|
|
|
Büyük İskender'in Lahdi |
|
|
 |
 |
Okunma |
|
70 |
Zaman: İÖ 4. yüzyıl
Mekân: İskenderiye, Mısır
Jul Sezar... Ölümün gençliğinde vurduğu ve böylece mağlup bu dünyanın
intikamını aldığı o deli ama şanlı serüvenci, Büyük İskender'in
cesedini taşıyan kayadan yontma lahde acele bir ziyarette bulundu.
LUCANUS, İS 1. YÜZYIL
İskender, İÖ 323 yılında Babil'de öldüğünde hiç kuşkusuz cesedinin
Aegai'de (günümüz Kuzey Yunanistan'ında Vergina) Makedonya krallarının
geleneksel kraliyet mezarlığında gömüleceği umuluyordu. Babil'de cesedi
yakılmak yerine tahnit edildi.
Selefini gömmek yeni kralın yasal hakkı olduğu için imparatorluğunda
hak iddia edenler, onun yerine geçme mücadelesine girince, bir iktidar
mücadelesinin odak noktası oldu. İskender'in Batı Mısır çöllerinde Zeus
Ammon'un kehanet ocağı olan Siwa'da gömülmek istediği söylenir,
İskender'e orada kendisinin "Ra'nın oğlu" olduğu, yani Zeus Ammon'un
oğlu olduğu söylenerek iltifat edilmişti.
Bu tanrının özelliği olan koç boynuzları bundan sonra kimi zaman
İskender'in çeşitli tasvirlerine eklenmiştir. Siwa'da gömülmek onun
gerçek isteği miydi, yoksa ölümünden sonraki propaganda savaşı için o
günlerde uydurulmuş bir hikâye miydi, bunu asla kesinlikle
bilemeyeceğiz.
 
(Solda) Yapımının iki yılda tamamlandığı söylenen İskender'in gayet
süslü cenaze arabasının Diodorus tarafından anlatıldığı biçimde
canlandırılmış çizimi. (Sağda) Karakteristik saç stili ve dalgın
bakışlarıyla Büyük İskender'in mermer başı. İstanbul Arkeoloji Müzesi.
MISIR'A YOLCULUK
Sonunda İskender'in cesedini kazanmayı başaran Mısır hükümdarı
Ptolemaios Soter (İÖ 304-284) oldu: Soter Şam'a gitti ve burada cesedi
Babil'den göndermekten sorumlu satrap Arrhidaeus'la görüştü. Herhalde
burada büyük paraların el değiştirmesinden sonra, cenaze alayının
rotası tamamen değiştirildi ve ceset Makedonya'ya değil de Mısır'a
doğru yoluna devam etti.
İskender'in son istirahatgâhının ayrıntılarını değil de, yapımı iki yıl
süren gayet süslü cenaze arabası hakkında daha çok şey biliyor olmamız
da tarihi açıdan garip bir tecellidir. Sicilyalı tarihçi Diodoros,
yazdığı tarihinde, ÎÖ l. yüzyılda görgü tanıklarının ifadelerine
dayanarak, arabanın gayet ayrıntılı bir tarifini bırakmıştır.
Bundan sonra olanlar tam olarak bilinmemektedir. Bir tarihi geleneğe
göre İskender'in cesedi İskenderiye'ye gönderilmeden önce Memphis'e
götürülmüştür. Kısa bir süre için de olsa Memphis'de toprağa verilmiş
olması akla yatkın görünmektedir. Ancak İskender'in cesedi konusundaki
başlıca kaynaklarımız olan Diodoros ve Strabon, Memphis'ten söz
etmedikleri için kaynaklardan biri olan Curtius Rufus'un, bunun "birkaç
yıllığına" olduğu iddiası sorgulanabilir.
İskender'in cesedi Ptolemaios Soter'in hükümdarlığının sonu gelmeden
çok önce İskenderiye'ye taşınmış ve burada altın bir tabut içinde
sergilenmiştir. Ancak bu İskender'in son istirahatgâhı olmayacaktı.
Ptolemaios Soter'in haleflerinden Ptolemaios Philopator'un (ÎÖ 221-205)
Ptolemaios hanedanı için yaptırdığı Sema ya da Soma (kaynaklar iki adı
da vermektedirler) mozolesinde Ptolemaios'un Mısır hükümdarları olan
seleflerinin yanı sıra İskender'in cesedi de bulunuyordu.
Bu anıt İskender'in İskenderiye'deki özgün istinatgahının çevresinde
inşa edilmiş olabilirse de, oraya yakın yeni bir yerde de kurulmuş
olabilir. Bu durumda İskender'in ilk gömüldüğü yer çok geçmeden
unutulmuş olacaktır. Ancak İskender'e o zaman bile rahat verilmemişti:
X. Ptolemaios (İÖ 107-88) altın tabutu çalıp yerine ak mermerden bir
tabut bıraktı.
Mezarın son kayıtlı ziyaretçisi 215 yılında Roma imparatoru Caracalla
idi. Anıt 273 yılında İskenderiye'de başgösteren ayaklanmalar sırasında
muhtemelen imha edilmiştir. Bu olaydan yüz yıl sonra İskenderiye'yi
ziyaret eden piskopos John Chrysostom mezarın yerinin bile unutulmuş
olduğunu yazmıştır.

