.
 
(Solda) Mezopotamya'dan kil "zarf" ve kil "fiş"ler. "Zarf"ın üzerinde
"fiş"ler tarafından herhalde içindekileri belirtmek için yapılan izler
yazının gelişmesindeki bir aşama olabilir. (Sağda) İÖ 3000 yılına ait
bir Sümer rebus'u. Sol üst köşedeki "saz", "iade" için bir rebus'tur.

Bir piktogram ne zaman piktogram değildir? M.C. Escher'in Meiamorphosis lll'ü, 1967-68.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|
Kablumbağa

Mağara Resimlerinin Sırrı

Aydın Oğulları

Binilmiş At

Mezapotamya Tarihi

|
Tümülüs Mezarları

Maya Uygarlığı'nın Çöküşü

Uzaydan Gelen Felaketler

Anasazilere Ne Oldu?

Moche Uygarlığı'nın Çöküşü

|
|