Ptolemaios'lar döneminde İskenderiye'nin planı. İskender'in mezarının Sema'daki yeri.
KAYIP MEZAR: KLASİK KAYNAKLAR
Bugün, İskender'in mezarına ait hiçbir ize rastlanılmamaktadır ve
mezardan kalan da herhalde çağdaş İskenderiye'nin altında kalmıştır.
Ama mezarın nerede olduğunu yaklaşık olarak biliyoruz: Strabon, bunun
doğu limanın yanında krallık ikametgâhları, tapınaklar ve büyük
parklarıyla "Saraylar" olarak bilinen bölgede olduğunu belirtmektedir.
İskender'in mezarının da kentin bu kuzeydoğu semtinde denize yakın ya
da deniz kenarında olması mümkündür. Ancak elimizdeki yazılı
kaynaklarda görünümü ya da boyutları hakkında açık bir ipucu yoktur ve
mezarı, kentin, kilden yapılmış süslü lambaların üzerindeki küçük
temsili resimlerinde tespit etmek pek inandırıcı değildir.
Latin şairi Lucanus'un birinci yüzyıldan kalma bir şiirinde, cesedin
bir yeraltı odasında bulunduğu belirtilmektedir. Lucanus mezarın biçim
olarak piramite benzer olduğunu ima ediyorsa da, bundan inandırıcı hır
görünümünü çıkarmak mümkün olamamıştır.
İskender'in mezarının o zamanki mozolelerde kural olduğu gibi (bunların
en ünlüsü Türkiye'de Halikarnassos'ta [Bodrum'da] bize "mozole"
sözcüğünü veren Kral Mausolus'un mezarıdır) kare ya da dikdörtgen olup
olmadığını ya da dairevi biçimiyle geleneklerden ayrılıp ayrılmadığını
bilemiyoruz.
Lucanus'un arkeolojik dilde dairevi bir mezar (genelde üzerinde toprak
bir höyük vardır) anlatmak için kullanılan tümülüs sözcüğünü kullanmış
olması, İskender'in mezarının mutlaka daire biçimli olduğunu
kanıtlanamaz: Şiirlerde bu sözcük, tanımlamalardaki doğruluk yerine
kafiye ya da vezin ihtiyacı için de seçilmiş olabilir.
Gerçek şu ki, İskender'in mezarının biçimi ve süslemeleri hakkında
bugün hiçbir gerçekçi fikre sahip değiliz ve bu anıtı görmüş ya da
ondan etkilenmiş olanların eski çağlarda mutlaka var olmuş olması
gereken yazılı metinleri de, ne yazık ki günümüze kadar ulaşmamıştır.
 
(Solda) İÖ 4. yüzyıl sonları ya da 3. yüzyıl başlarında Lysimachus
tarafından çıkarılan sikkede İskender'in Zeus Ammon olarak portresi
(koç boynuzlarıyla). (Sağda) Cezayir'de Batna yakınlarında İÖ 200-150
yıllarından kalma Le Medracen mozolesi. Çatı basamaklı piramit
şeklindedir ve dikey yüzey Dor stili yarım sütunlarla süslenmiştir.
NUMİDİA'DAKİ BENZERLERİ
Somut kanıt olmaması karşısında varsayımlara gitmek zorundayız. Kuzey
Afrika'da Mısır dışında günümüze kalan en önemli Roma öncesi anıtlar
hiç kuşkusuz Numidialı kral ve prenslerin Cezayir'de Siga, Tipasa,
Constantine ve Batna ile Tunus'ta Dougga'daki örneklerdir. Bunların
hepsi Yunan Helenistik dünyasıyla yakın ilişkileri gösterirler ve hemen
hemen hepsinde görülen dört eşit olmayan parçaya bölünmüş yüksek sahte
kapı, Makedonya mezar mimarisinde çok yaygındır.
Bu Numidia mezarlarının en büyüğü ve en etkileyicisi Batna
yakınlarındaki Le Medracen dairevi mozolesi (çapı 59 metre) ve Tipasa
yakınlarındaki "Hıristiyan Kadının Mezarı" olarak bilinen (sahte kapı
üzerindeki bölme çizgileri nedeniyle yanlışlıkla böyle
adlandırılmıştır) ve çapı 63 metre olandır. Birincisi daha eski olup İÖ
200 ila 150 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.
Tipasa mezarı ondan yüz yıl sonra yapılmıştır. Le Medracen vahşi ve
ıssız bir doğanın ortasında tek basınadır ve onun ait olması gereken
yerleşim yeri günümüze kadar tespit edilebilmiş değildir. Şu anda bu
dairevi Numidia mezarlarının Akdeniz dünyasında öncüleri yoktur. Her
ikisi de İskender'in mezarının bilinen iki unsurunu taşımaktadır:
Anıtın dışında başlayan bir geçitle erişilen bir yeraltı mezar odası ve
piramit biçiminde bir çatı.
Bunlardan her ikisinde de İskender'in İskenderiye'deki mezarının model
olarak alınmış olması mümkün müdür? Yunan dünyasının Mısır'a en yakın
yeri olan Cyrenaica'da (Doğu Libya'da) geç Helenistik dönemde daire
şeklinde mozolelerin ortaya çıkması bir rastlantı mıdır?
Augustus'un Roma İmparatorluğu üzerinde hâkimiyetini pekiştirmeye
çalıştığı dönemde hanedan emellerim ifade için kendisine İÖ 28 yılında
Roma'da Campus Martius'ta daire biçiminde bir mozole inşa ettirmiş
olması da bir rastlantı mıdır? Bu mozole ondan sonra Roma dönemi
boyunca aristokrat seçkinlerin gösterişli mezarlarına model olmuştu.
Daire biçimi Roma'daki Hadrianus mozolesinde (Castel Sant'Angelo) ve
Ravenna'da Theoderic'in mezarında görülür. Çok daha sonraları, 18.
yüzyılda, bu model Yorkshire'da Howard'da ve Lincolnshire'da
Brocklesby'deki mükemmel örnekler gibi Avrupa'nın başka yerlerinde
görkemli aile mozoleleri örnekleri olarak yeniden keşfedilmiştir.
Şu halde İskender'in İskenderiye'deki mezarının daire biçimli olduğu ve
önce Numidialı kralların ve sonra da Augustus'un, ünlü seleflerinin
mozolesini örnek aldıkları varsayımı ileri sürülebilir. İskender' in
mezarının ya serbest ya da birbirine bağlı sütunlarla çevrili olduğunu
(Le Medracen ve Tipasa'da olduğu gibi) ve heykel bakımından da zengin
olduğunu tahmin edebiliriz. Ama bütün bunlar somut kanıtlardan
yoksundur.
Son zamanlarda Achille Adriani tarafından İskenderiye'deki doğu
mezarlığında ak mermerden yapılma basit bir mezarın İskender'in mezarı
olarak gösterilmesi girişimi inandırıcı değildir. Ancak arkeologlar
gerçek mezarın kalıntılarını çağdaş İskenderiye'nin altında (bir
rastlantıyla) bulana kadar, bu olağanüstü insanın son istirahatgâhının
neye benzediğini asla öğrenemeyeceğiz.
 
(Solda) Cezayir'de Tipasa'da İÖ 200-150 yıllarından kalma "Hıristiyan
Kadının Mezarı"nın sahte kapısından ayrıntı. (Sağda) Libya'da
Ptolemaios'te İÖ 200-150 yıllarında daire biçiminde bir Yunan
mozolesinin çizimi.
|
Rastgele
Son Eklenenler
|
|
Tapınak Şovalyeleri

Cinler ve Medyumlar

Kare Oyma

Efes Tarihi

Karaman

|
Tümülüs Mezarları

Maya Uygarlığı'nın Çöküşü

Uzaydan Gelen Felaketler

Anasazilere Ne Oldu?

Moche Uygarlığı'nın Çöküşü

|
|